Eksilmeyen güneşi, bereketli toprakları ile Adana, Akdeniz’in en büyük, en eski şehirlerinden biri. Benim için Adana çocukluğumda, gençliğimde hep Yaşar Kemal’in kitaplarındaki pamuk tarlalarıyla özdeşti. Zaman geçtikçe buna bir de  kebap ve portakal eklendi. Zengin mutfağı Adana’yı keşfetmek için en iyi bahanelerden biriydi. Bir hafta sonu şeytana uyup Adana yollarında buldum kendimi. Bu gezi biraz kültür, biraz fotoğraf ama en çok da yemek temalı bir gezi oldu bu sefer…

Adana
Merkez Park, Adana

Konu Adana olunca kebabı düşünmeden bir yazı yazmak zaten mümkün olmuyor. Ancak Adana kesinlikle kebaptan ibaret bir şehir değil en az onun kadar lezzetli yüzlerce çeşit yemeğiyle damak tadına düşkünler için en güzel adreslerden biri. Bu yüzden bende bu Adana gezisini Adana’nın kebabını ve diğer lezzetlerini keşfetmek üzerine yapıyorum. 

I. Gün – Sabah

Sabahın erken saatlerinde vardığım Adana’ya gezmeye başlamadan önce Levent Börek’e uğruyorum.  Ünlü Adana böreğinin adı artık mesafeleri çoktan aşmış. 1968’den beri her gün mesaiye 03.30’da başlayan Levent Usta seyyar tezgahla başlamış işe. Akşamdan hazırladığı böreğini erkenden kalkarak pişirir sonra da Yüreğir Mahallesi’nin yolunu tutarmış. 3 çeşit peynirle yapılan böreğin tadı nefis, kabuğu çıtır çıtır. O zamanlar böreği sıcak tutmak için altında ocak yakarmış Levent Usta. Şimdi oğlunun devam ettirdiği dükkânda böreğin lezzeti aynı şekilde devam ediyor. Süleyman Vahit Caddesi’ndeki dükkânda böreğe ulaşmak bazen çok zor oluyormuş. Özellikle hafta sonları önünde sıralar oluşan böreği yiyebilmek için önce sıra numarası alıyorsunuz sonra böreğiniz geliyor. Bana göre en güzeli peynirli olan ama dilerseniz kıymalı, pastırmalı, kavurmalı, zeytinli ve ıspanaklısı da var. Seçim yapmak zor.

Adana
Ulu Cami, Adana

Kahvaltıdan sonra Ulu Cami’ye doğru yürüyorum. Ramazanoğlu Halil Bey tarafından 1573 yılında inşa edilen camide Selçuklu, Memlük ve Osmanlı tarzı hâkim. Medreseler ise klasik Osmanlı medrese tarzında yapılmış. Bahçesinden hiç eksik olmayan güvercinlere yem verdikten sonra yolun üzerindeki eski Kız Lisesi’ne göz atıyorum. Sultan Abdülhamit zamanında askeri okul olarak yaptırılan taş bina halen güzelliğini koruyor. Cumhuriyet döneminde kız lisesi olarak da kullanılan bina, artık kültür merkezine çevrilmiş. Buradan merakla beklediğim Taş Köprü’ye ulaşıyorum. Şehrin sembollerinden olan Roma Dönemi köprüsü, Seyhan ve Yüreğir’i birbirine bağlıyor. 1700 yıllık köprü, dünyanın halen kullanılan en eski köprülerinden biri olarak biliniyor. Eskiden 21 gözü olan köprünün onarım çalışmalarından sonra 14 gözünü görebiliyorsunuz. Sabancı Merkez Camisi’nin manzarası da en güzel buradan izleniyor. Şanslıysanız caminin nehre düşen yansımasına denk gelebilirsiniz. 

Adana
Taş Köprü, Adana

I. Gün – Öğle

Seyhan Nehri kıyısından yürüyerek Merkez Park’a ulaşıyorum. Burası şehrin akciğerleri diyebilirim. Yaz kış ağaçlardan taşan turunçlar ve çiçek bahçeleri ile rengarenk. Hemen parkın köşesinde yer alan Sabancı Merkez Cami muhteşem görünüyor. Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun en büyük camisi 1998 yılında tamamlanmış. 20 bin kişilik cami klasik Osmanlı tarzında inşa edilmiş. Çiniler, vitraylar ve süslemeler bezenmiş caminin içi de görülmeye değer. 

Adana
Merkez Park ve Sabancı Merkez Cami, Adana

“Kebabın en lezzetlisi Adana’da yenir” diyerek öğle saatlerinde kendimi Erciyes Kebap, Kazım Usta’nın yerinde buluyorum. Adana’da en güzel kebapların en salaş mekanlarda olduğunda herkes hem fikir. Kazım Usta’nın mekanı da oldukça salaş… Gürgenden yapılma tezgahında harıl harıl hazırlık yapıyor. “Erkek kuzu etinden başka et kullanmam” diyerek başlıyor cümlesine, bir yandan da zırhıyla domates doğramaya başlamış bile… “Adana’da salatalar hazır olmaz, en alası 3 dakikada hazırlanır” diye devam ediyor ve ustasının elinden çıkan salata 2 dakikada masaya servis ediliyor. Adana’da kebap masaları anında sebze bahçesine dönüyor. Közde pişmiş soğanlar, domatesler, biberlerle beraber taze naneler, turplar, maydanozlar geliyor kebaptan önce masaya. Lokumu, ciğeri, kaburgası, kebabı da piştikçe geliyor masaya. Adana’da kebabın içine tuz ve toz biberden başka bir şey koymuyorlar. Etini de makineyle değil zırh ile çekiyorlar.  İçerisinde yüzde 10 ya da 20 oranında kuyruk yağı olmazsa ona kebap, demiyorlar.

Adana’nın en çok öne çıkan yemeği kebap ama adları onun kadar duyulmamış birçok lezzeti var.  Özellikle mezeleri kebaplarından bile lezzetli.  Nohut ve pastırmayla hazırlanan humusu bir de Adana’da yemelisiniz. Analı kızlı, sarımsaklı köfte, mumbar dolması, şırdan, güveç, kabak çıntması, içli köfte, fellaf köftesi, kedibatmaz, ekşili topalak daha çok evde pişen yemekler ama bazılarını lokantalarda bulabiliyorsunuz. 

I. Gün – Akşam

Yemek sonrası rehavete düşmeden yürüyüşümü Adana Müzesi’ne kadar uzatıyorum. Cumhuriyetin ilanından hemen sonra kurulan müze, Türkiye’nin en eski on müzesinden biri. Tarsus, Adana ve çevresinden derlenen antik eserlerin yer aldığı müze oldukça gösterişli. 

Adana
Sabancı Merkez Cami, Adana

Adanalılardan öğrendiğim kadarıyla burada şırdan yenmeden gün bitmiyormuş. Görüntüsü ilginç ama lezzeti bambaşka… Şırdan, inek ya da koyun gibi geviş getiren hayvanların midelerindeki dört gözden sonuncusuna verilen isim. İyice temizlenen şırdan, baharatlı pirinç karışımıyla dolduruluyor ve ağzı dikildikten sonra salçalı suda pişiriliyor. Elde edilen şırdan dolması, üzerine tuzlu kimyon ve pul biber serpilerek yeniyor. 

II. Gün – Sabah

Sabah erkenden kalkarak şehrin sokaklarını dolaşmak niyetindeyseniz yanlış yerdesiniz. Çünkü burada nereye giderseniz gidin ızgaralardan gelen ciğer kokuları sizi yoldan çıkarıyor. O yüzden çarşı aralarında kurulmuş ızgaraları gördüğünüzde şaşırmayın. Bu saatlerde Adana’da sokakları buram buram ciğer kokuyor, çünkü Adana’da kahvaltıda ciğer yemek adetten. Sabah taze taze gelen ciğerler dinlendirilmeden pişiriliyor. Asıl lezzeti veren de buymuş… Sokak lezzetlerinin en güzelini de buralarda buluyorsunuz. Ciğercileri uzaktan seyrettikten sonra eski şehrin sokaklarını keşfetmeye Büyük Saat Kulesi’nden başlayıp Yağ Cami’ne devam ediyorum. Yolumun üzerinde önce Saat Kulesi’ne sonra Kalaycılar Çarşısı’na uğruyorum. Eski Adana’nın keyfini çıkarmak için birebir buralar. Çay ocaklarında kısa molalar verip ince belli bardaklardan çay içiyorum. 

Adana
Bakırcılar Çarşısı, Adana

Yürürken serinlemek için Adana’yla özdeşleşmiş şalgam suyunu deniyorum. Adanalılar kebapları kadar şalgam suyuyla da övünüyorlar. En iyisini de kebap ustalarının yaptığını söylüyor. Yol üstü büfelerinde oldukça lezzetli şalgam suyu bulmak mümkün. Kazım Büfe en ünlüsü… Acılı ya da acısızını seçmek size kalmış.  Buz gibi bir bardak şalgam suyu içip yola devam ediyorum. 

II. Gün – Öğle

Adana’nın ünlü Bebekli Kilisesi İtalyan Katolik kilisesi olarak hizmet veriyor. 1880’li yıllarda Aziz Paul adına yaptırılan kilisenin tepesine 2,5 metrelik bir Meryem Ana Heykeli yerleştirilmiş. Bu heykel bebeğe benzetildiğinden buranın adı da Bebekli Kilise olarak kalmış. Buradan Atatürk Evi ve Müzesi’ne kadar yürüyorum. 

Atatürk’ün Adana’ya gelişlerinde birkaç kez kaldığı Suphi Paşa Konağı artık bir müzeye çevrilmiş. İçerisinde Atatürk’ün Adana gezilerine ait fotoğraflar, etnoğrafik ürünler, döneme ait gazeteler, Kuvayi Milliye döneminden kalma eşyalar yer alıyor. 

Adana
Çarşı içi, Adana

 II. Gün – Akşam

Ayrılmadan önce “yeni Adana” denilen bölüme çeviriyorum rotamı. Atatürk Parkı’ndan sonrası “yeni Adana” olarak geçiyor. Ziya Paşa Bulvarı, Turgut Özal Bulvarı keşfedeceğim yerler… Bolca kafe, restoran ve mağazaların olduğu bulvarlar Seyhan Barajı’na kadar uzanıyor. Menderes Adası Piknik Alanı ve onun açıklarındaki Sevgi Adası’na karşı tekrar bir mola verip Adana’nın ünlü “bici bici”sinin tadına bakıyorum. Muhallebi, gül suyu ve buzla yapılan tatlıyı isterseniz sade isterseniz meyveli yiyebiliyorsunuz. 

Bu tarifsiz lezzetlerle Adana, damak tadına düşkünler için tam bir şölen sunuyor. Yöreye özel 200’den fazla tespit edilmiş yemek var. Gastronomik anlamda hak ettiği yeri alması ve bu özel lezzetlerin uluslararası alanda tanıtımı için Adana Lezzet Festivali her yıl Merkez Park’ta gerçekleşiyor. Festivalde birçok statta Adana’ya özgü yerel lezzetler tanıtılıyor ve uluslararası üne sahip şefler davet edilerek atölyelerde halkın dünya mutfağının lezzetleriyle tanışması sağlanıyor. Ekim ayında Adana’da olursanız festivali kaçırmayın, derim. 

Adana
Adana evleri

Yemek temalı geçen bir geziye en son noktayı Tekerlek Tatlısı (Adana Burması) ile koyuyorum. Adana’nın Tarihi Ağaç Altı Tatlıcısı bunun için en iyi adres… 

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Yorum Yaz

Save