Yıllar önce Machu Picchu’yu görmek için gittiğim Peru’dan, Titicaca Gölü’nün Bolivya kıyısındaki Copacabana’ya geçmiştim. Cusco’dan başlayan ve saatler süren yolculuğun sonunda, 3.812 metre yükseklikteki gölün kıyısındaydım. Rakımın keskin ışığı, kıyıdaki her şeyi olduğundan daha belirgin gösteriyordu. Fakat sokaklarda, pazarlarda ve göl kıyısında dikkatimi çeken başka ayrıntılar vardı.

Sokaklarda, pazarlarda ve göl kıyısında sık sık karşılaştığım kadınlar; kat kat etekleri, renkli şalları, uzun örgüleri ve başlarının üzerinde neredeyse dengede duruyormuş gibi görünen küçük melon şapkalarıyla o günlerde en çok dikkatimi çekenlerden biriydi. O gün yalnızca renklerini kaydettiğim fotoğraflara bugün bambaşka bir gözle bakıyorum.

Titicaca Gölü, Bolivya
Titicaca Gölü, Bolivya

Cholita nedir?

Yıllar sonra aynı fotoğraflara yeniden baktığımda kıyafetlerden daha fazlasını görmeye başladım. Pollera adı verilen kat kat eteklerin, manta şalların ve melon şapkaların yalnızca bir giyim geleneği olmadığını; bir kadının etnik kökenini, sınıfsal konumunu ve toplumdaki yerini daha konuşmadan görünür hâle getirdiğini öğreniyorum. 

Bugün gururla taşınan Cholita kimliği, her zaman böyle olumlu bir anlam taşımıyordu. 

20. yüzyılın büyük bir bölümünde Cholitalar, Güney Amerika’nın orta And Dağları bölgesinde ağır bir ayrımcılığa maruz kaldılar. “Cholita” kelimesi o zamanlar Aymara ve Quechua kökenli kadınları aşağılamak için kullanılan bir tabirdi ve melez kökenli kişileri ifade eden “cholo” teriminin kadınlara yönelik bir türevi ve küçümseyici bir şekliydi.

Toplumsal hiyerarşinin en alt basamaklarına yerleştirilen polleralı kadınlar, köylü ya da yalnızca ev hizmetlerinde çalışabilecek kişiler olarak görüldü. Eğitime erişimleri sınırlandı, bazı işlere ve mekânlara kabul edilmediler; sokakta, toplu taşımada ve çalıştıkları evlerde ayrımcılığa uğradılar, saatlerce çalıştırıldılar; bazıları tacize de uğradı.

Cholita nedir
Cholita nedir – Bolivyalı kadınlar

Ayrımcılıktan kimlik mücadelesine

Cholita kadınlarının hikâyesi yalnızca maruz kaldıkları ayrımcılığın hikâyesi değil. Aynı zamanda kendilerine yakıştırılan toplumsal konumu nasıl reddettiklerinin, ekonomik ve siyasi hayatta nasıl yer açtıklarının ve bir zamanlar aşağılanma işareti sayılan kıyafetleri nasıl kimliklerinin güçlü bir ifadesine dönüştürdüklerinin de hikâyesi.

İspanyol sömürge yönetimi, 16. yüzyıldaki fethin ardından And toplumlarının yaşam biçimlerini olduğu kadar giyim kültürünü de dönüştürmeye çalıştı. Avrupa tarzı giysiler yerli halka kimi dönemlerde doğrudan dayatıldı; kimi zaman da toplumsal konumu ve etnik kökeni görünür kılan araçlara dönüştü. 

İspanyol kadınlarının giyiminden izler taşıyan pollera etekler ise zaman içinde Aymara ve Quechua kadınları tarafından yeniden yorumlandı; yerel kumaşlar, renkler ve kullanım biçimleriyle bambaşka bir kimlik kazandı. Bir dönem yoksulluğun, kırsal kökenin ve toplumsal dışlanmanın işareti sayılan bu kıyafetler, bugün birçok kadın için kimliğin, aidiyetin ve gururun güçlü bir ifadesi.

Bir kıyafetten fazlası: Cholita stilinin parçaları

Cholita stilini tek bir geleneksel kıyafet olarak düşünmek yanıltıcı olabilir. Polleranın uzunluğu ve hacmi, kullanılan kumaşlar, şapkanın biçimi ve şalın bağlanışı bölgeden bölgeye değişebiliyor. La Paz ve El Alto’yla özdeşleşen kentli Aymara kadınlarının giyim tarzıyla Cochabamba, Oruro, Potosí ya da Titicaca Gölü’nün Peru tarafındaki kadınların kıyafetleri aynı değil. Ortak parçalar bulunsa da her bölge bu görünümü kendi kültürü ve gündelik hayatı içinde yeniden yorumluyor.

Kıyafetlerin en dikkat çekici parçası pollera adı verilen geniş ve pileli etek. Altına giyilen birden fazla jüpon, eteğe kendine özgü hacimli görünümünü veriyor. Gündelik hayatta daha sade ve dayanıklı kumaşlar tercih edilirken bayramlarda, düğünlerde ve özel günlerde işlemeli, parlak ve daha pahalı kumaşlardan yapılan polleralar giyiliyor. Kumaşın kalitesi, işçiliği, takılar ve aksesuarlar kimi zaman ekonomik durumun ve toplumsal statünün de göstergesine dönüşebiliyor.

Omuzlara alınan manta, hem kıyafeti tamamlayan hem de soğuk ve rüzgârlı Altiplano ikliminde koruma sağlayan geniş bir şal. Daha renkli ve dokuma bir örtü olan aguayo ise eşya taşımaktan ürünleri pazara götürmeye, hatta bebekleri sırtta taşımaya kadar gündelik hayatın pek çok alanında kullanılıyor. Böylece kumaş, yalnızca süsleyici bir unsur değil, kadınların emeğine eşlik eden işlevsel bir parça haline gelmiş.

Cholita stilinin simgesi melon şapkalar

Cholita görünümünün belki de en tanınan unsuru, Bolivya’da bombín olarak adlandırılan melon şapkalar. Avrupa kökenli bu şapka 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında And kentlerinde yaygınlaştı ve zaman içinde özellikle La Paz, El Alto, Oruro ve Potosí’deki kadınların stilinin bir parçası oldu. Şapkaların hikâyesi ise biraz ilginç. İngiliz demiryolu işçileri için getirildiği, küçük geldikleri için kadınlara satıldığı en çok anlatılan hikâye. Ancak bu hikâyenin kesin biçimde doğrulanmış bir tarihsel bilgi olmadığını da söylemeliyim.

Cholita - Bolivya
Cholita nedir – Bolivya

İkiye ayrılarak sırttan aşağı uzanan örgüler de bu görünümün belirgin parçalarından. Örgülerin uçlarına bağlanan, tullma adı verilen yün süslemeler hem saçları bir arada tutuyor hem de kıyafete renk katıyor. Şal iğneleri, küpeler, yüzükler ve altın takılar ise özellikle kentli Cholita kadınların giyiminde yalnızca süs değil, ekonomik güç ve toplumsal statü göstergesi de olabiliyor.

Ancak bu parçaların hiçbiri donmuş bir geçmişin kalıntısı değil. Kumaşlar, renkler, aksesuarlar ve kullanım biçimleri modaya, ekonomik koşullara ve kişisel tercihlere göre değişmeye devam ediyor. Bazı genç kadınlar pollerayı her gün giyerken bazıları yalnızca özel günlerde ya da kültürel kimliklerini vurgulamak istedikleri zamanlarda tercih ediyor.

Bu nedenle Cholita kıyafetini turistik bir “kostüm” olarak değil, kadınların tarih boyunca dönüştürdüğü yaşayan bir giyim kültürü olarak görmek gerekir. Bir zamanlar onları belirli bir toplumsal sınıfa hapsetmek için kullanılan görünüm, bugün geleneğin, kişisel tarzın, ekonomik gücün ve kültürel aidiyetin aynı anda okunabildiği güçlü bir dile dönüşmüş durumda.

Pazarlar kadınlara ekonomik güç kazandırdı

Cholita kadınlarının bugünkü dönüşümü tabii ki, bir günde olmadı. Resmî işlerden dışlanan Aymara kadınları pazar ticareti, sokak satıcılığı ve küçük işletmeler üzerinden kendi ekonomik ağlarını kurdu. Bazıları zamanla toptancıya, mülk sahibine ve işverene dönüştü.

Cholita
Cholita, Bolivya

Pazarlar yalnızca para kazanılan yerler değildi. Kadınların bilgi paylaştığı, birbirlerine kredi ve destek sağladığı, sosyal ve siyasi bağlar geliştirdiği alanlardı. Ekonomik güç arttıkça pollera da yalnızca yoksullukla ilişkilendirilen bir kıyafet olmaktan çıktı.

Ev işçileri örgütlendi

Kadınların örgütlü mücadelesi 1930’lardaki Aşçılar Sendikası gibi girişimlere kadar uzanıyor. Daha sonraki ev işçileri örgütleri ücret, izin, eğitim, sağlık ve emeklilik hakkı talep etti. Bu mücadele, 2003 tarihli ücretli ev işçileri yasasının çıkmasında etkili oldu.

Dolayısıyla hakları kendilerine yukarıdan verilmedi; kadınların uzun süreli örgütlenmesiyle kazanıldı.

Pollera parlamentoya giriyor: Remedios Loza

Cholita kadınların kamusal alandaki görünürlüğünde en önemli dönüm noktalarından biri Remedios Loza’nın siyasete girmesiydi. Aymara kökenli bir ailenin çocuğu olarak 1949’da La Paz’da dünyaya gelen Loza, annesi gibi el sanatlarıyla uğraşıyordu; pollera ve manta dikiyordu. Onu geniş kitlelerle buluşturan ise siyaset değil, radyo oldu.

Henüz 16 yaşındayken Carlos Palenque’nin sunduğu Sabor a Tierra adlı radyo programına katıldı. Zamanla radyo ve televizyon programlarının tanınan yüzlerinden birine dönüştü. Aymara diline yer veren bu yayınlarda yoksulluk, ayrımcılık, aile içi şiddet ve hukuki sorunlar gibi ana akım medyanın çoğunlukla görmezden geldiği konular konuşuluyordu. Dinleyiciler için o yalnızca bir sunucu değildi; kendileri gibi konuşan, kendileri gibi giyinen ve yaşadıkları sorunları görünür kılan “Comadre Remedios”tu.

1989 yılında La Paz milletvekili seçildiğinde Bolivya Parlamentosuna giren ilk Aymara ve pollera giyen kadın olarak tarihe geçti. Onun parlamentodaki varlığı yalnızca sayısal bir temsil anlamına gelmiyordu. Pollerasını ve melon şapkasını çıkarmadan ülkenin en güçlü siyasal mekânlarından birine girmesi, uzun süre kamusal hayattan dışlanan Cholita kadınlar açısından son derece simgeseldi. Daha önce toplumsal konumunu aşağılayan bir işaret olarak görülen kıyafetiyle artık devlet kürsüsünde söz alıyordu.

Cholita - Bolivya
Cholita kadınları ve melon şapkası – Bolivya

Loza, parlamentoda kadınların ve yerli halkların sorunlarını gündeme taşıdı; özellikle ev işçilerinin haklarının tanınması için yürütülen mücadeleye destek verdi. 1997’de CONDEPA’nın devlet başkanı adayı olması ise görünürlüğünü daha da ileri taşıdı. Seçilemese de Aymara kökenli, pollera giyen bir kadının ülkenin en yüksek makamına aday olması, birkaç on yıl öncesinde düşünülemeyecek kadar büyük bir değişimdi.

Elbette bu dönüşüm tek bir kişinin eseri değildi. Yerli örgütlerinin, kadın hareketlerinin, sendikaların ve mahalle dayanışmalarının yıllar süren mücadelesi vardı. Fakat Remedios Loza, bu mücadelenin ekranda ve parlamentoda görünen yüzlerinden biri oldu. Onun hikâyesi, Cholita kadınların başkalarının onlar adına konuştuğu bir topluluktan, kendi sözünü ülkenin en yüksek kürsülerinde söyleyen siyasi aktörlere dönüşmesinin güçlü simgelerinden biri.

Görünür olmaktan karar vermeye

Remedios Loza’nın 1989’da pollerasıyla parlamentoya girmesi, uzun süre siyasi hayatın dışında bırakılan yerli kadınlar için önemli bir eşik oldu. Ancak onu izleyen yıllarda Cholita ve yerli kadınların mücadelesi sembolik görünürlüğün ötesine geçerek karar mekanizmalarına taşındı.

Bu değişimin dikkat çekici isimlerinden biri Casimira Rodríguez oldu. Quechua kökenli Rodríguez, henüz 13 yaşındayken ev işçisi olarak çalıştırılmak üzere köyünden Cochabamba’ya götürülmüş; eğitim görme vaadine rağmen yıllarca uzun saatler boyunca, ücret almadan çalışmak zorunda kalmıştı. Yaşadıkları onu ev işçilerinin hak mücadelesine yöneltti. Sendikalarda örgütlendi, Bolivya Ulusal Ev İşçileri Federasyonunun liderliğini üstlendi ve ev işçilerinin çalışma koşullarını güvence altına alan yasal düzenlemeler için mücadele etti. 2006 yılında Adalet Bakanı olduğunda, Bolivya’da bakanlık görevine getirilen ilk yerli Quechua kadın olarak tarihe geçti.

Aynı yıl bir başka yerli kadın, ülkenin geleceğinin yeniden yazıldığı sürecin merkezindeydi. Quechua kökenli köylü ve sendika lideri Silvia Lazarte, yeni anayasayı hazırlamak üzere oluşturulan Kurucu Meclisin başkanlığına seçildi. Böylece bir zamanlar siyasi sistemin dışında tutulan yerli kadınlardan biri, artık devletin temel metnini hazırlayan meclisi yönetiyordu.

Bu değişim yalnızca birkaç kadının yükselişinden ibaret değildi. Aymara ve Quechua kadınların mahallelerde, pazarlarda, sendikalarda ve köylü örgütlerinde yıllardır sürdürdükleri mücadele siyasete taşınıyordu. Yerli kadınlar artık başkalarının onlar adına konuştuğu bir topluluk değil; yasa hazırlayan, bakanlık yöneten ve ülkenin geleceği hakkında karar veren siyasi aktörlerdi.

 Bolivya
Copacabana kadınlar yerel kıyafetleriyle – Bolivya

2009 anayasası ve çok uluslu devlet

2009’da kabul edilen yeni anayasa, Bolivya’yı bir Çokuluslu Devlet olarak tanımladı; yerli halkların kültürlerini ve dillerini anayasal güvence altına aldı. Kadınlarla erkeklerin siyasi yaşama eşit koşullarda katılması da anayasal bir ilke hâline geldi. Ardından seçim listelerinde kadın ve erkek adayların eşit ve dönüşümlü biçimde sıralanmasını öngören düzenlemeler geldi.

Böylece Remedios Loza’nın parlamentoya girdiği yıllarda bir istisna gibi görünen polleralı kadın, zamanla Bolivya’nın değişen siyasal yüzlerinden birine dönüştü. Pollera artık yalnızca parlamentonun kapısından içeri girmiyor; bakanlık makamlarında, Kurucu Mecliste ve karar masalarında da görünüyordu.

Remedios Loza’dan sonra ne değişti?

Aymara kökenli Evo Morales’in 2005’te devlet başkanı seçilmesi, Bolivya tarihinde önemli bir kırılmaydı. Ocak 2006’da göreve başlayan Morales, ülkenin ilk yerli devlet başkanı oldu.

Bu dönemle birlikte yerli kimliği devlet tarafından daha görünür biçimde kabul edildi ve Aymara ve Quechua kültürleri kamusal alanda daha fazla yer buldu. 2010 tarihli Seçim Rejimi Yasası, kadınlarla erkeklerin aday listelerinde eşit biçimde yer almasını ve sıralamanın kadın–erkek ya da erkek–kadın şeklinde dönüşümlü yapılmasını güçlendirdi. Sonraki seçimlerde Bolivya, kadınların parlamentodaki oranı bakımından dünyanın önde gelen ülkelerinden biri hâline geldi. 

Ringden dağların zirvesine: Polleranın yeni hikâyesi

Bu görünürlük devlet kurumlarıyla sınırlı kalmadı. Bir zamanlar kadınların toplumsal konumunu belirleyen ve onları kamusal hayatın dışına itmek için kullanılan pollera, giderek sporun, modanın ve popüler kültürün içinde yeni anlamlar kazandı. Cholita kadınlar yalnızca kendilerine açılan alanlara girmiyor; daha önce hiç bulunmadıkları yerlerde kendi alanlarını yaratıyordu.

Bu dönüşümün en renkli örneklerinden biri, 2000’li yılların başında El Alto’da ortaya çıkan Cholita güreşçileri, yani cholitas luchadoras oldu. Kat kat polleraları, şalları ve uzun örgüleriyle ringe çıkan kadınlar, profesyonel güreşin teatral dünyasında birbirlerini savuruyor, iplerden atlıyor ve erkek rakiplerine meydan okuyordu. 

Gösteriler kısa zamanda hem yerel halkın hem de turistlerin ilgisini çekti. Bir gösterinin ötesine geçen bu mücadelede Cholita güreşçileri, uzun yıllar güçsüzlükle ve itaatkârlıkla ilişkilendirilen yerli kadın imgesini tersine çeviriyordu. Pollera bu kez hareketi kısıtlayan bir giysi değil, gücün ve meydan okumanın parçasıydı. Güreş bazı kadınlara gelir, özgüven ve kamusal görünürlük sağlarken çalışma koşulları, düşük ücretler ve erkek organizatörlere bağımlılık gibi sorunlar bütünüyle ortadan kalkmadı. Bu nedenle Cholita güreşi hem bir güçlenme hikâyesi hem de kadın emeğinin nasıl sunulduğunu sorgulatan çelişkili bir alan olarak gelişti.

Copacabana, Bolivya
Copacabana, Bolivya

Cholita modası dünya sahnelerine taşınıyor

Polleranın kazandığı yeni anlam modada da kendini gösterdi. Aymara kökenli tasarımcı Eliana Paco, annesinden öğrendiği geleneksel dikim tekniklerini çağdaş tasarımlarla birleştirdi. Polleraları, mantaları ve işlemeli bluzları yalnızca folklorik kıyafetler olarak değil, yüksek moda parçaları olarak tasarladı. 

2016’da Pachamama adlı koleksiyonunu New York’ta sergilemesi, Cholita stilinin uluslararası moda sahnesinde görünür olduğu önemli anlardan biriydi.

Bir zamanlar kırsal kökenin ve yoksulluğun işareti sayılan pollera artık pahalı kumaşların, ayrıntılı el işçiliğinin ve kişisel tarzın da ifadesiydi. Bu değişim Cholita kadınların ekonomik yükselişiyle de bağlantılıydı. Ticaretle uğraşan ve kendi işlerini kuran kadınlar, kıyafetlerini saklamak yerine daha gösterişli kumaşlar, mücevherler ve özel tasarımlarla görünür kılmaya başladı. Pollera böylece yalnızca kültürel aidiyeti değil, ekonomik gücü ve toplumsal statüyü de anlatan bir parçaya dönüştü.

Pollera ile And Dağları’nın zirvesine

Cholita kadınların ulaştığı en çarpıcı yerlerden biri ise And Dağları’nın zirveleriydi. Cholitas Escaladoras adıyla tanınan Aymara kadınların birçoğu, yıllarca dağcı eşleri ve yakınları için yemek hazırlamış, kamp malzemeleri taşımış ve yüksek irtifadaki ana kamplarda çalışmıştı. Başkalarının zirve yolculuklarına destek olurken zamanla kendileri tırmanmaya karar verdiler.

Polleralarının üzerine tırmanış ekipmanlarını geçiren kadınlar Huayna Potosí gibi Bolivya’nın yüksek zirvelerine çıktı. 2019’da Güney Amerika’nın en yüksek dağı olan, 6.961 metrelik Aconcagua’nın zirvesine ulaşmaları uluslararası alanda büyük ilgi gördü. Şapkalarının yerini kasklar, ayakkabılarının yerini kramponlar alıyordu; fakat polleralarını çıkarmıyorlardı. Çünkü onlar için etekleriyle tırmanmak bir gösteriden çok, kimliklerini geride bırakmadan sınırları aşabileceklerini söylemenin yoluydu.

Genç Kuşağın Polleralı İtirazı

Bu hikâyenin genç kuşaktaki karşılıklarından biri de 2019’da Cochabamba’da kurulan kadın kaykay kolektifi ImillaSkate oldu. Aymara ve Quechua dillerinde “genç kız” anlamına gelen imilla sözcüğünü adlarına taşıyan grup üyeleri, kaykay parklarına polleralarıyla çıktı. Bazıları bu kıyafetleri gündelik hayatlarında kullanmasa da annelerinin ve büyükannelerinin yaşadığı ayrımcılığa dikkat çekmek ve yerli kökleriyle bağ kurmak için bilinçli olarak pollera giymeyi seçti.

Bolivya
Copacabana ve Titicaca Gölü

Kaykay zaten genç kadınların kendilerine yer açmakta zorlandığı, erkek egemen bir alandı. Pollera giyerek kaymak ise hem toplumsal cinsiyet kalıplarına hem de yerli kıyafetlerini geçmişe ait gören anlayışa itiraz anlamına geliyordu. ImillaSkate kadınları gelenek ile modernlik arasında seçim yapmak zorunda olmadıklarını gösteriyordu: Bir kadın aynı anda hem atalarının mirasını taşıyabilir hem de kentin sokaklarında kendi geleceğini kurabilirdi.

Ringde, podyumda, dağın zirvesinde ya da kaykay parkında… Bu kadınların ortak noktası yalnızca aynı kıyafeti giymeleri değildi. Hepsi, polleraya dışarıdan yüklenen anlamları değiştirmeye çalışıyordu. Bir dönem onları görünmez kılmak için kullanılan giysi, şimdi tam tersine görünür olmanın en güçlü araçlarından birine dönüşmüştü.

Yıllar sonra aynı fotoğraflara bakmak

Yıllar sonra Puno ve Copacabana’da çektiğim fotoğraflara yeniden baktığımda, ilk gördüğüm şey yine renkler oldu. Kat kat etekler, omuzlardan dökülen şallar, melon şapkalar ve sırt boyunca uzanan örgüler… Fakat bu kez fotoğraflarda yalnızca “ne kadar renkli ve fotojenik” bir giyim tarzı görmüyordum.

Her pollerada uzun bir toplumsal mücadelenin izlerini görüyorum. Bir zamanlar kadınların kökenini ve sınıfsal konumunu görünür kılarak onları dışlamanın aracına dönüşen kıyafetler, şimdi aynı kadınların kimliklerini saklamadan kamusal hayatta yer alma iradesini anlatıyor. Bu; pazarda çalışan, ailesinin geçimini sağlayan, radyoda kendi dilini konuşan, parlamentoya giren, ringe çıkan, kaykay yapan ve dağların zirvesine ulaşan kadınların hikâyesi.

Elbette görünür olmak bütün eşitsizlikleri ortadan kaldırmadı. Cholita kadınlar hâlâ ırkçılıkla, toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle, düşük gelirle ve çalışma hayatındaki güvencesizliklerle karşılaşabiliyor. Polleranın bir gurur simgesine dönüşmesi, mücadelenin sona erdiği değil; kadınların kendilerine biçilen anlamları değiştirecek gücü kazandığı anlamına geliyor.

Bolivya
Copacabana, Bolivya

Belki seyahatin yıllar sonra insana öğrettiği şeylerden biri de bu. Bazen bir fotoğrafı çektiğimiz anda yalnızca görüneni kaydediyoruz. O görüntünün taşıdığı asıl hikâyeyi anlayabilmek içinse geri dönmek, yeniden bakmak ve ilk bakışımızı sorgulamak gerekiyor.

Bugün bu fotoğraflara baktığımda artık yalnızca Cholita kadınların kıyafetlerini görmüyorum. Kendi kimliğini başkalarının bakışından geri alan kadınları görüyorum.

Titicaca Gölü Seyahatinizi Planlarken

Cholita kadınlarla ilk kez Peru’nun Puno kentinden Bolivya’nın Copacabana kasabasına uzanan yolculuğum sırasında karşılaştım. Siz de Titicaca Gölü çevresinde bir rota planlıyorsanız;

Peru Yolculuğuna Devam Edin

Titicaca Gölü’ne uzanan bu yolculuğun Peru’daki başlangıcını merak ediyorsanız Machu Picchu ve İnka Yolu deneyimlerimi anlattığım yazılara da göz atabilirsiniz.

Daha çok fotoğraf ve güncel geziler için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Yorumlar kapandı...