Sonuçlar

kars

Ara

Son yıllara kadar adını fazlaca duymadığımız Kars, sahip olduğu tüm güzelliklerle artık baş role oynayan doğunun önemli şehirlerinden biri haline geldi. Birçokları gibi ben de Kars’ı Orhan Pamuk’un kar romanıyla merak etmiş, sessizce yağan karın sokakları beyaza boyamasına şahit olmak istemiştim. Doğu Ekspresi’yse uzun yıllardır hayalimdi. Yol uzun ama hedef çok güzeldi. Açıkça söylemeliyim; Kars gezilecek yerleri, mutfak kültürü ve sıcak insanlarıyla bunca yıl beklediğine pişman edecek kadar sürprizlerle dolu.  

Kars gezilecek yerler
Çıldır Gölü’nde atlı kızaklar.

Gözlerden uzak Kars, 2 – 3 yıl önce Instagram’a Doğu Ekspresi fotoğrafları düşmeye başlayınca yavaş yavaş gündeme gelmeye başladı. Gidenler artıp oralardan muhteşem fotoğraflar çoğalınca öncelikle Doğu Ekspresi’ne yer bulunamaz oldu. Kars’ta turizm canlanmaya başladı. Kış aylarını doldurma fırsatı bulan tur şirketleri tren vagonlarını kapatınca yaşanan yoğunluklara demir yolları olaya el atmıştı ki, Covid-19 patladı ve her şey bir süreliğine askıya alındı. 

Kars gerçekten bu kadar ilgiyi hak ediyor mu? Yazını pek çok yerinde de göreceksiniz ki, Kars aslında ilk defa ön sıralara çıkmıyor. Yüzyıllar boyunca Kafkaslardan Anadolu’ya giriş kapısı, İpek yolu kervanlarının geçiş noktası olması onun ticaretin merkezi haline getirmiş. 5000 yıllık tarihi boyunca Kars, Ermeniler, Ruslar, İngilizler, Osmanlılar, Selçuklular, Araplar, Persler ve Urartuların egemenliğine girmiş, bazılarına başkentlik yapmış. Başta Ani olmak üzere birçok yerini gezerken zaten bu tarih katmanlarına ve zengin kültürel mirasa şahit oluyorsunuz. O yüzden de başta sorduğum sorumun cevabı, evet. Kars bu kadar ilgiyi fazlasıyla hak ediyor.

Kars’ı klasik bir Anadolu kasabasından ayıran bir özelliği var. Mimari dokusu… Ruslar 40 yıllık hakimiyetleri boyunca şehre farklı bir hava getirmişler, Baltık mimarisiyle donatmışlar. Tabii ki, modernleşme cabalarıyla bu örneklerin bir kısmı zamanla kaybolmaya yüz tutmuş ama hala ayakta olan birçoğu şehre güzellik katmaya devam ediyor.

Biraz tarih

1535 yılından beri Osmanlı’nın elinde olan Kars, birkaç kez Rusların saldırısına uğramış. En önemlilerinden biri 1853 – 56 yıllarında olmuş. Bu savaş sonunda Osmanlı, Rus Savaşı’nda Kars’ın Ruslara karşı kahramanca savunulması nedeniyle şehre Zafer Madalyası vermiş. Bu Anadolu’da bir şehre verilen ilk gazilik madalyası.  1877 – 78 yıllarındaki Rus Harbi ise maalesef yenilgiyle sonuçlanmış ve şehirde 40 yıl boyunca Rusların egemenliği başlamış. İşte bu dönemde Ruslar, Hollanda’dan mühendisler getirip şehir yeniden yapılandırmışlar. 

1918 yılında şehir tekrar Osmanlılara geçmiş ama bu sefer de İngiliz işgaline uğramış. Sonrasında bölge Ermenilere bırakılmış. 1920 yılında Kazım Karabekir önderliğinde geri alınmış. 

Kars’ın tarihinde yaşanmış bir de Sarıkamış hikayesi var ki, insanın derinden etkiliyor. Ardından ağıtlar yaktırmış. 1914 yılında Kars’ı Ruslardan geri almak için yollara düşen Enver Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, 60 bini donma sonucu toplamda 78 bin şehit vermiş. 

Tarihi öğrenmenin en iyi yollarından biri de gezmek sanırım… Artık Kars’ı daha iyi tanımak için KARS GEZİ REHBERİ ve KARS’TA GEZİLECEK YERLER’in detaylarına geçebiliriz.

Kars gezilecek yerler
Kars gezilecek yerler: Ani Ören Yeri

GENEL BİLGİLER

Kars neresi?

Doğu Anadolu’nun en uç noktasında yer alan Kars, sınır şehirlerimizden biri. Iğdır, Ağrı, Erzurum ve Ardahan’a sınırları olan Kars, aynı zamanda Ermenistan ile sınırlarımızı paylaşıyor. 

Kars’ta kaç gün kalmalı?

Kars merkezi küçük olmasına rağmen etrafındaki doğal ve tarihi güzellikleriyle meraklıları için oldukça fazla şey barındırıyor sınırları içerisinde. Çok fazla vaktiniz yoksa 2 gece yeterli olabilir ama hakkıyla gezmek için 4 – 5 günlük bir zamanı Kars için ayırabilirsiniz. 

Kars’a ne zaman gidilir?

Kars, Doğu Ekspresi’nin popüler olması ve Çıldır Gölü’nün donmuş güzelliği sayesinde kış aylarında oldukça popüler… Gerçekten de beyazlar altında şehir ve çevresi, bu halde başka bir güzel gözüküyor insana… Siz de böyle manzaralar seviyorsanız Ocak – Mart arası bunun için tam zamanı. Ama kışın karlar altındaki topraklar yazın özellikle baharda da bambaşka güzel oluyor. Mayıs – Haziran ayları bu halini görmek isterseniz en güzel zamanı.

KARS GEZİLECEK YERLER

Ani Ören Yeri (Ani Harabeleri)

Kars’ta görmeden dönülmemesi gereken yerlerin en başında bana göre, Ani Ören Yeri var. Yüzyıllardır farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan bölge bu zengin geçmişiyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne Türkiye’den giren 18 eşsiz eserden biri. 

Kars merkeze 42 kilometre uzaklıktaki ören yerindeki Arpaçay aynı zamanda Ermenistan’la da sınır oluşturuyor. Ermenistan toprakları alanı gezerken kolaylıkla görülebiliyor. 

Bölge, tarihi İpek Yolu’nun Anadolu topraklarına giriş noktası olduğundan uzun yıllar önemli bir ticaret merkezi olmuş. Tarihi MÖ 5000 yılına kadar uzandığı düşünülen bölgede Karsaklılar, Ermeniler, Selçuklular ve Osmanlılardan kalan eserler görülebiliyor. 

Kars Ani Harabeleri
Ani Ören Yeri (Ani Harabeleri)

75 hektarlık alan 4,5 kilometre boyunca uzanan surlarla çevrili. Bu bölge içerisinde kiliseler, katedraller, camiler, kervansaraylar gibi birçok eser ziyaret edilebiliyor. İç kale MS 4. yüzyılda Karsaklar tarafından yapılmış. Bagratlılar döneminde ise MS 964 yılında dış cephe surlarının yapımına başlanmış. Daha sonra 1064 yılında ilaveler yapılmış. 

Şehri gezerken göreceğiniz surların yanı sıra, en önemli eserlerden bazıları şunlar: 

Ani Katedral (Fethiye Cami), Aziz Prkitch (Keçeli) Kilisesi, Gagik Kilisesi, Abughamrents (Poladoğlu) Kilisesi, Tigran Honents (Resimli) Kilise, Genç Kızlar Kilisesi, Rahibeler Manastırı, Ebul Manuçer Camii, Selçuklu Kervansarayı, Ebul Muammeran Cami, Selçuklu Sarayı, Küçük Hamam, Büyük Hamam, İpek Yol Köprüsü, İç Kale, Bostanlar Deresi Mağaraları, Kaya Kilisesi, Ateşgede Tapınağı, Homoros Kilisesi.

Ani Antik Kenti’ne Kars şehir merkezinden günde iki kez düzenlenen (09.00- 13.00) otobüs seferleri, taksi, tur şirketleri ya da özel aracınızla ulaşım sağlayabilirsiniz. 

Detaylı bilgi için: ANİ ÖREN YERİ

Ebul Hasan Harakani Türbesi ve Evliya Cami

MS 963 – 1033 yıllarında yaşamış Horasanlı Ebul Hasan Harakani tasavvufa gönül vermiş döneminin önemli manevi isimlerinden biriymiş. Asıl adıysa Ali Bin Ahmet Caferi… Kendisinden sonra müritlerinin aktardığı fikirleri Mevlana’dan Yunus Emre’ye birçok ismi etkilemiş ve günümüze kadar ulaşmayı başarabilmiş. Türkmenistan’dan Anadolu’ya Selçuklu akınlarıyla gelen Ebul Hasan Harakani, Bizanslarla yapılan savaşta Kars’ta şehit düşmüş. Daha sonra adına küçük bir türbe yapılmış. Yıllar içerisinde unutulan mezarı, 16. yüzyılda Lala Mustafa Paşa’nın Kars’ı ziyaretinde başlattığı imar çalışmaları sırasında bulunularak adına inşa edilen Evliya Camii’nin bahçesindeki türbeye nakledilmiş. 

Kars
Evliya Cami ve Kümbet Cami

Kars merkezde Kale İçi bölgesinde yer alan türbe, 1998 yılında caminin restorasyonu sırasında tekrar onarımdan geçmiş. Yenilendikten sonra halkın ziyaretine açılmış. Evliya Camii Külliyesi içerisinde bulunan türbede Ebul Hasan Harakani dışında 21 mezar daha bulunuyor. Bunlar Kars tarihinde önemli birkaç isme ait.

Kars Kalesi

Şehre hâkim tepeye inşa edilen kalenin en güzel görüntüsü bana göre gece… Onarıldıktan sonra ışıklandırılan kale geceleri oldukça etkileyici görünüyor. Tarihi 10. yüzyıla kadar uzanan kale 1152 yılında Sultan Melik Aziz tarafından yaptırılmış. Timur’un yerle bir ettiği kale daha sonra 1579’da III. Murat’ın emriyle yenide yapılmış. 

Kaynaklara göre 27 bin metre uzunluğundaki kalede 220 burç bulunuyormuş. Ruslar zamanında tahribat gören kale zamanla özelliğini yitirmiş ve kullanılmaz olmuş. Kalenin Su Kapısı ya da Çeribaşı Kapısı, Kağızman Kapısı ve Behram Kapısı olmak üzere 3 kapısı var. 

Ziyarete açık olan kaleden şehir manzarası çok güzel. En tepede çay – kahve içebileceğiniz bir de kafeteryası var. Hem şehir manzarası hem de mola için güzel noktalardan biri. 

Havariler Kilisesi – Kümbet Camii

Kars Kalesi’nin eteklerinde yer alan Havariler Kilisesi, Bagratlı Krallığı döneminde MS 932 – 937 yıllarında yapılmış kiliselerden biri. Dört yonca yaprağını andıran planı ve konik biçimli kubbesi ile tipik Ermeni kilisesi özelliklerini taşıyor. Şehir Müslüman egemenliğine geçtikten sonra 1064 yılında camiye çevrilmiş ve Kümbet Cami ismini almış. 1959 yılında önce Kars Müzesi olarak kullanılmış, yeni müze binasının yapılmasıyla 1993 yılından sonra tekrar cami olarak görevine geri dönmüş. 

Taş Köprü

Kale İçi Mahallesi’nde yine kalenin eteklerinde yer alan Taş Köprü, Kars Çayı’nın coşkun suları üzerine yapılmış. 1579 yılında Lala Paşa tarafından yaptırılan köprü üç tonoz kemerli inşa edilmiş. Köprünün bazı bölümleri yıkılınca 1725’re onarımdan geçmiş. Şehrin dokusunu hissedebileceğiniz güzel noktalardan biri. 

Kars Müzesi

Eski bir yerleşim yer olması nedeniyle bölgeden bulunan eserlerin sergilenmesi amacıyla önce Havariler Kilisesi müze olarak kullanılmış. 1982 yılındaysa yeni binasına taşınmış. Bu küçük müzede Kars ve çevresinden derlenen arkeolojik, etnografik ve taş eserlere yer verilmiş. Yontma taş çağından taş baltalar, Urartu sikkeleri, Roma ve Bizans eserleri, Selçuklu eserleri, yöresel yün dokumalar, halılar kilimler, takılar, kılıçlar, geleneksel giysiler gibi çok farklı eserleri müzede görebiliyorsunuz. Hatta büyük bir dinozor kemiği de koleksiyon parçaları arasında. 

Çocuklar için de özel bir bölüm ve atölye bulunuyor. Bahçesindeyse Kars’ın kurtarıcısı sayılan Kazım Karabekir’in bir dönem kullandığı Beyaz Vagon sergileniyor. 

İstasyon Caddesi üzerinde yer alan müzeye giriş ücretsiz.

Namık Kemal Evi

Namık Kemal’in çocuklu döneminde Kars valisi olan dedesiyle birlikte yaşadığı bina, o zamanlar valilik konağıymış. Bina yıkık halinden kurtarılarak yeniden hayata döndürülmüş. Sergi alanı ve Aşıklar Evi olarak hizmet veren binada ünlü aşık atışmalarını izleyebiliyorsunuz.

Hamamlar

17. yüzyıl Osmanlı mimarisiyle yapılan Mazlum Oğlu ve Topçuoğlu Hamamı Kars Çayının doğu yakasında, İlbeyioğlu Hamamı ise batı yakasında bulunuyor. 

Ayrıca Ani Ören Yeri’nde Selçuklu mimari tarzında yapılan hamamları da ziyaret edebilirsiniz.  

Çıldır Gölü

Birçok insanın Kars’a gelme nedenlerinden olan Çıldır Gölü’nün kış aylarından masalsı bir güzelliği var. Göl, aralık ayında donuyor ve uçsuz bucaksız bir beyazlığa bürünüyor. Nisana kadar da çözülmeyen gölün üzerinde yürümek, atla gezmek, arabayla dolaşmak mümkün. Tabii ki, bu da birçok insan için müthiş farklı bir ortam yaratıyor. Kayıtlara göre gölün en derin yeri 49 metre…

Kars – Ardahan sınırında yer alan göl merkeze 59 kilometre uzaklıkta ve Kars’tan buraya ulaşmak 40 – 50 dakika kadar sürüyor. Ardahan’dan da yaklaşık bu kadar uzaklıkta. Göl kenarında birkaç noktada ziyaretçilere hizmet veren yerler var. Buralarda bekleyen atlı kızaklarla göl üstünde tur atabiliyorsunuz. Dilediğinizce yürümekse serbest. Çıldır Gölü’nden çıkan sazanların da tadına bakmak için en iyi yerler buralarda.

Kars gezilecek yerler
Çıldır Gölü’nün sonsuz beyazlığı…

Burada yapılan en cazip aktivitelerden biri buz tutmuş gölde balık avı… Göl üzerinde balık avı için olta yerine balta –  testere ve kürek kullanılıyor. Çünkü 40 – 50 santimi bulan buz kalınlığını geçebilmek için en uygun araçlar bunlar. Özellikle fotoğrafçıların sevdiği bu aktivite için daha önceden bir balıkçı ile anlaşmanız gerekiyor. Yoksa kendi başınıza yapabileceğiniz bir şey değil. 

Boğatepe Köyü ve Peynir Müzesi

Kars deyince sizi bilmem ama benim aklıma ilk kaşar peyniri geliyor. Peynir severler için gravyeri ve kaşarıyla tam bir cennet burası. Kars merkezde dükkân dükkân gezip her birinden tadım yapabileceğiniz gibi Boğatepe Köyü’ne kadar gidip uzun bir geleneğe sahip Kars gravyerinin nasıl üretildiğini kendi gözlerinizle görebiliyorsunuz. Boğatepe köyü, Kars gravyerinin orijinal tarifle üretildiği tek yer. 

Kars gezilecek yerler
Boğatepe peynirleri (Fotoğraf: Bogatepe.com sitesi)

Buradaki peynirin geçmişi Ruslardan gelen Malakanlar’a dayanıyor. Malakanlar aslında bir ırk değil bir topluluk. Anlamı ise “süt içenler” … İsmin hikayesine gelince: 19. yüzyıl başında Ortodoks Kilisesi haftada 3 kez süt içilmesine izin verirken bu grup her gün süt içilmesine taraf olduğundan kilise ile çatışma haline girerler. Kilisenin kurallarına aykırı başka farklı dini uygulamalar da buna eklenince kilise tarafından aforoz edilmişler. Rusya’da pek istenmeyen bu grup, 93 Harbi sonrası Ruslar tarafından bu bölgeye yerleştirilmiş. Süt seven Malakanlar’ın kurduğu mandıralar zamanla köyde yerleşimin artmasını sağlamış. Ancak Ruslar Kars’tan gidince Malakanlar da gitme kararı almışlar.  Yerlerine ise Tiflis’in Borçalı Köyü’nde yaşayan Karapapaklar getirilmiş. Onlar da mandıra geleneğini devam ettirmişler. Cumhuriyet döneminde de önemli bir iş kolu olan peynircilik bu sayede günümüze kadar ulaşmayı başarabilmiş. 

Dünyanın birçok yerinden ziyaretçi alan köyde artık bir de Peynir Müzesi bulunuyor. Köy halkının çabalarıyla kurulan müzeye Boğatepe’nin eski adını vererek Zavot Eko Müzesi’si demişler. Müzede gravyerin yapılışını ve tarihçesine dair birçok şeye tanık oluyorsunuz.

Köy, Kars’a 50 km uzaklıkta ve yol bir saat kadar sürüyor. Müze ise caminin yanındaki bina. 

BOĞATEPEKÖYÜ web sitesinden köyde üretilen peynir, yağ ve bal çeşitlerinden sipariş vermek mümkün. 

Giriş ise ücretsiz. 

Sarıkamış Katerina Av Köşkü

40 yıllık Rus işgali sırasında Av Köşkü olarak inşa edilen bina halk arasında Katerina Köşkü olarak anılıyor. Yapılış tarihi bilinmese de 1914 yılında Rus Çarı II. Nikola ve eşinin burada konakladığı kaynaklardan biliniyor. Çam ağaçları içerisinde Sarıkamış’a hakim çok güzel bir manzarası olan binanın kendine özgün bir mimarisi var. İki katlı, dikdörtgen planla inşa edilen bina, çivi kullanılmadan ahşaptan yapılmış. Günümüzde bina biraz tahrip olmuş durumda ama okuduğum kadarıyla planlanan bir restorasyon çalışması gündemde.

Tabyalar

Osmanlı sultanı 3. Murad, 1579 yılında doğu sınırındaki siyasi istikrarsızlığa son vermek amacıyla Lala Mustafa Paşa komutasında 100 bin kişilik bir orduyu Kars’a gönderir. Lala Mustafa Paşa şehirde birçok imar hareketi başlatır. Savunma amaçlı olarak içerisinde depo, cephanelik, kışla gibi alanları barındıran savunma mevzileri yani tabyalar inşa eder.  Önce İran saldırılarından korumak için güney ve batı yönüne tabyalar yapar. Daha sonra da tabya yapımı Ruslara karşı devam eder.  Kars sınırında bir kısmı iyi durumda olan 46 adet tabya var. Bunlardan en önemlileri:

Kanlı tabya – Merkez Bülbül Mahallesi 18. yy

Süvari Tabya – Merkez Ortakapı Mahallesi, Kars-Erzurum Yolu Üzeri 18. yy

Kerimpaşa Tabya – Merkez Atatürk Mahallesi 18. yy

Arap Tabya – Merkez Atatürk Mahallesi, Karadağ Mevkii 19. yy

Karadağ Tabya – Merkez Atatürk Mahallesi, Karadağ Mevkii 19. yy

Rus mimarisini görebileceğiniz yerler

1877 – 78 Rus Savaşı’nda Osmanlı’nın yenilmesi üzerine Kars, Rus işgaline uğrar. 40 yıl kaldıkları şehirde Hollanda’dan getirdikleri mühendislerle şehirde imar çalışmaları başlatırlar ve günümüze ulaşan birçok güzel bina inşa ederler. Zamanla bu binalar şehrin yeni mimari dokusunda kaybolmaya yüz tutsa da birçoğu işlevsel kullanımı sayesinde bugüne kadar varlıklarını sürdürebilmişler. 2-3 katlı kesme bazalt taştan inşa edilmiş bu yapılar güzellikleriyle şu an Kars’a güzellik katan unsurlar…  

Kars gezilecek yerler
Baltık mimarisinden bir örnek.

Bu binaların örneklerini görebileceğiniz bölgeler ve binalar birkaç örnek:

Yusufpaşa Mahallesi

Cheltikov Otel, Kars il Sağlık Müdürlüğü, Kafkas Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Kars Sanayi ve Ticaret Odası Binası, İsmet Paşa İlköğretim Okulu binası, Eski Rus Konsolosluğu. Tuncer Güvensoy Evi, Kars Hekimevi

Ortakapı Mahallesi

Defterdarlık Binası, Eski (II.) Vali Konağı, Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı, 

Cumhuriyet Mahallesi

Fethiye Cami- Aleksander Nevski Katedrali, Kars Anadolu Lisesi, İsmet Paşa İlköğretim Okulu Binası

Sarıkamış

Sarıkamış bugün kış sporlarıyla daha çok anılır halde. Kars merkeze 55 kilometre mesafedeki kayak tesisleri sayesinde kış aylarında kayakçılar tarafından en çok tercih edilen yerler arasında. Sarıkamış’ı bu kadar tercih edilir yapan özelliği ise dünyada sadece iki noktada görülen kristal kara sahip olması. Birbirine yapışmayan bu karın bir benzeri de Alpler’de görülüyor. 

2634 metredeki Çamurlu Dağ üzerinde, sarı çam ağaçları arasında kurulu tesisler 12 kilometreyi bulan 5 etaplı pistlere sahip. Kış aylarında kar kalınlığı 1,5 metreyi buluyor. Konaklama imkânı yanı sıra tesiste kayak hocası ve kayak kiralama imkânı da var. 

BAŞKA NELER YAPILIR?

Kanlı Tabya’nın düzenlenmesiyle müzeye çevrilen Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi, Hatıra evi olarak ziyaret edebileceğiniz Gazi Ahmet Muhtar Paşa Kültür Evi, Çıldır yolu üzerinde görebileceğiniz Arpaçay Kütük Ev, Sarıkamış Bayraktepe Kayak Tesisleri’nin girişinde yer alan Sarıkamış Kütük Ev, 182 kuş çeşidiyle Kuyucuk Gölü etrafındaki Kuyucuk Kuş Cenneti, 15 metreden düşen sularıyla Susuz Şelalesi, Kars’a 13 kilometre uzaklıkta büyük bir göl olan Aygır Gölü ve Sarıkamış ormanları Kars’ta görebileceğiniz diğer yerler arasında. 

Kars civarında fazlaca vaktiniz varsa 2,5 – 3 saat mesafedeki Doğubayazıt ve İshak Paşa Sarayı’ma, 1,5 – 2 saat mesafedeki Şavşat’a ve 2,5 saat mesafedeki Erzurum’a ve 4 saat mesafedeki Van’a kadar uzanabilirsiniz.

Kars’ta ne yenir? Nerede yenir?

Kafkas mutfağıyla Anadolu mutfağının karışımı ortaya harika bir sonuç çıkarmış. Karslılar, Anadolu’da birçok bölgede görülen bazı yemekleri kendi usulleriyle harmanlanmışlar ve muhteşem lezzetlere ulaşmışlar.

Kars’ı konuşurken kaşar peyniri, gravyer ve bal üçlüsünden bahsetmeden de geçmek olmuyor zaten… 

Kars’ta ne yenir, yöresel yemekleri nerede bulabilirsiniz KARS YEME – İÇME REHBERİ‘inde detaylıca anlattım. 

Kars’ta nerede kalınır?

Hotel Katerina Sarayı – Cheltikov Otel 

Kars’ta kalmak için sanırım en güzel adreslerden biri. Ruslardan kalma binaların en güzellerinden.  Kale’nin hemen altında, dere kenarında sakin bir konumu var. Odalar da oldukça şık döşenmiş. 24 saat resepsiyon ve kahvaltı servisi bulunuyor. Eğer hava uygunsa bahçede keyifli vakit geçirebilirsiniz. Fiyatlar çift kişilik 500 – 600 liradan başlıyor. 

Kars Konak Otel 

Merkezi konumuyla her yere 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Temiz odalar, güler yüzlü hizmetiyle Kars’ın konaklama açısından en iyi otellerinden biri. Kahvaltı fiyatlara dahil. Çift kişilik odalar 350 liradan başlıyor. 

Kars-ı Şirin Otel

23 odalı şehir merkezindeki otel, gezilecek yerlere de çok yakın. Açık büfe kahvaltı ve 24 saat resepsiyon hizmeti var. Çift kişilik odalar 330 liradan başlıyor. 

Hotel Kent Ani 

Kars’ın merkezde yer alan otellerinden biri. Gezilecek yerlere ve yemek yerlerine oldukça yakın. Fiyatlar çift kişilik oda 190 liradan başlıyor. 

Kars Öğretmenevi

Uygun fiyatlı, düzgün bir yer arıyorsanız Kars Öğretmenevi’ni deneyebilirsiniz. 6’sı süit olmak üzere 42 odada 72 yatak kapasitesi var. Fiyatlar 2020 için kişi başı öğretmen 60 lira – kamu 60 lira– sivil 90 lira…  İki kişilik odalar öğretmen 100 lira – kamu 100 lira – sivil 150 lira.

Kars’a nasıl gidilir?

Baştan beri dediğim gibi Kars gitmek için en güzel yol, tren ile gitmek. Doğu Ekspresi ile Ankara’dan başlayan yolculuk bir günden birazcık fazla sürüyor ve muhteşem bir deneyim yaşatıyor insana. Tabi durum böyle olunca bu yolculuğu yapmak isteyenler de çoğaldı. Bu yüzden bilet bulmak imkânsızlaştı. DOĞU EKSPRESİ’NE BİLET NASIL BULUNUR‘u anlattığım ayrıca bir yazım var. Buradan tren hakkında gerekli bilgileri, bilet bulmak için ipuçlarını öğrenebilirsiniz. 

Kars gezilecek yerler
Kars sokakları

Bir başka tercih edilen yol da uçak ile gitmek. Tren ile bu uzun yolculuğu göze alamıyorsanız ya da fazla vaktiniz yoksa uçak ile gidebilirsiniz. THY ve Pegasus’un sefer yaptığı şehre yolculuk 1 saat 55 dakika sürüyor. Bu arada en çok tercih edilen yöntem ise bir yönü tren ile gidip diğer yönü uçak ile dönmek ya da tam tersi. Hava yolu tercih edecekseniz Erzurum veya Ardahan, diğer yakın iki nokta.

Türkiye’nin birçok yerinden Kars’a otobüs seferi bulunuyor. Ankara’dan 14 – 15 saat, İstanbul’dan 20 – 21 saatlik bir yolculukla Kars’a ulaşmak mümkün.

Araçla gitmek isterseniz İstanbul’dan 1436 kilometrelik bir yol var. 16 – 17 saatinizi alacaktır. Ankara’dansa yaklaşık 1100 kilometre 12 – 13 saat kadar sürüyor.

Şehir içi ve havalimanı ulaşım

Şehir içerisinde ulaşım için genellikle otobüs ve minibüs kullanılıyor. Çevre ilçelere ise minibüslerle ulaşabiliyorsunuz. 

Taksi de fazlasıyla var. Özellikle kısa zamanı olanlar ya da araçsız gelenler taksilerle günlük anlaşarak uzaktaki gezilecek yerlere bu şekilde gidiyorlar. Eğer birkaç kişiyseniz oldukça mantıklı bir seçenek. 

Ayrıca havalimanında araç kiralama hizmeti bulunuyor.

Havalimanından ulaşım

Havalimanı şehre 6 kilometre uzaklıkta. Belediyeye ait otobüslerle veya taksiyle 10 dakikada havalimanından şehre ulaşabiliyorsunuz. İç Hatlar terminalinin çıkışında yer alan otobüslerin sefer saatleri uçak saatlerine göre ayarlanmış durumda. Uçağın havalimanına iniş saatinden 30 dakika sonra Kars’a hareket ediyorlar. Kars’tan hareket saati ise uçuştan 2 saat öncesinde. Tek yön bilet ücreti 5 TL. Bileti otobüs içerisinde alabiliyorsunuz.

Otobüslerin kalkış yeri: Faikbey Cad. No: 148 Vergül Turizm Acentesi önü.

Ayrıntılı bilgi için telefon: 0474 223 21 52 Dahili 112

Taksi ile gitmek isterseniz şehir merkezine 35 lira, otobüs garına 50 lira kadar tutuyor. 

Yalnız gidilir mi?

Kars detaylı gezdiğim 2018 gezisi arkadaşlarımla yaptığım bir geziydi. İkinci gidişimse 2019’daydı ve tek başıma Tiflis’ten Şavşat’a giderken bir gece konaklayarak yarım gün geçirebildim Kars’ta.

Gözlemlediğim kadarıyla bir kadın olarak Kars’ta tek başına seyahat ederken bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyorum. Kars halkı oldukça açık görüşlü ve yardımseverler. Ama tek başınaysanız ben her zaman özellikle geceleri dikkat etmeye çok önem veriyorum. 

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Kars’a gidiyorsanız farklı şeyler yemeğe hazır olun. Çünkü Kafkas ve Anadolu mutfağının karışımıyla oluşan Kars mutfağında harika lezzetler sizi bekliyor. Öncelikle burada et dediğinizde akla ilk kaz eti geliyor. Peynir dediğinizde de gravyer peynir. O yüzden bu sürprizlerle dolu şehir, tarihiyle, doğasıyla bir de yemek kültürüyle aklınızı başınızdan alabilir, benden söylemesi.

Kars’ta yeme – içme detaylarına geçmeden önce KARS GEZİLECEK YERLER ve diğer detaylar için Kars Gezi Rehberime de göz atmanızı öneririm.

Kars yemeklerinde baklagiller, un ve et ağırlıklı kullanılıyor. Et olarak da burada sofraların baş tacı, kaz eti. Eğer güzel yapılmışını bulursanız gerçekten çok lezzetli. Çıldır Gölü’nden çıkan sazan balığının lezzeti ise apayrı… 

Eğer mevsiminde gidiyorsanız Kağızman’ın uzun kayısısını ve uzun elmasını da yemeden dönmeyin. 

Kars Gezi rehberi
Kars – Ani Ören Yeri (Ani Harabeleri)

Kars mutfağının yıldızları

Kars yemekleri arasında öne çıkanları şu şekilde sıralayabilirim:

Hangel, piti kebabı, kaz eti, umaç helvası, hörre (un çorbası), evelik aşı, ısırgan otu, patatesli veya mercimekli erişte pilavı, ekşili et, haşıl, tencerede şiş kebap, tandırda kaz çekmesi, erişte aşı, kete, feselli, hasuda, kaz suyuna bulgur.

Hangel ya da hıngel 

Bir çeşit içi boş yaprak mantı.

Feselli 

Elde açma, saç üzerinde pişirilen bir çeşit gözleme.

Piti kebabı 

Kuzu gerdan, kuzu incik ve kuyruk yağı ile düdüklüde haşlanır. Ete zencefil ve haşlanmış nohut katılarak bir süre daha pişirilir. Domates ve biber ilave edilir. Güveçlere eşit olarak dağıtılır. Nohut ve haşlama suyu eklenerek fırınlanır. 

Kars böreği 

Diğer böreklerden en önemli farkı içerisinde Kars gravyerinin kullanılması.

Tandırda kaz çekmesi 

Bir buçuk metre derinliğinde kesik huni şeklindeki tandır denen ocaklar Kars evlerinin vaz geçilmezi. Genellikle ekmek ve yemek yapımında kullanılan ocaklarda kazın tadı da ayrı oluyor. Kesildikten sonra 4 – 5 saat kurutulan kaz eti, tandırın altına oturtulan hazırlanmış bulgurun üstüne gelecek şekilde asılır. Tandırın sıcaklığı ile pişen kazın yağı da bulgura akarak ona lezzetini verir. Piştikten sonra birlikte servis ediliyor.

Mercimekli veya patatesli erişte 

Mercimekler ve erişteler ayrı ayrı haşlanır. Daha sonra tereyağı eritilerek üzerine halka doğranmış patatesler ilave edilerek kızartılır. Mercimek ve erişte ilave edilerek demlenmeye bırakılır. 

Ekşili et 

Domates, soğan, maydanoz, tuz ve karabiberle pişirilen etin üzerine piştikten sonra yarım limon sıkılarak servis edilir.

Hasuda 

Şerbet hazırlanır ve sonra içine biraz un atılır ve çırpılır. Tavada yağ ısıtıldıktan sonra hazırlanan şerbetle un dökülerek karıştırılır. 5 – 10 dakika piştikten sonra artık yemeye hazır. 

Haşıl 

Buğdaydan hazırlanan bulgur suda pişirilerek süzgeçten geçirilir ve tepsiye dökülür. Üzerine tereyağ eritilir ve sarımsaklı yoğurt ile servis edilir. 

Kars gravyeri

Kars gravyeri bu topraklarda yüzyıllık bir geleneğe sahip. Boğatepe köyü ise Kars gravyerinin orijinal tarifle üretildiği Türkiye’deki tek yer. 

Kars yemekleri
Kars’ın ünlü Boğatepe gravyeri (Fotoğraf: Bogatepe.com sitesinden)

Diğer yazımda da anlatmıştım ama burada da kısaca yer vermek istiyorum. Boğatepe’de peynirin geçmişi Ruslardan gelen Malakanlar’a dayanıyor. Malakan’ın kelime anlamı ise “süt içenler” … 19. yüzyıl başında Ortodoks Kilisesi haftada 3 kez süt içilmesine izin verirken Malakanlar her gün süt içilmesine taraf olduğundan kilise ile çatışmaya girerler. Kilisenin kurallarına aykırı başka farklı dini uygulamalar da buna eklenince kilise tarafından aforoz edilirler. Rusya’da pek istenmeyen bu grup, 93 Harbi sonrası Ruslar tarafından bu bölgeye yerleştirilmiş.

Süt seven Malakanlar’ın kurduğu mandıralar zamanla köyde yerleşimin artmasını sağlamış. Ancak Ruslar Kars’tan gidince Malakanlar da gitme kararı almış ve yerlerine Tiflis’ten Karapapaklar getirilmiş. Onlar da mandıra geleneğini devam ettirerek bugüne kadar ulaşmasını sağlamışlar.

Köy halkının çabalarıyla kurulan Boğatepe’nin bir de Peynir Müzesi kurulmuş. BOĞATEPEKÖYÜ‘nde üretilen ürünlerini sitesinden sipariş vermek mümkün. 

Kars’ta nerede yenir?

Kars Kaz Evi

Kaz eti yemek istiyorsanız en iyi adres burası. Kazın yanı sıra piti kebabı ve hangelini de deneyebilirsiniz. Yemeklerin lezzeti kadar servis de iyi. 

Hanımeli Restaurant 

Ev yemeklerin en yakın lezzeti bulacağınız bir yer. Adından da anlaşılacağı gibi hanımeli değmiş, oldukça hoş ve güler yüzlü servisiyle yöresel lezzetleri bulabileceğiniz en iyi adreslerden biri. Kaz eti de oldukça güzel. 

Atalay’ın yeri

Çıldır’ın kenarında manzarası güzel yerlerden. Eğer yoğun dönemde gittiyseniz biraz servis sorunu yaşayabilirsiniz ancak Çıldır’ın sarı balığını bulabileceğiniz en önemli adres burası. 

Puşkin Restaurant

Kaz eti, hangel, evelik çorbası, umaç helvası gibi yöresel yemekleri bulabileceğiniz yerlerden. Fiyatlar dengeli, yemeklerse çok lezzetli. Akşamları yöresel dans gösterisi de var.

Kamer Mutfak ve Cafe

Lezzetli yöresel yemek bulabileceğiniz bir diğer adres de burası.

Aklınızda olsun

Peynir nereden alayım, diyorsanız Boğatepe Köyü’nü ya da Kars merkezdeki Karsak Peynir Cenneti’ni deneyebilirsiniz. 

KARS GEZİLECEK YERLER ve diğer detaylar için Kars Gezi Rehberi de işinize yarayabilir.

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

İki kıtanın ortasında, doğasıyla tarihiyle hem Türkiye’nin hem dünyanın en özel şehirlerinden biri İstanbul.  Neredeyse 4000 yıllık tarihe sahip… Böyle olunca nereye al atsanız karşınıza binlerce yıllık güzellikler çıkıyor. Boğazın kattığı güzellikse tartışılmaz. Şehir birçok yönden etkileyici olunca meraklısı için görecek gezecek yerleri listesi de upuzun.  İSTANBUL’DA GEZİLECEK YERLER rehberi işte bu meraklılar için. Bu detaylı listede Avrupa yakasında semtlere ayrılmış gezilecek yerleri bulacaksınız.

İstanbul Türkiye’nin en zengin en kalabalık en büyük şehirlerinden biri. 18 milyon nüfusuyla dünyanın da 10 kalabalık şehirleri arasında yer alıyor. Dört büyük medeniyetin hakimiyeti altında kalmış, farklı kültürlere sahip bu imparatorluklara yüzyıllarca başkentlik yapmış. Hristiyan ve İslam dinlerinin izlerini taşıyan İstanbul, başta 2000 yıldır ayakta kalan Aya Sofya’sı, Sinan’ın eşsiz eseri Süleymaniye’si, Kız Kulesi, Adalar’ı ile yüzyıllar boyunca ilgi odağı olmuş bir şehir. 

Son 60 – 70 yılda galiba İstanbul’a biraz hor davrandık. Kalabalık nüfus, çarpık şehirleşme önüne geçilmez bir hal aldı. Ama İstanbul bin yıllara direndiği gibi hala direnmeye devam ediyor. Hem yönetim hem birey olarak bu mirasa sahip çıkmak çok önemli. 

İstanbul gezilecek yerler
Boğaz

Fotoğraf ve yeni yerlere merakım sayesinde İstanbul’u çok iyi tanımama şansı buldum. Benim gibi İstanbul’u daha yakından tanımak isteyenlere semt semt İstanbul’da gezilecek yerler listesi hazırladım. İlk olarak bir liste yapmayı tercih ettim. Sonrasında semtleri daha detaylı anlatacağım semt rehberlerini de burada bulacaksınız.

Haydi gelin İstanbul’u gezmeye…

İstanbul
İstanbul’un gezmek için en güzel zaman bahar ayları…Mesela Emirgan’daki Lale Festivali her sene nisan ayında.

AVRUPA YAKASI – İSTANBUL’DA GEZİLECEK YERLER

Fatih

Aslında bugünkü Fatih, İstanbul’un ta kendisi. Eminönü’nden Edirnekapı’ya kadar uzanan topraklar bir zamanlar eski İstanbul’u oluşturan bölge. “Tarihi Yarımada” da diyeceğimiz bölge Roma’ya, Bizans’a, Osmanlı’ya ev sahipliği yaparken her dönemin önemli yerleşimi olmuş. 

Tarih bu kadar eski, farklı medeniyetler de olunca gezip görülecek yerler listesi bölgede çok uzun. Kiliselerden camilere, surlardan saraylara, çarşılardan müzelere yüzlerce seçenek var. 

Bugünkü Fatih sınırlarında Aksaray, Beyazıt, EminönüFener, Haseki, Karagümrük, Kocamustafapaşa, Kumkapı, Mahmutpaşa, SirkeciSultanahmet, Şehremini, Tahtakale ve Vefa semtleri yer alıyor. Liste uzayıp gitmesin diye bu yazıda öncelikli olarak Sultanahmet, Eminönü gibi öne çıkan semtleri bulacaksınız.

Fatih civarında gezilecek yerler:

Beyazıt Meydanı

İstanbul Üniversitesi Binası

Sahaflar Çarşısı

Beyazıt Cami

Beyazıt Yangın Kulesi

Süleymaniye Cami ve Külliyesi (Mimar Sinan)

Nuriosmaniye Cami

Mimar Sinan Türbesi

Kariye Cami (eski Kariye Müzesi)

Pertevniyal Valide Sultan Cami

Aksaray Merkez Cami

Cerrah Mehmet Paşa Cami

Laleli Cami

Valide Sultan Cami

Murat Paşa Cami

Şehzade Cami

Vefa Bozacısı

Ayın Biri kilisesi

Fatih Cami

Molla Zeyrek Camii

Zeyrek Semt

Tekfur Sarayı

Fethiye Müzesi ve Cami

Sultanahmet

Sultanahmet İstanbul’un en eski merkezlerinden biri. Bizans’ın da Osmanlı’nın da yönetim merkezi. Bugün yönetsel merkezi olma özelliğini yitirse de kültürel ve tarihi olarak İstanbul’un en can alıcı yerlerinin başında olduğunu söyleyebilirim. 

İstanbul gezilecek yerler
Sultanahmet Cami

‘İlk kez geliyorum, İstanbul’da tek bir yer göreyim, neresi olsun?’ derseniz ben size, Sultanahmet ve civarını öneririm. Şehrin eski dokusunu, kokusunu alabileceğiniz binlerce köşe var. Ayasofya’dan Topkapı’ya Kapalıçarşı’dan harika bir Boğaz manzarasına kadar her şeyi bira arada görebilirsiniz. Sokakların üstü kadar yerin altı da burada cevherlerle dolu. Yerebatan Sarayı en başta olmak üzere bölgede birçok sarnıcı bir arada görme şansınız var. 

Sultanahmet bölgesi ile tam bir semt ayrımı yapmak yerine, ben biraz kendime göre bir ayrım yaptım. Kadırga’dan Gülhane’ye Beyazıt’tan Ahırkapı’ya kadar uzanan bir bölgeyi bu başlık altında bulacaksınız. 

Sultanahmet civarında gezilecek yerler. 

Sultanahmet Meydanı

Sultanahmet Cami

Ayasofya Cami

İstanbul gezilecek yerler
Ayasofya Cami

Topkapı Sarayı

Yerebatan Sarayı / Yerebatan Sarnıcı

Sıfırıncı kilometre (Million Anıtı) – Dünyanın başlangıç noktası

Aya İrini Müzesi

Alman Çeşmesi

Dikilitaş

Gülhane Parkı

Soğukçeşme Sokağı

Arkeoloji Müzesi

Türk ve İslam Eserleri Müzesi

Çemberlitaş Sütunu

Çemberlitaş Hamamı

Pierre Loti’nin Evi

Atik Ali Paşa Cami 

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

Kapalıçarşı

Cağaloğlu Hamamı

Ayasofya Hürrem Sultan Hamamı

Nuri Osmaniye Camisi

Küçük Ayasofya

Arasta

Kadırga’nın tarihi sokakları

Sokullu Mehmet Paşa Cami (Mimar Sinan’ın eseri)

Şerefiye Sarnıcı

İstanbul Fotoğraf Müzesi (Kadırga)

Eminönü

Tarihi yarımadanın denizden giriş kapısı. Vapur iskeleleriyle şehri Anadolu yakasına bağlayan en önemli merkez. Tarihi yerleriyle turistlerin ilgi merkezi olurken aslıda yerli halk için anlamı çok farklı. Sadece İstanbulluların değil tüm Türkiye için ticari bir merkez. Birçok malın giriş kapsısı ve buradan da Anadolu’ya dağıtım kapısı diye düşünebiliriz. Mercan, Tahtakale, Sultanhamam bu ticaretin döndüğü en önemli yerler. 

İstanbul gezilecek yerler
Pier Loti’den manzara

Her ne kadar bunlar alışverişin döndüğü yerler olsa da birçok tarihi mekân bu yerlerin arasına sıkışmış durumda. Ben şahsen buraları da gezmeyi seviyorum. Olmadık bir köşede karşınıza o kadar ilginç yerler ve şeyler çıkıyor ki… Bir gün işinize yarar bir şeyler mutlaka bulursunuz.

Eminönü civarında gezilecek yerler:

Haliç Köprüsü

Yeni Cami (Valide Sultan Cami)

Hünkâr Kasrı 

Mısır Çarşısı ve Çiçekçiler Pazarı

Rüstem Paşa Cami

Kadın Pazarı

Bozdoğan Su Kemerleri / Valens Kemerleri

Mercan Yokuşu 

Tahtakale hanları: Valide Han, Büyük Han, Büyük Yeni Han

Hamdi Restoran

Haliç

Türkiye İş Bankası Müzesi

Sirkeci Tren Garı

Kıztaşı

Millet Kütüphanesi

Hırka-ı Şerif Cami

Mihrimah Sultan Cami

Fener / Balat

Fener ya da Balat’a her gidişimde “ya bu güzel doku bozulmasaydı İstanbul şimdi nasıl olurdu” demekten kendimi alamıyorum. O güzel cumbalı rengarenk evleriyle bölge o kadar güzel ki. Son yıllarda bambaşka bir yüze bürünmeye başlayan bu semtlerde artık renkli evlerden fazlasını buluyorsunuz. Kafeleri, antika dükkanları, meyhaneleri, müzayede salonları ve karma kültürüyle Balat ve Fener görülmeye değer yerlerden. 

İstanbul gezilecek yerler
Demir Kilise, Haliç

Fener eskiden bir Rum semtiyken Balat’sa Musevi mahallesiymiş. Bugünlerdeyse biraz daha kozmopolit yapısı var. 

Fener’in bir özelliği ise Rum Ortodoks kilisesinin başı olan Fener Patrikhanesi’nin burada oluşu. Bir zamanlar tüm Ortodoks dünyasını yöneten bu patrikhane hala önemini koruyor. Dilerseniz belirli bölümlerini gezmek de mümkün.

Renkli dünyasıyla Fener – Balat İstanbul’da son yılların yıldızı yükselen semtlerinden.  O yüzden Balat’sız bir İstanbul turu düşünmeyin. 

Fener – Balat civarında gezilecek yerler:

Bulgar Demir Kilise – Stefan Sveti Kilisesi

Fener Rum Okulu

Kanlı Kilise

Mesnevihane

Fener Rum Patrikhanesi

Balat Merdivenli Sokak

Balat’ın renkli sokakları

İstanbul gezilecek yerler
Balat sokakları

Yavuz Sultan Selim Cami

Eyüp Sultan

Piyer Loti

Agora Meyhanesi

Kafeler sokağı

Seramik atölyeleri

Antikacılar – Müzayede salonları (Bazı antikacılar hafta sonları müzayede düzenleniyor)

Beyoğlu – Taksim

Şehrin merkezi desem sanırım yanlış olmaz burası için. Eskiden Sultanahmet neyse bugün Taksim – Beyoğlu öyle. 

Eskiden Pera olarak adlandırılan bölge İstanbul’dan ayrı bir yerleşim merkeziymiş. O dönemlerde Cenevizlilerin yaşadığı bölge daha sonra İstanbul sınırlarına katılmış. Modern İstanbul’un artık can damarı, alışverişin ve eğlencenin de merkezi. 

İstanbul gezilecek yerler
İstiklal Caddesi, Beyoğlu

Son yıllarda biraz çehre değiştirse de halen İstanbul’da görülmesi gereken yerler listesinin başına ekleyebiliriz. Beyoğlu – Taksim deyince aslında geniş bir alanı kapsadığını söylemeliyim. Karaköy’den Haliç’e, Galata’dan Taksim Meydanı’na kadar bir alan bu bölgenin sınırlarında. O yüzden burada da liste oldukça uzun.

Taksim – Beyoğlu civarında gezilecek yerler:

İstiklal Caddesi civarı;

Taksim Meydanı – Cumhuriyet Anıtı

Gezi Parkı

Ayia Triada Kilisesi

İstiklal Caddesi

Çiçek Pasajı

İnci Pastanesi

Üç Horan Ermeni Kilisesi

St. Antuan Kilisesi

Asmalımescit

Galatasaray Lisesi

Galatasaray Hamamı

Aynalı Pasaj / Avrupa Pasajı

Çiçek Pasajı

Fransız Sokağı

Pera Palas Oteli

Salt Beyoğlu

Pera Müzesi

İstanbul Modern Müzesi (Yeni yeri)

Tünel – Dünyanın en eski ikinci metrosu

Kırım Kilisesi

Salt Galata

Vedat Nedim Tör Müzesi

Galata civarı;

İstanbul gezilecek yerler
Galata

Galata Mevlevihanesi

Galata Kulesi

Galata sokakları

Çukurcuma – Cihangir civarı;

Cihangir ve Çukurcuma sokakları

Sıra Selviler Caddesi

Firuzağa Kahvesi ve civarı kafeler 

Çukurcuma antikacıları

Masumiyet Müzesi

Karaköy civarı;

Bankalar Caddesi

Kamondo Merdivenleri

Kamondo Oteli

Karaköy İskelesi civarı

Metro Köprüsü ve civarı

Fransız Çıkmazı

Kafeler Sokağı

Arap Cami

Yeraltı Cami

Ceneviz Mahkeme Binası

Güllüoğlu Baklavacısı

Namlı 

Tophane civarı;

Kılıç Ali Paşa Cami

Tophane-i Amire

Tophane Çeşmesi

İstanbul Modern

Kılıç ali Paşa Hamamı

Molla Çelebi Cami

Kasımpaşa – Haliç civarı;

Aynalıkavak Kasrı

Rahmi Koç Müzesi

Miniatürk

Beşiktaş – Ortaköy

Taksim’deki eğlence mekanlarının çehre değiştirmesiyle Beşiktaş gençler için aranan kan oldu. Beşiktaş çarşıda ve Maçka civarlarında yeni açılan kafeler, barlar, restoranlar son yılların en gözde mekanları. Bir zamanlar Topkapı’nın saltanatını Dolmabahçe Sarayı’na kaptırması gibi galiba Taksim saltanatını Beşiktaş’a kaptırmak üzere.

Osmanlı’nın son dönemlerinde önce çıkan Dolmabahçe’den Beşiktaş’a ve Maçka’ya uzanan bu bölgede çok farklı mekanlar bulacaksınız. 

Küçük bir sahili olsa da Beşiktaş deniz ulaşımı açısından oldukça büyük önem taşıyor. Üsküdar’ı, Kadıköy’ü hatta Adaları Avrupa yakasına bağlayan önemli bir merkez. 

Ben Beşiktaş, Nişantaşı ve Ortaköy sahilini bu başlık altında kapsadım.

Beşiktaş civarında gezilecek yerler:

Beşiktaş civarı;

Deniz Müzesi

Ihlamur Kasrı

Yıldız Parkı ve Sarayı

Çırağan Sarayı

Malta Köşkü

Dolmabahçe Sarayı

Dolmabahçe Cami

Barbaros Hayretin Paşa Anıtı ve Türbesi

Vadofone Beşiktaş Stadyumu

Maçka Sıraevler

Ortaköy civarı;

Ortaköy İskele Meydanı

Esma Sultan Yalısı

Yeni Mecidiye Cami (Balyanların eseri)

Ortaköy El işleri pazarı

Kumpirciler – midyeciler ve kokoreççiler

Eski Ortaköy sokakları 

Nişantaşı civarı;

Demokrasi Parkı

Teleferik

Açıkhava Tiyatrosu

Rumeli Caddesi 

Boğaz Hattı 

Boğaz’da oturan biri olarak Boğaz Hattı bana göre İstanbul’un en güzel semtlerine sahip. Birçoğu tarihi semtlerin hepsi kendine has özelliklerle öne çıkıyor. İstanbul’un hala yeşil kalabilen ender yerlerinden ayrıca. Bu semtleri gezerken eskiden İstanbul nasılmış bir nebze de olsa gözlerinizin önüne getirebileceksiniz. Tarihi dokusunu koruyan bu semtlerde halen komşuluk ve insan ilişkileri de diğer semtlere göre çok daha sıkı. 

İstanbul gezilecek yerler
Tarabya sahili

Siz bir de bu semtleri baharda görün. Erguvan ağaçlarıyla mor-pembeye boyanan Boğaz sırtları nisan ortasından sonra size bu güzellikleri sunmaya başlıyor. Bu zamanda Şehir Hatları’yla yapacağınız bir vapur sefası bu güzellikleri size yaşatmaya yetecek.

Boğaz hattında gezilecek yerler:

Rumeli Hisarı

Bebek

Baylan (Bebek Şubesi)

Arnavutköy sahili ve ara sokaklar

Perili Köşk

Japon Bahçesi

Kuruçeşme

Baltalimanı

Emirgan sahili ve ara sokakları

Emirgan Korusu ve Parkı

Sarı Köşk

Beyaz Köşk

İstanbul gezilecek yerler
Emirgan Parkı’nda Lale Festivali zamanı

Emirgan Sütiş

Sabancı Müzesi

Yeniköy sahili

İstinye sahili

Tarabya sahili

Kireçburnu

Sadberk Hanım Müzesi

Aşk-ı Memnu Evi

Rumelikavağı

Rumelifeneri

Garipçe

Sarıyer  ve ötesi

Her ne kadar devamında Anaolukavağı ve Anadolufeneri olsa da Sarıyer her zaman Boğaz’ın son durağı olarak görülür. Bir zamanların eski sayfiye yerleri artık şehirle bütünleşip en kalabalık yerlerden oldu. 

İstanbul gezilecek yerler
Garipçe

İstanbul’un akciğeri Belgrad ormanlarına ve en kullanılabilir plajlarından olan Kilyos sahillerine sahip olması özellikle yaz aylarında buraların daha da popülerleşmesini sağlıyor. 

Boğazın eski semtlerinden olan Sarıyer ve çevresi de güzel sokaklarıyla ve boğaz havasıyla size keyifli vakit geçirtecek yerlerden. 

Sarıyer ve ötesinde gezilecek yerler:

Sarıyer sahili

Kilyos

Belgrad Ormanı – Piknik ve yürüyüş alanları

Atatürk Arberetumu

Atatürk Kent Ormanı

Baykuş Plajı

Maslak kasırları

Telli Baba Türbesi

Marmaracık Koyu

Yenikapı ve ötesi

Eskiden İstanbul sınırları burada bitiyormuş. İstanbul ünlü surlarını da görebileceğiniz yerlerin başında geliyor burası. 10 yıl kadar öncesine kadar surlar çok kötü durumdayken son yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarıyla artık büyük ölçüde ayağa kaldırılmış durumda. 

İstanbul gezilecek yerler
Yedikule Zindanları

Surların ötesinde ise yeni İstanbul uzanıyor. Küçükçekmece, Büyükçekmece, Florya gibi yerler eskiden şehre uzak sayfiye yerlerinden sayılırken artık buralar hatta neredeyse Silivri’ye kadar şehir kesintisiz uzanır oldu. O yüzen buraları gezerken bu sayfiye havasını bolca hissedeceksiniz, bazı yerlerde plajlara da denk geleceksiniz. 

Yenikapı ve ötesinde gezilecek yerler:

Yedikule Zindanları ve surları

Samatya Meydanı

Surp Kevork Kilisesi

Aya Nikola Kilisesi 

Agios Minas Kilisesi 

Kumkapı

Küçükçekmece Gölü ve sahili

Büyükçekmece Gölü ve sahili

Menekşe Plajı

Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü (Mimar Sinan Köprüsü)

Sokullu Paşa Cami

Kurşunlu Han

İstanbul tüm karmaşasına rağmen hale güzelliğiniz koruyor. Onu keşfetmek de bize düşüyor. 

Müzeleri seviyorsanız İSTANBUL’DA GÖRÜLMESİ GEREKEN 10 MÜZE yazım da işinize yarayabilir.

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Güllerle bütünleşmiş bir ahşap kapıdan girdiğiniz bahçede, lavanta, ortanca ve hatmi çiçeklerinin renkleriyle ve kokularıyla iç içe geçtiği bir manzara karşılar sizi. Çiçeklerin arasından kıvrılan patikadan ilerlediğinizde bir ağacın altına gizlenmiş küçük bir bank görürsünüz. Biraz illerde mor salkımların sardığı bir çardak. Azıcık daha ilerlerseniz belki de biraz nane, biraz kıvırcık belki de bir elma ağacı göreceksiniz. İşte, İngiliz bahçesi deyince hayal ettiğim manzara bu. İsterseniz siz buna bir de Earl Gray çayının keskin kokusunu ekleyin. 

Bir İngiliz bahçesine girdiğiniz zaman birbirinin içine girmiş bitkiler ağaçlar görürsünüz. İsyankâr tanımım da zaten buradan geliyor. Tam da bu kaostur asıl olan. Kaos gibi gözükse de İngiliz bahçeleri çok organize edilmiş, üzerinde çok düşünülmüş bahçelerdir. Bahçe sevgimi BENİM YEŞİL HİKAYEM yazımda anlatmıştım. Bahçe sever olarak bu yazıda ise size, en sevdiğim tarz olan İngiliz bahçelerinden bahsedip İngiliz bahçelerinin özelliklerini anlatmaya çalışacağım. 

Romantizm akımının etkileri 

Klasik İngiliz bahçelerinin aslında kökeni çok eskiye dayanıyor. Taaa Romalıların Britanya’yı keşfettiği zamanlara kadar uzanıyor. Bu zamanlarda tahmin edilen bu bahçeler simetrik çizgilerden oluşurmuş. Ancak bugünkü anlayışla düzenlemeler Romantizm akımının sürdüğü 18. yüzyıla dayanıyor. 

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçeleri

Oysaki, o yıllara kadar Fransız usulü bahçeler ön plandadır. Simetrilerin, şekillenmiş ve klasik mimari tarzın hüküm sürdüğü yıllardır. Avrupa’da hangi soylunun villasının bahçesine baksanız cetvelle çizilmiş, özenle tasarlanmış “ölçülü” bahçeleri yani “formal” bahçeler görüyordunuz.  

İngiliz bahçesi ise doğanın bir yansımasını temsil eder. Bu bahçelerin temelinde özgürlük yatar yani biraz ölçüsüz, onların tabiriyle “informal”dir. Bu tarz bahçeleri, simetri ve mimari tarzın yokluğundan ayırt edebilirsiniz. 

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçelerinin özellikleri

Öncüsü William Kent

18. yüzyılda öncülüğünü Willam Kent’in başlattığı bu akımla hem İngiltere’de hem Avrupa’da bahçeler değişmeye başlar. Mimar, ressam ve mobilya tasarımcı olan Kent, aslında Claude Lorrain ve Nicolas Poussin’in tablolarından etkilenir. İlk yarattığı bahçelerden biri Chiswick House olsa da bu tarzın en belirgin özelliklerini Oxfordshire’daki Rousham House’un bahçesinde uygular. Burada, dolambaçlı patikalar, küçük su yolları, heykellerle dekore edilmiş bir bahçe yaratır. 

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçeleri

Onun mirasını ise Lancelot “Capability Brown” alır ve daha da ileriye götürür. Ona tasarımcının rolünü sorduklarında “bir şair ya da bir bestecinin” rolüyle karşılaştırma yapar. Bu yorum onun büyüleyici ya da tablo gibi diyebileceğimiz bahçelerinin esin kaynağını gösterir aynı zamanda.

Peki, İngilizce bahçesinin özellikleri nelerdir, bir bahçeye İngilizce bahçesi demek için neler gerekli? Biraz da bunlara bakalım isterseniz.

İNGİLİZ BAHÇELERİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

İngiliz bahçesi
İngiliz bahçesi

Öncelikle bahçenizin büyüklüğü ne olursa olsun bunları bahçelerinize uygulayabilirsiniz. Klasik kır evlerindeki gibi dönümlerce arazinizin olmasına gerek yok. Şehir içi bahçelere uygulamak çok mümkün. 

Muhteşem ve etkileyici İngiliz bahçeleri için örneklere de göz atmayı unutmayın.

Kıvrılan patikalar / Eğimler

Bu İngiliz bahçelerinin temel özelliklerdendir. Bazen çakıllarla, bazen büyük taşlarla, bazen de ahşaptan kıvrılan patikalar yaratırlar. Böylece köşede sizi ne karşılayacak bilemezsiniz. Çiçek tarhları ya da güzel bir çeşme bu kıvrımlı patikanın sonunda sizi bekliyor olabilir.

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçelerinin özellikleri

Eğer arazi müsaitse eğimleri kullanabilir ya da bazen kendiniz de eğimlerle bahçenize hareket katabilirsiniz.

Su kanalı ya da havuz

Su elementi İngiliz bahçelerinin olmazsa olmazı. Genelde doğal görünümlü su kanalları inşa ederler ama daha küçük ölçekteki bahçelere küçük bir havuz da eklenebilir. Su bitkileri, nilüferlerle beslenen havuza zevkinize göre Japon Koi balıklarından da koyabilirsiniz. Fıskiyeli bir havuz ya da kuşların banyo yapacağı minik bir çeşme de bu işe yarayacaktır. 

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçelerinin özellikleri

Çiçek tarhları / yatakları

İngiliz bahçelerine baktığınızda edindiğiniz ilk izlenim gürlük ya da bolluktur. Bir çiçekten bir tane dikmek yerine çiçek yatakları oluşturulur. Onlar da özgürce büyür… Ancak bunlar birbirlerinin görünümlerini engellemeyecek şekilde olmalı, boyları ve renkleri uyumlu olmalı. 

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçelerinin özellikleri

Bu tarhları oluştururken mevsimsel gelişimi de göz önünde bulundurmakta fayda var. Yani sadece bahar aylarında açan çiçekler dikerseniz diğer mevsimlerde bahçenizin çiçeksiz kalmasına neden olursunuz. Bunun için KIŞIN AÇAN ÇİÇEKLER – HER MEVSİM RENKLİ BAHÇELER isimli bir yazım da var. Çiçek seçerken size fikir verebilir.  

Saran çiçekler / Sarmaşıklar

Benim gibi saran çiçekleri seviyorsanız bunun için muhteşem seçenekler var. Mor salkım, hanımeli, yasemin, begonvil gibi çiçekler bahçeye eklenebilir.

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçelerinin özellikleri

Ahşap elementler

Saran çiçekler için çardak ya da pergola, bahçeleri kolayca dönüştürecek özelliklerden bazıları. Bu tür çiçekler yıllar içerisinde geliştiğinden biraz sabır ile harika sonuçlar elde edebilirsiniz.

Eğer bahçeniz uygunsa küçük bir ahşap köprü belki küçük bir iskele inşa edebilirsiniz. 

İngiliz bahçeleri
İngiliz bahçeleri

Heykeller / Küçük detaylar

Bahçeye girildiğinde odak noktası olacak küçük elementler eklenmeli. Heykeller, seramikler, kuş yuvaları mesela… 

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçelerinin özellikleri

Çimenler ve ağaçlar

Çimenlik alan İngiliz bahçelerinin başka bir önemli özelliği. Alanınızın boyutunu göre çimenlik alana mutlaka yer verilmeli. Tabii ki, bahçenin durumuna göre ağaçlarla bahçeye boyut katmak mümkün. Özellikle meyve ağaçları İngilizlerin en sevdiği ağaçlardır. En sevileni ise elma… 

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçelerinin özellikleri

Yenilebilir bitkiler / Sebze bahçeleri

Gerektiğinde bahçeden toplanan bir demet nane, biraz maydanoz harika olmaz mı? Bu tür bitkilerin neredeyse her iklimde ve genelde her toprakta yetiştirilmesi çok kolay. İngiliz tarzı bir bahçe olsun olmasın İngiltere’de neredeyse her bahçeli evin bir köşesinde bu tür yenilebilen bitkilere rast gelirsiniz. Zaten, bizim mutfağımızın vaz geçilmezleri olan bu bitkilerle başlayıp alanınıza göre farklı sebzelere yönelebilirsiniz.

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçelerinin özellikleri

İngiliz bahçesinde olması gereken çiçekler

Alanınızın ölçüsüne ve bölgenizin iklimine uygun bitkiler seçerek bahçenizi oluşturmaya başlayabilirsiniz. Ama her bitkinin gelişim sürecini de öğrenerek bahçenizin ilerideki dönemde alacağı hali de hayal etmeye çalışın. Bodur çiçeklerin birkaç metrelik çiçekler arasında hapis kalmasına izin vermeyin.

İlk seçeceğiniz bitki, gül olabilir. Bir İngiliz bahçesini gülsüz düşünmek zaten mümkün değil. Londra’da parkları gezerken renk renk, çeşit çeşit yaratılan gül bahçelerini gördüğünüzde bu işe ne kadar kafa yorduklarını ve gönül verdiklerini görebiliyorsunuz. 

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçelerinin özellikleri

Farklı yüksekliklerde çitler, kokulu bitkiler seçebilirsiniz. Çit yerine çite dönüştürebileceğiniz bitkileri de koleksiyonunuza ekleyebilirsiniz. Lavantalar, ortancalar bu görevi görebilir mesela…

Bölgenizde kolay yetişen ya da uygun şartları sağlayabileceğiniz bitkileri araştırarak seçeneklerinizi çoğaltabilirsiniz. Mesela lavanta rengiyle, boyuyla ve tabi ki kokusuyla bahçelere ayrı bir hava katar. Ama lavanta sizin toprağınızda yetişmiyorsa aynı havayı verecek bir bitki mutlaka bulabilirsiniz. 

Her zaman yeşil kalan (evergreen) çiçekleri de listenize ekleyin. Böylece yaz – kış yeşil kalan bu bitkiler sayesinde bahçenizin her mevsim renkli görünmesini sağlayabilirsiniz.

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçelerinin özellikleri

Çiçek önerileri

Gül (Rose)

Acı bakla (Lupine)

Gülhatmi çiçeği (Hollyhocks)

Ebegümeci (Hibiscus)

Yavşan otu (Veronica)

Ortanca (Hydrangea)

Arı balsamı (Bee balm)

Alev çiçeği (Phlox)

İngiliz bahçelerinde hangi çiçekler yer almalı?
İngiliz bahçeleri – Küçük bir havuz yaparak içine nilüfer koyabilirsiniz.

Haseki küpesi (Aquilegia)

Hezaren (Düğün çiçeği) (Delphiniums)

Hanımeli (Lonicera)

Şakayık (Peony)

Lavanta (Lavander)

Lale (Tulip)

Nergis (Narcissus)

Sarımsak çiçeği (Aliums)

Çuha çiçeği (Primrose)

Gelincik (Poppy)

Sardunya (Hardy geraniums)

Menekşe (Pansies)

Kozmos (Cosmos)

Kadife çiçeği (Marigolds)

Papatya (Daisy)

Zinya – Kirli Hanım çiçeği (Zinnia)

Karanfil (Carnation)

Çan çiçeği (Campanula)

Mor salkım (Visteria)

Nilüfer (Water lily)

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçelerinin özellikleri

Sebzeler

Nane

Biberiye

Fesleğen

Roka

Kıvırcık

Fasulye, bezelye, bakla gibi taneli bitkiler

Domates 

Biber 

Salatalık

İngiliz bahçeleri
İngiliz bahçeleri

Hayallerinizi gerçeğe dönüştürün

Bir İngiliz bahçesi hayaliniz varsa bu yaratıcılığınızı harekete geçirmek için harika bir fırsat. Her şey mükemmel bir şekilde uymayabilir ama kendi şartlarınıza uyan en güzelini oluşturmaya çalışabilirsiniz. 

Her bahçe özel ve kendine hastır. Biraz da yaratanın kimliğini yansıtır. Burada amaç, tıpatıp bir İngiliz bahçesi yaratmak yerine kendinize özel bir bahçe yaratmak aslında temel olan… Şimdiden kolay gelsin…

İngiliz bahçelerinin özellikleri
İngiliz bahçelerinin özellikleri

Eğer çiçekleri seviyorsanız GÜZEL KOKAN ÇİÇEKLER ya da  BAHÇENİZDE OLMASI GEREKEN EN GÜZEL YAZ ÇİÇEKLERİ yazılarıma göz atabilirsiniz. 

Bitkiler hakkında biraz yardıma ihtiyacınız varsa EV ÇİÇEKLERİNİ ÇOĞALTMAK İÇİN PRATİK ÖNERİLER yazım da işinize yarayabilir. 

Yeşilsiz ve çiçeksiz kalmayın 🙂

Seyahat etmeyi seviyorsanız güncel geziler ve fotoğraflar için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Güneşin 300 gün eksik olmadığı, maviyle yeşilin kucaklaştığı, bana göre sadece Muğla’nın değil Türkiye’nin, içinde deniz olan en güzel ilçesi. Evet, itiraf ediyorum; bir Fethiye aşığının sayfasına denk geldiniz… Abartmıyorum, Fethiye gerçekten çok güzel. Her güzelin olduğu gibi ufak tefek kusurları var tabii, ama onları da hoş görüyorum ben… Fethiye’de gezilecek yerleri bu yazıda detaylıca anlatmak istedim. Harika bir Fethiye gezi rehberine hazır olun.

Muğla’nın her biri birbirinden özel ilçelerinden Fethiye eski adıyla Telmessos, kuruluşundan bugüne kadar yaşamın devam ettiği nadir yerlerden biri. Geçmişi MÖ önce 3000’li yıllara gitse de en eski kalıntılar MÖ 5. yüzyıla kadar uzanıyor. Likya, İskender, Roma, Bizans, Osmanlı bu topraklarda uzun zaman yaşamış, derin izler bırakmış.  

Böyle köklü bir tarih olunca Fethiye sadece doğal güzellikleriyle değil, tarih ve kültürel değerleriyle de çok öne çıkıyor. Gayet iyi durumda günümüze ulaşmayı başarmış birçok antik kent Fethiye sınırlarında…  Likya Yolu’nun hem başlangıç noktası hem de en güzel manzaraları bu topraklar üzerinde. 

“Dünyanın en güzel sahili”

Doğal güzellikler dediğinizde ise orada bir durmak gerekiyor. Türkiye’nin sembolü olmuş Ölüdeniz, tüm muhteşemliğiyle burada. Hatta, tüm dünya buna ikna olmuş ve onu “dünyanın en güzel sahili seçmiş”. Siz bir de bu güzelliği 2000 metreden bir paraşütle uçarken izlediğinizi düşünün. Koyları – plajlarıyla tam bir deniz tatili cenneti. Türkiye’de mavi tur yapabileceğiniz en güzel adreslerin başında geliyor. 

Fethiye
Gemile Koyu

Neyse ki, doğal güzelliklerin bir kısmı çevre kanunlarıyla koruma altına alınmış. Fethiye sahilleri bir nebze olsa da koca koca tatil köylerinden kurtulmuş durumda. Denizse oldukça temiz. Ama kar etme içgüdüsü bazen koruma duygusunun önüne geçiyor. Kendine has bu güzelliği öne çıkarmak yerine, taklit küçük dünyalar yaratılmış, mesela Hisarönü gibi. Ya da Fethiye Körfezi’ne özensizce akan atık sular Fethiye’nin merkezinde denize girmeye müsaade etmiyor artık. Bu aslında genel olarak Türkiye’nin sorunu maalesef… Bazı yerlerde “illa bana gel, en güzeli bende” diye yol kesenleri saymıyorum bile…Bilinçli belediyecilik yanında, halktan ve işletmelerden de bilinçli bir turizm beklemek için çok geç değil bence… 

Bunların hepsini gölgede bırakan şeyse Fethiye’nin güzelliği. İlk kez çok yıllar önce Fethiye’ye gittiğimde aşık oldum. Daha sonra 2004 yılında ilk kez Likya Yolu’nu yürüdüğümde bana göre ‘Türkiye’nin en büyük projesi’ olması gerektiğini düşündüm burası için. Tüm dünyayı kendine çekecek güzellikte, çok özel bir deneyim. Tüm dünyada bunun sayısız örnekleri var. Faralya hala yaşamak ve ölmek için düşündüğüm iki noktadan biri. Fethiye’ye çok defa gittim ve her seferinde de aynı hayranlık duygularıyla döndüm. Fethiye’ye duygularım böyle açıkçası…

Benim için çok özel Fethiye’yi tanımaya başlayabiliriz artık. 

FETHİYE GEZİLECEK YERLER   

Fethiye – Merkez 

Fethiye merkez diğer yerlerin fazlasıyla gölgesinde kalsa da çarşısı, kordonu, balık pazarı, tarih sokakları ve yat limanıyla görülmeyi hak eden yerlerden. 

Paspatur Çarşısı

Fethiye merkezin en güzel yerlerinden biri belki de burası. Birbiriyle bağlantılı 4 – 5 sokaktan oluşan çarşının ahşap ve cumbalı evleri restore edilerek tarihi dokusu ortaya çıkarılmaya çalışılmış. Adını da içindeki Paspatur Suyu’ndan almış. Rivayete göre Fethiye’ye gelerek bu sudan içen buraya mutlaka tekrar gelirmiş. 

Çarşı, kafeler, restoranlar, barlar ve hediyelik eşya dükkanlarıyla dolu. Artık her yerde moda olan renkli şemsiyeli sokak, burada da var. Bir şeyler almasanız da sadece gezerek de keyif alacağınız bir yer. 

Balık Pazarı

Fethiye’ye has bir yer olsa gerek burası. Balık pazarına girip istediğiniz balıkçıdan aldığınız taze balıkları hemen yan taraftaki balık lokantalarında pişirterek yiyebiliyorsunuz. Balığınız pişene kadar da mezelerin tadına bakıp içkinizi yudumlayabiliyorsunuz. Balık istemezseniz tabi ki başka alternatifler de mevcut. Çınar ağacının etrafına kurulu masalarıyla ve fasılıyla güzel bir atmosferi var. 

Merkezdeyseniz ya da yakınlardaysanız bir akşam yemeğinizi mutlaka buraya ayırın.  Sabah 08.00 – 24.00 arası açık.

Fethiye Arkeoloji Müzesi

İlk dönemde açık hava müzesi olarak başlayan müze, bölgede çıkan eserlerin artması sonucu 1987 yılında tamamlanan yeni binasına taşınmış. Modern müze salonunda sergilenen eserlerin çoğu kazılardan toparlanmış. MÖ 3000 yılından Osmanlı’ya kadar uzanan dönemi yansıtan önemli eserlerin arasında Letoon’dan getirilen Üç Dilli Yazıt, Izraza Anıtı, İki Dilli Anıt’ı sayabiliriz.

Telmessos Antik Kenti ve Amintas Kaya Mezarları 

Telmessos Antik Kenti bugün Fethiye olarak anılan bölgenin eski yerleşim yeri aslında. Tarihte bugüne kadar kesintisiz yerleşim yeri olma özelliğini koruyan antik kentlerden biri… Telmessos’un tarihi kesin olmamakla birlikte 3000 yıl öncesine dayandırılıyor. Söylentilere göre de adını Apollon’un oğlu Telmessos’tan almış. 

Tarih boyunca birkaç kez yakılıp yıkılmış yeniden hayata dönmüş. Ancak antik kentten fazla şey kalmamış günümüze. Son dönemde ortaya çıkartılan antik tiyatronun yanı sıra Amintas Kaya Mezarları ve lahitlerini görebiliyoruz bir tek. Antik tiyatro ise Roma dönemi özelliklerini taşıyor ve dönemin tiyatroları arasında denize bu kadar yakın konumda olan ender tiyatrolardan.

Fethiye içinde dolaşırken karşınıza çıkan kaya mezarları Fethiye’nin tarihsel zenginliğinin sembolü gibi tepelerden herkesi selamlıyor. Likya dönemi eserleri olan kaya mezarları 4. yüzyıldan kalma. Şehrin simgesi haline gelen mezarların yanına çıkarak yakından görmek mümkün. 100 kadar merdivenle çıkılan mezarları ve manzarayı gördüğünüzde kesinlikle değdiğini düşüneceksiniz. Kitabesinden anlaşıldığı kadarıyla Amintas’a ait olduğu bilinmekle birlikte kendisinin kim olduğu tam olarak bilinmiyor. 

Fethiye Kalesi 

Amintas Kaya Mezarları’nın hemen sağında yer alan kale, muhteşem bir manzaraya sahip. Kalenin yapılış tarihiyle ilgili çok bilgi bulunmamakla birlikte Rodos şövalyelerine dayandıranlar var. Kaleden günümüze eski bir yazıt ve sarnıçtan başka fazla bir şey kalmamış. Eğer kaya mezarlarına geldiyseniz buraya kadar çıkarak manzarayı seyredebilirsiniz. 

Şövalye Adası – Fethiye Adası 

Megri Adası ya da diğer ismiyle Şövalye Adası, Fethiye’nin hemen karşısında.  İnce uzun yapısıyla adeta Fethiye’ye bir giriş kapısı… Hemen önünde uzanarak Fethiye’ye korunaklı konum sağlıyor. Adını da Rodos Şövalyeleri’nden almış. O zamanlar şövalyelere yerleşim olmuş ada, bugün bölgede üzerinde tek yerleşim olan adalardan biri. Konutların yanı sıra üzerinde oteller ve kafeler de var. 

Karadan 2 – 3 kilometre uzaklıktaki adaya gitmek için merkezden kalkan deniz otobüslerini kullanabilirsiniz. 

Çalış Plajı

Fethiye içerisinde denize girilebilen nadir yerlerden biri olan Çalış Plajı, merkeze sadece 7 kilometre uzaklıkta. 4 kilometre uzunluğundaki sahili Fethiye’nin diğer yerleriyle karşılaştırılacak olursak öyle muhteşem değil. Etrafta birçok otel, restoran, bar ve kafe bulunuyor, merkezi yerde kalmak isteyenler için iyi bir alternatif. Çalış Plajı’nın sonundaki “kuş cenneti” ismi verilen bölgede birçok farklı türden kuşa denk gelebiliyorsunuz. 

Bölge aynı zamanda rüzgar sörfü için uygun. Gün batımlarını seviyorsanız burası aynı zamanda en doğru adres…

Ölüdeniz – Kıdrak Tabiat Parkı 

Türkiye, demek benim gözümde bu manzara demek. Çok kesin bir yargı gibi gelebilir ama benim gözümde ülkemizi temsil eden en güzel ve en değerli manzaralardan biri. O rengi, o manzarayı bir kez gördüğünüzde artık bu manzara denizle özdeşleşen bir hal alıyor. Deniz demek, mavi demek o oluyor. Ölüdeniz mavisi diye bir şey var. Zaten İngilizce ismi de “Blue Lagoon” yani Mavi Lagün… Hele bir de yukarıdan görürseniz çamların yeşili ve denizin mavisi büyüleyici bir ortam oluşturuyor.

Fethiye
Ölüdeniz, Kumburnu

Neyse ki, biraz da olsun değerini bilip özel çevre kanunlarıyla koruma altına almışız. Buna rağmen tabii ki, eleştirecek çok şey var ama ülkemiz şartlarında buna da şükür diyoruz. 

Ölüdeniz’e inerken önce Belcekız sahiline geliyorsunuz oradan sağ tarafa giderseniz tabiat parkı girişine ve Kumburnu’na ulaşıyorsunuz. Tabiat parkına giriş ücretli, bir firma tarafından işletiliyor. Tuvalet, kabin, kafeterya, piknik alanları mevcut. İsterseniz şezlong ve şemsiye kiralayabiliyorsunuz isterseniz de kalan kumsalı serbestçe kullanabiliyorsunuz.  

Derinliği az olan lagün tarafı da, aniden derinleşen deniz tarafı da güzel ama ben deniz tarafını daha çok tercih ediyorum. Su sporları (kano, parasaling, su kayağı ve banana) yapma imkanı var. Koyun etrafında dolaşmak, yürüyüş yapmak mümkün. 

Fethiye
Belcekız Plajı

En iyi Ölüdeniz manzarası için ilk tavsiyem yamaç paraşütü yapmak. Diğer yerler ise Kayaköy’den Ölüdeniz rotasının son etabı ya da Likya Yolu’nun başlangıç noktasından bir süre sonra karşınıza çıkan manzara noktaları. 

Ölüdeniz giriş ücreti şahıs 9 TL, indirimli şahıs 4,5 TL, bisiklet 9 TL, motorsiklet – ATV 18 TL, otomobil 27 TL, minibus 81 TL, otobüs 243 TL.

Ölüdeniz Merkez ise begonviller içerisinde kafeler, restoranlar, hediyelik eşyalar ve otellerle dolu küçük bir yer aslında. Sahile bakan yerler genelde restoran ya da kafe. Güzel yerler var ama bazen ısrarcı olabiliyorlar. Bunların hemen ön tarafı ise yamaç paraşütçülerinin iniş alanı. Her an kafanızın üzerinden birileri geçebiliyor. Onun önü de Belcekız sahili. Bu kumsalda da yine kabinler, tuvalet ve şezlong kiralayabileceğiniz yerler var.

Ölüdeniz’de eskiden küçük bir yerken şimdi vadiden içeri doğru oldukça büyümüş durumda. Bunların çoğu otel, pansiyon ya da butik otel. Eğlence yerlerini ve yamaç paraşütü atlayış firmaları da yine buradaki sokaklar üzerinde bulabiliyorsunuz.  

Fethiye
Kayaköy’den Ölüdeniz’e inerken.

Hisarönü – Ovacık

Hisarönü son dönemde Fethiye’nin önüne geçti galiba. Özellikle yabancı turiste hitap eden bölgeye ilk gittiğimde minik İngiltere modeliyle beni şaşkına çevirmişti. Her yerdeki

İngilizce tabelaları görüp herkesin İngilizce konuştuğunu duyunca şaşırıyorsunuz gerçekten. Gündüzleri sakin bir kasaba görünümündeyken geceleri başka bir renge bürünüyor. Restoranlar ve kulüplerden gelen müziklerle bölge adeta coşuyor. Biraz abartılı olsa da Hisarönü, eğlence arayanlar için doğru adres. Ama bölgeye özgü çok fazla bir şey bulamayacağınızı bilin. 

Babadağ’ın eteklerindeki Ovacık ise Hisarönü’nün Fethiye’den gelirken başlangıç kısmı. Burası da eğlence ve konaklama açısından Hisarönü’yle aynı tarzda yerler bulabileceğiniz bir yer. 

Bölgeye Fethiye’den kalkan Ölüdeniz dolmuşlarıyla 18 – 20 dakikada ulaşılıyor. Buradan da Ölüdeniz 10 dakikalık bir mesafe var. Kayaköy’e gitmek için yine Hisarönü’ne gelmeniz burada Kayaköy yönüne giden dolmuşlarına binmeniz gerekiyor. 

Kayaköy

Kayaköy ilgili genelde yapılan yorum bir hayalet köy olduğu. Gerçekten de köyün sokaklarını gezerken insan garip bir hüzne kapılıyor. Antik dönemde Karmylassos olarak bilinen bölgenin geçmişi MÖ 4. yüzyıl öncesine kadar gidiyor. Bir tepenin yamacına yapılmış şu anki yapılar ise Osmanlı’nın son dönemi 19 – 20. yüzyıllarda Rumlar tarafından yapılmış. 

Kayaköy’ün hikayesine gelince… Müslümanlarla birlikte uzun dönem iç içe yaşayan azınlıklar, Kurtuluş Savaşı’nın bitimiyle imzalanan mübadele şartları gereği 1923 yılında Batı Trakya’daki Türklerle yer değiştirmiş. Ancak buraya yerleştirilen Türkler burada yaşamaya alışamayınca zamanla burayı terke etmiş ve yıllar içerisinde doğal şartlar ile şu anki halini almış. 

Köyde 350 – 400 civarında taş ev mevcut. Aynı zamanda 2 büyük kilise, bir okul ve gümrük binası bulunuyor. Son gittiğimde birkaç bina düzenlenerek ufak tefek el işleri satılan yerlere dönüştürülmüştü. Ama genel olarak bölge koruma altında olduğundan herhangi bir inşaat vs. yapılamıyor. 

Kayaköy giriş ücretli 12,5 TL. MÜZE KART geçerli. 

Kayaköy Sanat Kampı

Farklı sanat ve el becerileri atölyelerinden doğa yürüyüşlerine, yüzmeden yogaya çeşitli aktivitelere katılabileceğiniz yeşillikler içerisinde çok güzel bir kamp yeri. Hem de Kayaköy’ün muhteşem atmosferine çok yakın. Kısa yürüyüşlerle etraftaki diğer güzelliklere de kolayca ulaşabiliyorsunuz. 

Bilgi için: KAYAKÖY SANAT KAMPI

Kelebekler Vadisi

Adı bile insanı heyecanlandırmaya yetiyor, değil mi? Eğer mevsiminde giderseniz milyonlarca kelebeği bir arada görebileceğiniz başka bir diyar. Deniziyle konumuyla öyle özel bir yer ki, insanın başını döndürebiliyor. Sadece denizden ulaşabileceğiniz vadi, 1995 yılından beri koruma altında ve birinci derece özel alan sayılıyor. 80’nin üzerinde farklı kelebek çeşidini bir arada görebiliyorsunuz. 

İçerisinde yazın açılan bir lokanta haricinde bir yerleşim yok. Konaklama için sadece çadırlar ya da çardakları kullanabiliyordunuz, son dönemde birkaç bungolov da yapılmış durumda. 

Fethiye gezilecek yerler
Kelebekler Koyu, Faralya

Babadağ’ın eteklerindeki vadinin içerilerine yürürseniz Faralya Köyü’ne ya da şelaleye ulaşıyorsunuz. Aslında köye çıkan bu patika vadiye geliş için ikinci bir alternatif ancak tehlikeli inişler içerdiğinden yürüyüş tecrübeniz yoksa tavsiye edilmiyor. Bir iki yerde ip kullanmanız gerekiyor. İlk gelişimde buradan iniş yapmıştım ama son dönemde kullanımına izin verilmiyor, diye biliyorum. 

Kelebekler Vadisi’ne ulaşım için Ölüdeniz’den tekne kiralayabilir ya da dolmuş yapan teknelere binebilirsiniz. Dönüşü de istediğiniz saatte, yine bu teknelerle yapabiliyorsunuz (son saati kaçırmamaya dikkat edin). Bazı 12 Adalar Turları da buraya kısa süreli uğrayarak yüzme molası veriyor. Biraz koşturma oluyor ama ilk kez gidenler bu az zamanda atmosferini görme şansı bulabiliyor. 

Kelebekler Vadisi’ne gitmeden manzarasını görmek isterseniz Ölüdeniz – Faralya yolunu takip ettiğinizde karşınıza çıkacak. Biraz tehlikeli bir yer, poz verirken – fotoğraf çekerken çok dikkatli olmak gerekiyor.  Ama manzarası muhteşem…

Faralya

İlk gidişim 2000’lerin başında, Likya Yolu yürüyüşü içindi. Tamamen bakir, sessiz sakin manzaralı bir dağ köyü olması dışında bir şeyi olmayan ama insanın aklını başından alacak başka birçok şeye sahip bir köydü. Yıllarca yaşlanmak istediğim ilk yerdi. Sonra Dalyan bir parça öne geçti ama hala en sevdiğim yerler arasındadır. 

Ölüdeniz üzerinden gidebileceğiniz Faralya’nın diğer adı Uzunyurt. Denizden tam 440 metre yükseklikte bir cennet köşesi desem abatmış olmam. Times dergisi bile burayı “Türkiye’nin 6 gizli cennetinden biri” olarak tanımlamış. Sırtını Babadağ’a yansıyan köy, Likya Yolu üzerinde bulunuyor. İlk etap buradan geçiyor. 

Faralya’nın orta mahalle ismi verilen bölümü Kelebekler Vadisi ve Aktaş Plajı’na bakarken Kabak Mahallesi’nin manzarası ise Kabak Koyu’na bakıyor. Bölge yürüyüşçülerin, sakin bir tatil geçirmek isteyenlerin tercih ettiği yerlerin başında geliyor. Özellikle Kabak Koyu ve yamaçlara yapılan tesisleri ile son dönemde sakin turizmin ilk adreslerinden biri oldu. Özellikle balayı için yer arayanların.

Köyden Kelebekler Vadisi’ne inen bir patika var ancak dediğim gibi oldukça tehlikeli bir parkur olduğundan son dönemde kullanılmıyor, diye biliyorum. Son durumunu öğrenmeden yola düşmeyin, lütfen. 

Aktaş Sahili

Faralya’nın koylarından olan Aktaş Plajı güzel denizi ve sakin ortamıyla uğrayabileceğiniz yerlerden. Burası Aktaş Camping tarafından işletiliyor daha çok bir çay bahçesi ortamı var. Denize kayalardan girmeniz gerekiyor ama yanda küçük çakıltaşlı bir sahili de var.  Kendi çadırınızı getirerek ya da tesisten çadır kiralayarak konaklayabilirsiniz. Kabak Koyu’na 4 kilometre mesafede ve servis bulunuyor. 

Kabak Koyu

Faralya Köyü’nün hemen altında yer alan Kabak Koyu bölgenin eşsiz doğal güzelliklerden diğeri. Yeşillikler içerisindeki küçük sahili birkaç tesisiyle doğa içerisinde tatil yapmak isteyenler için birebir. Eskiden çadırla kalabileceğiniz birkaç kamp alanı ve birkaç bungalovdan başka bir yer yokken şimdi 5 – 6 tesis açılmış durumda. Ancak bunların hepsi doğal yaşama uyumlu yerler. Havuzlu ve şık yerler olsa da fazla lüks beklentisiyle gitmemekte fayda var. 

Fethiye
Kabak Koyu, Fethiye

Kabak Koyu’na araçla ulaşım yok. Var olan yola aracını kimse de sokmak istemiyor. O yüzden aracınızı üst mahalleye park ettikten sonra ya yürüyerek ya da dolmuş yapan minibüsle sahile inebilirsiniz. Eskiden traktör kasasında iniliyordu ama şimdi biraz daha iyi şartlarda gidiş. Araç sizi kalacağınız tesisin kapısına kadar bırakıyor. 

Çadır kuracaksanız yine duş – tuvalet hizmeti veren kampingler ve alışveriş yapabileceğiniz bakkal da bulunuyor. 

Kabak Koyu’nda şelaleye yürüyebilir, Likya Yolu’nun etaplarında kısa yürüyüşler yapabilirsiniz. Bir alternatif de Cennet Koyu…

Cennet Koyu

Kabak Koyu’ndan gidilen Cennet Koyu çam ağaçları gölgesindeki küçücük sahiliyle adı gibi bir cennet köşesi. Gidişin iki yöntemi var; Kabak’tan tekneye binmek ya da 4 kilometrelik 1,5 – 2 saatlik bir patikayı yürümek. Yol orta zorlukta, çok inişli çıkışlı değil ama kayalık zemin zaman zaman zorlayabiliyor. 

Fethiye
Cennet Koyu’nda gün batımı

Koyda sadece çadırlarda konaklama yapabileceğiniz küçük bir tesis var. Tesise sahilden 5 – 10 dakikalık bir yürüyüşle çıkış yapmanız gerekiyor. Dilerseniz tesiste ya da sahilde kendi çadırınızda kalabiliyorsunuz. Tesis ücretli ama sahil ücretsiz. 

Denizi muhteşem ama bazen dalgalı olabiliyor. Sakin ve sessiz bir tatil arayanlar için ideal. 

Babadağ

Koruma altına alınan 100 dağdan biri olan Babadağ 2000 metrelik yüksekliğiyle Fethiye’nin de Türkiye’nin de özel yerlerinden biri. Bitki örtüsü, yaban hayatı ve yamaç paraşütüne uygun hava koşulları onu özel yapan şeylerden. 

Fethiye gezilecek yerler
Babadağ’da atlayış pisti.

Nadir bulunan sedir, ardıç, andız, sandal, defne ağaçları ve çam ağaçlarıyla kaplı dağda birçok başka endemik bitki de yetişiyor.

Babadağ’ı en ünlü yapan şeyse yamaç paraşütü. 1600 – 1700 – 1800 metrelerde olmak üzere üç ayrı piste sahip Babadağ’dan atlamak inanılmaz bir deneyim. Bunun tüm detaylarını FETHİYE’DE YAMAÇ PARAŞÜTÜ DENEYİMİ yazımda anlattım. Göz atabilirsiniz. 

Tepede manzara izleyerek yemek yiyebileceğiniz bir gril bar var. Özellikle gün batımlarında burası çok güzel oluyor. Ayrıca paraşütten atlayanları da izleyebiliyorsunuz. 

Gemile Plajı ve Gemile Adası

Fethiye’nin güzel koylarından bir diğeri de burası. Karadan ve denizden ulaşabileceğiniz plaj Kayaköy’e 6 kilometre mesafede. Zeytin ve çam ağaçları arasındaki plaj son yıllarda özellikle daha popüler hale geldi. Koyda ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz bir tesis ve sahilde şezlong – şemsiyeler bulunuyor. 

Fethiye gezilecek yerler
Gemile Koyu ve Gemile Adası

Koyun karşısında yer alan Gemile Adası, yine görülecek yerler arasında. Eski adı Aziz Nikola olan adada Bizans döneminden kalma kilise kalıntıları bulunuyor. Büyük kilisenin freskleri de oldukça iyi durumda. Adada iki kiliseyi birbirine bağlayan bir tünel varmış ancak günümüze sadece bir kısmı ulaşabilmiş. Adadaki kalıntıların bazıları depremler yüzünden su altında, bu batıkları deniz üzerinden görebiliyorsunuz. Adaya plajdan ya da Fethiye’den teknelerle ulaşılabiliyor. 

Gemile Adası’na giriş ücreti 15 TL. MÜZE KART geçerli.

Afkule Manastırı Harabeleri

Fethiye gezilecek yerler
Afkule Manastırı – Fethiye

Kayaköy yakınlarında, Gemile Koyu manzarasına sahip denizden 400 metre yükseklikteki manastır kalıntıları bölgenin en ilginç yerlerinden biri. Elefterios adlı bir keşiş tarafından 10 metrelik bir alana kayaya oyularak yapılan bu manastırda ömür boyu çile çektiği rivayet ediliyor. Bu yüzden diğer bir adı Çileler Manastırı. Adı manastır ama 10 metrekarelik küçük bir ibadet yeri aslında. İki katlı yapıda kayalara oyulmuş iki oda bulunuyor. Dik yamaçta yer aldığından Sümela Manastırı’na benzetenler de var. Gitmek için Kayaköy’den Gemile Adası giderken Afkule tabelasını takip etmeniz sonrasında kısa bir yürüyüş yapmanız gerekiyor.

Giriş ücretsiz.  

Yediburunlar 

Likya Yolu’nun en muhteşem manzaralarından biri burada. Tepelerden baktığınızda denize uzanan burunlar silsilesi öyle harika bir görsel oluşturuyor ki, bakmaya doyamıyorsunuz. 

Eskiden buraya Kutsal Burun denirmiş ama artık Yediburunlar olarak anılıyor, burunların isimleri ise şöyle: Yediburunbaşı, Kötü, Sancak, İnkaklık, Yassı, Kılıç, Zeytin…

Fethiye
Yediburunlar

Yürüyüşçüler için çok fazla seçenek var. Yakınlardaki Dodurga Köyü’ne, Lykia yerleşimlerinden olan Sidyma’ya, Sancaklık Limanı’ndaki Kalabantia Antik Kenti’ne, Minare Köyü’ndeki Pınara Antik Kenti’ne yürüyüşler yapabilirsiniz.  Burası ayrıca tırmanışçıların da sevdiği bir yer olmuş ve farklı kaya rotaları oluşturulmuş.

Son dönemlerde açılan Yediburunlar Lighthouse ise buranın en dikkat çekici tesislerinden. 7 odalı tesis Avrupa’nın en güzel 100 otelinden biri seçilmiş. Her biri birbirinden güzel odalarda kalmanın bedeli ise 5 – 14 bin TL arasında değişiyor.

Saklıkent Milli Parkı

Fethiye sıcağından korunacağınız yerlerin en başında Saklıkent geliyor. 18 kilometrelik Saklıkent Kanyonu dar ve dik kaya duvarları arasından buz gibi akan sularıyla sizi fazlasıyla serinletmeye yetecek. Fethiye – Antalya yoluyla gidebileceğiniz kanyon, Türkiye’nin en uzun kanyonu olma özelliğine sahip. Bir kısmını ahşap iskele üzerinde kalan kısmını ise kanyon zemininde yürüyorsunuz. Mevsimine göre zaman zaman yükselen su içinden bazen de kumluk alandan yürümek gerekiyor. 

Kanyonun tamamını yürümek oldukça zor. Su geçişlerinde ve bazen taş zemin üzerinde kayma riski olduğundan ayağınızda uygun bir şeyler olmasına dikkat edin. Tecrübeniz yoksa böyle bir şeye hiç kalkışmayın. Zaten ilk birkaç yüz metre kanyonun havasını almak için oldukça zevkli. 

Kanyon girişinde bir şeyler yiyip içebileceğiniz bir çay bahçesi var. Dış alanda da yine suların üzerine kurulmuş çay bahçeleri bulunuyor. Buz gibi suyun üzerinde serin serin çayınızı içmek için harika duraklar. 

Saklıkent giriş ücreti yetişkin 9 TL, öğrenci 4,5 TL. MÜZE KART geçerli değil.

Şelale Yaka Park

Saklıkent – Tlos taraflarına gidiyorsanız uğrayabileceğiniz yerlerden birisi de burası. Yeşil ile su harika bir uyum sağlamış. Her yerden fışkıran sular size hem serinlik hem de güzel bir enerji veriyor. Yeme içme imkanı bulabileceğiniz tesiste buz gibi suyun içerisinde 15 dakika durabilirsiniz burada yeme-içme bedavaymış. 

Gizlikent Şelalesi

Kayadibi Köyü yakınlarındaki Gizlikent, Saklıkent’e kadar gidecekseniz yolunuzu buraya kadar uzatmaya değecek güzellikte. 15 – 20 metreden dökülen şelale gerçekten adı gibi gizli cennet bir köşe. Etrafında yeme-içme ve oturma imkanı var. Şelaleye girebildiğinizden yanınıza mayonuzu da mutlaka alın. 

Gizlikent’e gitmek için Saklıkent’e 600 metre kala göreceğiniz tabeladan saparak devam edin. Son noktaya geldiğinizde araçtan sonra 250 merdivenlik bir iniş ve 300 metre kadar yürüyüş sizi bekliyor. 

Şelaleye giriş ücreti yok ama aracınız için otopark ücreti ödemeniz gerekebilir. 

Katrancı Tabiat Parkı

Yanıklar tarafındaysanız uğramanız gereken yerlerden biri de Katrancı Tabiat Parkı. Harika bir koy içerisinde yer alan tabiat parkında çadır ve karavanla konaklama yapabiliyorsunuz. Aynı zamanda yanındaki Kızlar Koyu da tabiat parkı sınırları içerisinde. 

Çam ve okaliptüs ağaçları arasındaki parkın denizi son derece güzel, etrafta doğa yürüyüşleri yapabileceğiniz patikalar var. İsterseniz günü birlik kullanabiliyorsunuz. 

Park giriş ücreti kişi başı 9 TL, indirimli 4,5 TL, otomobil 27, Motor 18, otobüs 243 TL.

Yeşil Vadi Doğa Park 

Fethiye’ye gelmişken sadece deniz tatili peşinde değilseniz yeşile doğaya meraklıysanız uğramanız gereken yerlerden biri de Yanıklar Köyü yakınlarındaki doğa parkı. Burası Yakapark gibi her tarafından sular akan yeşillikler içinde güzel yerlerden biri. Park içerisinde kamp alanı ve piknik alanı yanı sıra çay bahçesi de bulunuyor.

Kadyanda Antik Kenti ve Yeşilüzümlü Köyü

Yeşilüzümlü sınırlarında yer alan Kadyanda Antik Kenti, Likya’nın önemli kentlerinden biri. Birçok Likya şehrinde olduğu gibi dik bir yamaca kurulu olan şehir, sur duvarları ile çevriliymiş. Roma döneminde kullanıma devam edilen koşu pisti, agora, tiyatro, hamam gibi binalar uzmanlara göre buranın tam bir şehir kimliği taşıdığının göstergesi olduğunu söylüyor. Günümüze kalan eserlerin birçoğu da Roma dönemine ait eserler. MS 7. yüzyıla kadar yaşam olan şehirde o tarihlerden sonra yaşamın izlerine rastlanmıyor. 

Fethiye Müzesi müdürlüğü kazı çalışmaları sırasında şehre bir gezi yolu düzenlemesi yapmış. Kenti 5 kilometre uzunluğundaki yol ile rahatça gezme imkanı buluyorsunuz.  Giriş ücreti yok. 

Yeşilüzümlü Köyü ise bağlarıyla ünlü bir köy. Eski adı bağlardan dolayı “üzümlü” iken sonra başına “yeşil” eklenmiş. Köyde İngiliz nüfusu fazla olduğundan köy, biraz daha farklı bir yapıya sahip. Köyün bir de Kuzugöbeği Mantar Festivali isimli bir festivali var. Her yıl nisan ayında düzenlenen festivalde 3 gün boyunca mantar türleri hakkında bilgi alabiliyor ve rehberler eşliğinde mantar avı etkinliklerine katılabiliyorsunuz.

Köyde evlerin bir kısmı pansiyon hizmeti verdiğinden konaklama bulmak mümkün. Kadyanda Antik Kenti gezisi ile birlikte düşünülebilir. 

Tlos Ören Yeri

Saklıkent Yolu üzerindeki Tlos Ören Yeri Fethiye’ye 40 kilometre uzaklıkta. Sarp bir yamaca kurulu olan antik kentin özelliği başka hiçbir Likya şehrinde olmadığı kadar geniş bir alana kurulu olmasıymış. Bu yüzden Tlos için şehir yerine ülke ifadesi kullanılırmış. Likya Krallığı’nın önemli şehirlerinden biriymiş o dönemde.  

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Tlos birçok semt ve mahalleden oluşuyor. Kentten günümüze stadyum, amfi tiyatro ve akropolden bölümler kalmış. Kent farklı dönemlerde de kullanılmaya devam edilmiş. Mesela Osmanlı döneminde kalma yerleşim izlerini de görebiliyorsunuz şehri gezerken.

Tlos giriş ücreti 12,5 TL. MÜZE KART geçerli.

Letoon Antik Kenti

Yerleşim izleri MÖ 7. yüzyıla kadar uzanan Letoon da Likya Birliği’ne bağlı şehirlerden biri. Adı Tanrıça Leto ile anılan antik kentte uzun zamandır yapılan kazılarda şehrin politik ve dinsel önemine ait bilgilere ulaşılmış. MS 7. yüzyıla kadar yaşayan şehir daha sonra terkedilmiş. 

Şehir içerisinde en önemli kalıntılar yan yana sıralanan 3 ayrı tapınak binasına ait. Bu tapınaklar Tanrıça Leto ve çocukları Artemis ve Apollon’a adanmış. Kazılardan çıkan bazı parçalar ise Fethiye Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Letoon antik Xanthos ile beraber UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan antik kentlerden biri. 

Letoon giriş ücreti 15 TL. MÜZE KART geçerli

Fethiye gezilecek yerler
Letoon Antik Kenti

Pınara Antik Kenti

Likya Birliği’nin önemli şehirlerinden olan Pınara Antik Kenti Babadağ eteklerinde kurulmuş yerleşim yerlerinden biriymiş. MÖ 334 yılında Büyük İstender’in saldırılarına direnemeyerek kısa zamanda teslim olmuş. 

Bu etkileyici kenti gezerken kaya mezarları, lahit mezarlar, hamam, tiyatro, agora ve odeon gibi bölümleri görebiliyorsunuz. 

Pırana’ya giriş ücretsiz 

Göcek

Sonda olmasına bakmayın Göcek, Fethiye’nin en göz kamaştıran yerlerinden biri. Doğal bir liman olan coğrafyası sayesinde küçücük bir köyken yat turizmi sayesinde son yıllarda önemi ve ünü gittikçe arttı. Yatçılığın merkezi haline gelen Göcek’in ünü Türkiye’nin ötesine geçip dünya sosyetesine kadar ulaştı.  Bu yüzden burası için jet sosyetenin buluşma noktası dersek abartmış olmam sanırım. Her an koca koca lüks teknelerden birine denk gelmek mümkün burada. 

Fethiye gezilecek yerler
Göcek koyları

Etrafındaki koylar ve adalar öylesine etkileyici olunca şaşırmamak lazım bu popülerliğe. Mavi tur yapacakların da merkezi aynı zamanda. Göcek’ten açılıp yarım saat ilerlediğinizde muhteşem bir deniz sizi bekliyor. Burada yapacağınız bir mavi tur “ölmeden yapılacaklar listenizin” bir köşesinde mutlaka olmalı.

Göcek, koruma altında bir bölge olduğundan çok katlı binalara izin verilmiyor ama bu yasa lüks oteller ve siteler yapılmasına engel de olmuyor.

Bana göre Göcek’in içinde görecek çok fazla bir şey yok, o yüzden gezmek için değil ama kısa bir mola ya da günübirlik veya uzun süreli mavi turlar için uğrayabileceğiniz yerlerden bir olarak düşünebilirsiniz burayı.

Fethiye’de neler yapılır?

  • Deneyimlerin en şahanesi bana göre yamaç paraşütü. Dünyada böyle güzel bir manzara üzerinde uçabileceğiniz nadir yerlerden biri. Detaylı bilgiyi FETHİYE’DE YAMAÇ PARAŞÜTÜ DENEYİMİyazımdan öğrenebilirsiniz. 
  • Likya Yolu’nu yürüyün. En azından bir etabını. Başlangıç noktası zaten Ölüdeniz sırtlarında.
  • Bölgede her koy öylesine güzel ki, bunları büyük kısmını kapsayan turlara katılabilirsiniz. Mesela 12 Adalar Tur, Kelebekler Koyu Turu gibi.
  • Antik kentleri dolaşın.
  • Ölüdeniz’e ve Belcekız sahiline mutlaka gidin. 
  • Benim bölgede favorim Faralya ama oraya kadar gitmişken Kabak Koyu’na da uğrayın.
  • Saklıkent’te kanyon yürüyüşü yapın.
  • Dalaman Çayı’nda rafting yapın.
  • Göcek’te tekne turu yapmadan dönmeyin. 
  • Buralara kadar gelmişseniz bir saat kadar uzaktaki DALYAN’a da kesinlikle uğrayın.
Fethiye gezilecek yerler
Babadağ’dan yamaç paraşütü atlayışı

GEREKLİ BİLGİLER

Fethiye nerede?

Ege Bölgesi’nde Muğla iline bağlı ilçelerinden biri. Muğla’nın birbirinden güzel sahil kasabalarından biri olan Fethiye, kendi adıyla anılan Fethiye Körfezi’nde yer alıyor. Antalya, Burdur, Denizli ve Muğla’nın diğer ilçesi Dalaman ile komşu. 

Fethiye’ye ne zaman gidilir?

Akdeniz – Ege sınırında olan Fethiye bir sahil kasabası olduğundan iklimi de oldukça ılıman. O yüzden eğer sıcak bir yer arıyorsanız sezonu oldukça uzun sürüyor. Ama Fethiye sadece deniziyle değil doğası ve tarihi yerleriyle de oldukça ön planda olduğundan kültür ve doğa turlarını seviyorsanız her mevsim gidilebilecek yerler arasına koyabilirsiniz. 

Deniz tatili için nisan – ekim arası en güzel zaman. Eğer Likya Yolu’nu yürümek istiyorsanız mart – nisan ya da ekim – kasım aylarına kadar uzatabilirsiniz yürüyüşlerinizi. 

Fethiye
Kayaköy

Fethiye’de ne kadar kalınır?

Bu cevaplaması en zor sorulardan biri. Görülecek yerleri ve muhteşem deniziyle gezmelere doyamayacağınız yerlerden. Özellikle uzaklardan geliyorsanız bir haftalık bir yaz tatili programını fazlasıyla hak ediyor. Kısa bir program yapmak isterseniz en az 4 gününüzü buraya ayırabilirsiniz. 

Fethiye’de nerede konaklanır?

Bir turizm cennetinden bahsediyorsak burada sıkıntısını çekmeyeceğiniz şeylerin başında konaklama geliyor. Türkiye’nin en lüks ve havalı tatil köyleri de her bütçeye her şarta uygun oteller de burada. Normal dönemde (pandemi dönemini dışında yani) yurtdışından da oldukça yoğun turist akınına uğradığından bütçenize uygun bir yer arıyorsanız erken rezervasyon yapmanız gerektiğini unutmayın. 

Fethiye çok farklı tatil fırsatları sunduğundan oldukça popüler bir yaz tatili rotası…  Bu yüzden dediğim gibi çok farklı bütçelere uygun pansiyonlar, kamp alanları, her şey dahil tatil köyleri, bungalovlar ve glampingler bulabiliyorsunuz. Kalabalık sevenler için de bir yerler var kendiyle baş başa kalmak isteyenler için sakin köşeler de. Mesela Faralya son dönemde özellikle balayı çiftlerinin tercih ettiği yerler arasında. 

Fethiye’de ne yenir?

Akdeniz ve Ege mutfaklarının karışımı burada bulabiliyorsunuz. Çiriş otu yemeği, sılcan otur kavurması, leğen böreği, bulgurlu patlıcan, et kapama, ölemeç çorbası, Babadağ keşkeği, sarı ot kavurması ve tabi ki yöreden çıkan balıklar Fethiye’de bulabileceğiniz özel lezzetler. 

Fethiye
Göcek tekne turu duraklarından Kaşık Adası

Fethiye’ye nasıl gidilir?

Fethiye’ye uçak ve karayolu ile gitme imkânınız var. Havayolunu tercih ederseniz en yakın havalimanı Dalaman Havalimanı. İstanbul’dan uçuş 1 saat 20 dakika kadar sürüyor. Fethiye’ye 45 kilometre uzaklıktaki havalimanından yol, yaklaşık 45 dakika kadar sürüyor. Dalaman Havalimanı bölgedeki birçok turistik beldeye hizmet veren büyük bir havalimanı, bu yüzden oldukça sık sefer bulabiliyorsunuz. 

Havalimanından Fethiye’ye Marmaris’e Havaş servisleri bulunuyor. Dilerseniz taksi de kullanabilirsiniz. Havaş sizi merkezdeki Fethiye Otogarı’na kadar bırakıyor. Buradan da diğer yerlere kalkan minibüslere aktarma yapabilirsiniz. 

Karayolu tercih ederseniz İstanbul’dan neredeyse 800 kilometre…  Kendi aracınızla giderseniz; 

Bursa – Eskişehir – Isparta üzerinden gelirseniz 777 km yol yaklaşık 10 saat kadar sürüyor. 

Bursa – İzmir – Aydın – Marmaris üzerinden gelirseniz 793 km yol yaklaşık 9 saat kadar sürüyor. 

Ankara – Isparta 630 km yol yaklaşık 8 saat kadar sürüyor. 

Antalya – Fethiye arası 198 km yol yaklaşık 2,5 – 3 saat kadar sürüyor.

Otobüsle gitmek isterseniz yine birçok firmanın Fethiye seferleri bulunuyor. Ancak yol 13 – 14 saate kadar çıkabiliyor. Ankara’dansa 8 ila 11 saat arasında değişen seferler bulunuyor. 

Yaz tatili için alternatif arıyorsanız ANTALYA GEZİLECEK YERLER ve DALYAN GEZİLECEK YERLER yazılarıma göz atabilirsiniz.

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Dünyanın en büyük ülkesi, bir dönemin süper gücü ve son zamanların en turistik ülkesinin başkenti. Moskova’dan bahsediyorsak 48 saatlik bir plan tabii ki, yeterli olmayacak. Benim gibi az zamanınız varsa ve bu zamanı en uygun şekilde değerlendirmek istiyorsanız size Moskova’da gezilecek yerlerden derlediğim harika bir önerim var. Moskova’da 48 saatin her anını dolu dolu geçireceğinizden hiç şüpheniz olmasın… 

17 milyon kilometre karelik alanıyla Rusya gerçekten o kadar büyük ki… Koca koca şehirleri, gölleri, nehirler, deniz görünümlü gölleri, yarımadaları, tundralarıyla eşsiz bir coğrafya. Moskova ise bu devasa ülkeye yakışır gösterişli bir başkent… Moskova Nehri kıyısına kurulu Moskova, Rusya Çarlığı’na, Sovyet Rusya’ya şimdi de Rusya Federasyonu’na başkentlik yapıyor. Banliyöleriyle 20 milyonluk mega bir şehir. 

Burada her şey abartılı

Moskova 48 saat
Moskova’da gezilecek yerlerin başında Kızıl Meydan geliyor.

Kilometre başına düşen en çok milyonerin yaşadığı şehir, son dönemin en gözde şehirleri arasına girmiş bulunuyor. Forbes’a göre dünyanın 9. en pahalı şehri olmasında bu zenginlerin de sanırım büyük payı var herhalde… 

Moskova, tarihiyle, kültürüyle ve gösterişiyle şaşırtan bir güzelliğe sahip. 1147 yılında kurulan şehir, bir dönem başkentliği Saint Petersburg’a kaptırsa da Ekim Devrimi’nden sonra tekrar başkent olmuş. Rusya’nın 1990’larda yaşadığı değişimi en çok Moskova’da görüyorsunuz. Zenginleşen şehirde her şey abartılı. 8 şeritli yollar, lüks taşan AVM’ler, Ferrarilerin, Maseratilerin en çok görüldüğü caddeler de burada. 

Farklı tarzlar bir arada

Şehrin mimari dokusunda birçok farklı tarzı bir arada görmek mümkün. Sovyet dönemi toplu konutları, post modern binalar, Art Nouveau ve konstrüktivist binalar şehri gezerken göreceğiniz farklılıklardan birkaçı. Şehre damgasını vuran binalar ise Stalin döneminde yapılan “Yedi Kız Kardeşler”… Şehrin farklı yerlerinde denk geleceğiniz binalardan ilk gözünüze çarpanı ise devasa boyutlarıyla Moskova Devlet Üniversitesi oluyor.

Moskova’da ihtişamlı tarihin izlerini her yerde görmek mümkün. Ünlü Kızıl Meydan başta olmak üzere, ikonik katedraller, parklar, şaheserlerle dolu müzeler burada sizi bekleyen şeylerin başında geliyor. 

Moskova’yı nasıl gezmeli?

Moskova büyük bir şehir ve Moskova’da gezilecek yerler çok fazla. Ama birçok şeyi yürüyerek görmek mümkün. Özellikle ilk gün yapılacak şeylerin çoğu yürüyüş mesafesinde… 

Moskova'da 48 saat
Aziz Vasil Katedrali, Kızıl Meydan

MOSKOVA’DA 48 SAATLİK GEZİ ROTASI

I. GÜN 

48 saatin ilk durağı Kremlin ve Kızıl Meydan… Şehrin eski merkezi olan bölge şu an da şehrin en hareketli hem de en ilgi çeken yerlerden biri. Tarih boyunca birçok önemli olaya sahne olan meydanda Aziz Vasil Katedrali’nin (St. Basil’s Cathedral) yanı sıra Lenin’in Mozolesi, Kremlin Sarayı ve Devlet Tarih Müzesi gezilecek yerler arasında. 

Bir zamanlar çarlara ev sahipliği yapan Kremlin Sarayı artık devlet başkanlığı konutu ve idari merkezi olarak kullanılıyor. Kompleksin belirli yerlerini gezmek mümkün. Kızıl renkli duvarlar ve kulelerle çevrili olan Kremlin, içerisindeki katedralleri, sarayları, topları, tonlarca ağırlıktaki çanları ve artık sergi alanı olarak kullanılan Silahhane’si ile gezilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Kremlin’e girecekseniz erkenden orada olmaya çalışın, Kremlin giriş biletinizi de önceden almaya çalışın.

Moskova gezilecek yerler
Kızıl Meydan

Lenin’in Mozolesi Kızıl Meydan’da göreceğiniz yerlerden. Sovyet Rusya’nın önemli ismi Lenin’in naaşı, değişim rüzgarlarından sonra bir dönem annesinin yanına gömülme tartışmaları yaşamış ama mumyalanmış haliyle mozolenin içerisinde sergilenmeye devam ediyor. İçeri girmek mümkün, giriş ücretsiz ancak dönemsel olarak dışarıda uzun sıralar olabiliyormuş. 

Aziz Vasil Katedrali ya da Aziz Basil Katedrali (St. Basil’s Cathedral) ise Moskova ile bütünleşmiş yapılardan biri. Hani soğanı andıran renkli kubbeleriyle ünlü bina… Artık bir müzeye dönüştürülen yapı 1551 – 1561 yılları yarasına Korkunç İvan tarafından Kazan ve Astrahan hanlıklarına karşı kazandığı zafer anısına yaptırılmış. Birbirinden farklı tasarlanmış 8 kubbesi olan bina UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Ücretli olarak ziyaret edebiliyorsunuz. 

Moskova gezi rehberi
Aziz Vasil Katedrali

Şehri keşfetmenin en iyi sokaklarda yürümek

Buradan sonra etkileyici Ilınka ve Kitay Gorod caddelerine devam edebilirsiniz. Yolunuzun üzerinde Lubyanka Caddesi, eski KGB binası ve Eski Rus Parlamentosu’nu göreceksiniz. Bu yol sizi Kızıl Meydan’ın başka bir tarafına çıkaracak.

Sonraki durağımız ise Tverskaya Caddesi. Şehrin en hareketli yeri… Lüks mağazalar, oteller, sanat galerileri, kafeler, restoranlar ve gece kulüpleri, ne arıyorsanız burada.  Ancak buraya gelirken yolunuzu, şehrin kurucusu Yury Dolgoruky’nin heykelini ve Bolşoy Tiyatrosu’nu görecek şekilde planlayın. Puşkin Meydanı’na ve Cafe Pushkin’e de Tverskaya Caddesi’nden geçiş yapabilirsiniz. 

Moskova gezilecek yerler
Tverskaya Caddesi

Öğle yemeği için Cafe Pushkin’i deneyin.

Rus votkası ve havyarından satın almak istiyorsanız Tverskaya Caddesi doğru adres. Bazı havyar çeşitlerini yurtdışına çıkarmak yasa dışıymış, aklınızda olsun.  Alışveriş için bir başka adres, Kızıl Meydan’daki GUM. Mağazalar oldukça pahalı ama sadece bu güzel binayı görmek için de uğrayabilirsiniz. GUM’un ışıklar içindeki hali bence daha etkileyici, o yüzden akşam ne yapıp edin Kızıl Meydan’a tekrar uğrayın. 

Moskova gezilecek yerler
Kızıl Meydan’ın gece görünüşü

Başta da dediğim gibi metro durakların şehrin görülecek yerlerinin başında geliyor. Circle Line üzerindeki durakların her biri müzeyi andırıyor. Tverskaya civarındayken Mayakovskaya İstasyonu’na göz atabilirsiniz. Ayrıca Komsomolskaya İstasyonu da görülmeye değer yerlerden. 

Akşam yemeği için Lavka Lavka’yı deneyin. 

Bilet bulma şansınız olursa Bolşoy Tiyatrosu’nda (Bolshoi Theatre) bir gösteri izlemek Moskova’da başınıza gelebilecek en güzel şey olabilir. 

Moskova gezilecek yerler
Bolşoy Tiyatrosu

II. GÜN

Sabah erkenden kalkın, çünkü bugün yoğun bir gün olacak… İlk olarak kırmızı hatlı metroya binerek Sportivna’ya yani güneye doğru gidin. Novodeviçi Manastırı‘nın (Novodevichy Monastery) şato benzeri mimarisi oldukça etkileyici. Ama buradaki görülmesi gereken en önemli yer mezarlık bölümü. Novodeviçi Mezarlığı‘nın içerisinde Nazım Hikmet ve eşi Vera olmak üzere Boris Yeltsin, Nikolai Gogol, Anton Çehov, Nikita Khrushchev, Aleksey Tolstoy, Prokofiev, Stanislavsky ve Eisenstein gibi birçok ismin mezarları yer alıyor. Heykellerle çiçeklerle bezeli müze benzeri mezarlıklar, şehrin en özel yerlerinden…

Moskova gezilecek yerler
Novodeviçi Mezarlığı

Dönüş için tekrar metroyu kullanabilirsiniz ancak iki durak sonra Park Kultury durağında inerek Gorky Parkı’na uğrayın. Moskova Nehri kıyısındaki parkta çocuklar için de büyükler için de görecek çok şey var. 1928 yılında kurulan parkta bir de Yeşil Tiyatro isimli Avrupa’nın en büyük açık hava tiyatrosu bulunuyor. Park özellikle yazın botlarla gezmek kışın da paten yapmak için Moskovalıların uğrak yerlerinden.

Öğle yemeği için önerim Lebedinoe Ozero…  İsmi Kuğu Gölü anlamına gelen restoranda uluslararası mutfaklardan derlenmiş leziz yemekleri deneyebilirsiniz. 

Sanat müzeleri için en doğru adres

Öğleden sonrası için önerim New Tretyakov Gallery… Rus sanatının en güzel örneklerini görebileceğiniz galeride Chagall, Kandinsky, Malevich, Goncharova ve Popova gibi önemli isimlerin eserleri sergileniyor. Sanata doymadım derseniz buradan sonraki durağınız orijinal (yani ilk) Tretyakov binasına olabilir. Yenisi kadar muhteşem müzede 170 binden fazla eserin arasında yine dev isimlerin yanı sıra 20. yüzyıl ikonografisinin en güzel örneklerini görebilirsiniz. 

Moskova gezilecek yerler
Moskova Nehri

Vaktinizi iyi kullanmışsanız ünlü Arbat Bölgesi’ne de mutlaka uğramanızı öneririm. Eski ve Yeni Arbat olmak üzere iki ayrı caddeden oluşan bölge şehrin yine görülmesi gereken yerlerinden. Özellikle Eski Arbat Sokağı 15. yüzyıldan beri yaşayan bir yer. 18. yüzyıla kadar Rus asillerinin yaşamak için can attığı cadde, Napolyon’un işgali sırasında yerle bir edilmiş. Yıllar sonra tekrar eski canlılığına kavuşan cadde sanatçıların, yazarların, akademisyenlerin yaşadığı bir yere dönüşmüş. Kafeleri ve hediyelik eşya dükkanlarıyla Moskova’ya gelenlerin en çok ziyaret ettiği yerler arasında artık. 

İkinci bir geceniz var Moskova’nın ünlü gece hayatının tadına da mutlaka bakın. Mendeleev, Noor I Electro, Voda, Entuziast, Bar Strelka, Kamchatka bunun için önerilen yerlerden birkaçı. 

Moskova’ya nasıl gidilir?

İstanbul – Moskova arası uçakla 3 saat kadar sürüyor. THY, Aeroflot ve Pegasus’un düzenli seferleri bulunuyor. 

Moskova’dan Saint Petersburg’a gitmek isterseniz uçakla 1 saat 20 dakika, hızlı trenle de 3,5 saatte Saint Petersburg’a ulaşıyorsunuz. 

Rusya için vize gerekiyor mu?

Bir dönem vizesiz gidilen Rusya, maalesef yaşanan bir takım politik gerilimler sonrası Türkiye’ye tekrar vize uygulamaya başladı. Ancak kısa bir süre önce e-vize uygulamasına geçti. İnternetten dolduracağınız form ve yükleyeceğiniz fotoğrafla Rusya vizesini kolayca alabiliyorsunuz. 16 günden az kalacaksanız e-vize ile Rusya’ya rahatça seyahat edebilirsiniz. En güzel yanı ise ücretsiz olması.

Moskova gezilecek yerler
Moskova’daki “7 kız kardeşler” binalarından biri.

Yeşil pasaport ve gri pasaport sahipleri 30 gün süreyle, Siyah pasaport sahipleri ise 90 gün süreyle vizesiz kalabiliyor. YEŞİL PASAPORT – VİZE İSTEMEYEN ÜLKELER’in tam listesi için bu yazıma göz atabilirsiniz.

24 saati geçmeyecekse transit vize almanıza gerek yok. 

Moskova’da nerede kalınır?

Moskova çok pahalı bir şehir olduğundan bu pahalılık otel fiyatlarını da maalesef yansımış durumda. 50 avronun altında bir yer arıyorsanız hostel ve benzeri yerleri tercih etmek zorunda kalabilirsiniz. Otel arıyorsanız 50 – 100 avro civarlarında bir bedeli gözden çıkarmanız gerekiyor. 

The Ritz – Carlton

Moskova gezilecek yerler
Kızıl Meydan’a gece bakış

Moskova’ya ben iş gezisi için gittiğimden dolayı Ritz’de kalma fırsatı buldum. Şehrin göbeğindeki otel, Kızıl Meydan’a 2 dakika mesafede Tverskaya Caddesi’nin de hemen başında. 

Ritz, bir otelde arayacağınız her türlü imkanı ve konforu sağlıyor size. Otel aynı zamanda Tripadvisor’ın da lüks kategorisinde “yılın oteli” unvanına sahip. Çatı katındaki barı panorama sevenler için hem Moskova’nın hem de Kremlin’in harika manzarasına sunuyor. 

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Kamp hayatının en önemli unsurlarından biri bana göre uyku tulumu. Belki de çadırdan bile önde geliyor. Doğru seçilmiş bir uyku tulumu, size uzun ve yorucu bir günün ardından ihtiyacınız olan rahat ve sıcak uykuya sağlayacak en gerekli şey. Peki, uyku tulumu seçimi yaparken nelere dikkat etmeli, hangi özelliklere aramalıyız? Gelin, bunlara birlikte göz atalım. 

Uyku tulumu seçimi yaparken bazı terimlere hakim olmak, kullanacağınız şartları bilmeniz lazım. Bir yürüyüş turunda tulumunuzu sırt çantanızda mı taşıyacaksınız yoksa sadece sabit bir yerde kamp mı yapacaksınız, aracınızla mı geziyorsunuz, hangi mevsimde, hangi hava şartlarında kullanacaksınız? Bunun gibi bir sürü sorunun cevabını verebiliyorsanız kendinize uygun uyku tulumu seçerken işiniz o kadar kolay, demektir. Tabii, bir de bu cevaplar uyku tulumu bütçenizi de etkileyecek etkenler olacak. 

Malzemeleriniz tamamsa TÜRKİYE’NİN EN GÜZEL KAMP ALANLARI yazısına da göz atabilirsiniz.

Doğru uyku tulumu seçiminde önemli olan etkenler

Sıcak tutma derecesi – Kullanmayı hedeflediğiniz yerdeki sıcaklığın biraz altında bir derece seçilmeli.

Dolgu sistemi – Kaz tüyü mü yoksa sentetik mi seçimi önemli başlıklardan. 

Ağırlık – Özellikle kamp malzemesi ile yürüyeceğiniz bir aktivite yapacaksanız ağırlık konusu da önem kazanıyor. 

Uyku sistemi – Birlikte kullanacağınız diğer malzemeler neler? Matınız, uyku tulumunuz ve içinde uyuyacağınız kıyafetlerin hepsi uyku sisteminizi oluşturuyor.

Ekstra özellikler – Sizi rahat ettirecek diğer özellikler. Mesela, solak mısınız, küçük şeylerinizi koyacağınız bir cebe ihtiyacınız var mı?

Uyku tulumu seçimi
Ben uyku tulumunda North Face’in Blue Kazoo modelini kullanıyorum.

Nerede kullanacaksınız?

Eğer yürüyüş yapacaksanız ve kamp malzemelerinizi yanınızda taşıyacaksanız çantanızın hafif olması gerekli. O yüzden hem hafif hem de küçük bir uyku tulumu işinize daha çok yarar. 

Aracınızla kamp yapıyorsanız burada belki biraz daha ağır ve büyük bir uyku tulumu almanın hiçbir sakıncası yok. Hatta böyle durumlarda hava şartları çok sert değilse bir battaniye ve örtü bile çözüm olabilir. Eğer iki tür aktivite de yapıyorsanız ve tek bir tane alacaksanız o zaman hafif, küçük ve ısı koruması yüksek olanı almakta fayda var. 

Uyku tulumunu kullanacağınız mevsim de diğer önemli bir kriter. Kış kampları seviyorsanız o zaman ısı koruma derecesi ve hafiflik yine ön plana çıkıyor. 

UYKU TULUMUNDA ISI DERECELERİ

Uyku tulumları için sıcaklık dereceleri 2002 yılında belirlenen standartlarla oluşturulmuş. Bu sayede üreticiler farklı olsa da uyku tulumlarında ısı standartları değişmiyor. Şu da aklınızda olsun ki, bunlar “standart bir model” üzerinden oluşturuluyor yani iyi bir çadır içerisinde, tek bir içlik giyilmiş halde, altınızda izolasyonu olan bir matın olduğu duruma göre sınıflandırılmış. Ancak herkesin biyolojisi farklı olduğundan bunları size ortalama bir fikir vermesi için kullanın. 

Standartlar ÜST LİMİT (UPPER LIMIT), KONFOR (COMFORT), ALT LİMİT (LOWER LIMIT) VE EKSTREM (EXTREME) olarak kullanılıyor. 

Üst limit

Normal bir kişinin terlemeden uyuyabileceği sınırdır. Yani burada gösterilen rakamdan daha sıcaksa içerisinde kendinizi çok sıcak hissedersiniz.

Konfor

Normal bir insanın rahat bir şekilde yani terlemeden ya da üşüme hissetmeden uyuyabileceğini durumu ifade eder. Bunun için uyku tulumu fermuarlarının kapalı olduğu var sayılır. 

Alt limit

Bunda da normal bir insan kıvrılmış bir pozisyonda (cenin gibi) uyanmadan 8 saat uyuyabileceği değeri ifade eder. Bu değerde genelde insanlar kendilerini pek rahat hissetmezler. Bazı markalar buna “Transition yani değişim” de diyorlar.

Ekstrem

Normal bir insanın ortalama 6 saat kadar uyuyabileceği ve vücut ısısının da 35 derecenin altına düşmediği bir ortam ön görülüyor. Bu değerde kısmi donma riski ile karşı karşıya kalabilirsiniz. 

Uyku tulumu seçimi
Benim kullandığım tulumun konfor derecesi -2

MEVSİME GÖRE UYKU TULUMLARI

Yaz – Genellikle 10 derecenin üzerinde olmalı.

İlkbahar ve sonbahar – Genellikle 0 derecenin üzerinde olmalı.

Tüm mevsimler – Tüm sezonlarda kullanacaksanız genellikle -5 derece seviyesinde olmalı.

Dağcılık – Çok soğuk şartlar için minimum -10 derece seviyelerinde olmalı. 

ŞEKİLLERİNE GÖRE UYKU TULUMLARI 

Dikdörtgen şeklinde 

Dikdörtgen ya da zarf şeklinde olan uyku tulumlarıdır. Bunların genelde iki tarafında fermuar bulunur. Dilerseniz bunları açarak battaniye gibi de kullanabilirsiniz. Bunlar ısıyı tutma anlamında çok etkili olmadıklarından genelde karavan gibi kapalı mekân kullanımlarında ya da yaz kamplarında kullanılabilir. 

Mumya şeklinde (Mummy)

Adından anlaşılacağı gibi mumya şeklinde yani kafa dahil vücudu tam anlamıyla kavrayan şekildedir. Bu şekil sayesinde tam bir yalıtım sağlandığınızdan havanın içeri girmesini önlediğiniz gibi içerideki sıcak havanın da dışarı çıkmasına engel olursunuz. Dikdörtgenlere göre biraz daha hafif olurlar. 

Mumya uyku tulumları genellikle tek kişiliktir. Ancak fermuarlar yardımıyla birleştirilerek çift kişilik hale getirilenleri de var. 

Mumya şeklinde alacaksanız sağ ya da sol elinizin kullanımına göre tercih edin. Hangi elinizi kullanıyorsanız fermuarın ters tarafta olmasına dikkat edin. Bu tür uyku tulumu alırken boyunuza uygun bir tane seçmeye çalışın. Ne çok uzun ne tam tamına olmalı. 

DOLGU SİSTEMİNE GÖRE UYKU TULUMLARI

Kaz tüyü ve sentetik olmak üzere iki önemli seçeneğimiz var. İkisinin de birbirine göre artı ve eksileri bulunuyor. 

Kaz tüyü uyku tulumları

En önemli avantajı hafif olmaları ve sıcak tutmaları. Kolayca sıkıştırılarak küçük boyutlara gelebilmesi de çok önemli. Bu tür uyku tulumlarını iyi bir bakımla uzun yıllar kullanabiliyorsunuz.

Genelde dış katmanları suya dayanıklı olsa da ıslanma durumunda kurumasının uzun zaman alması eksi yanlarından biri. Bir eksisi de pahalı olmaları. 

Bu türlerle ilgili bir hatırlatma yapmak isterim: Dolguda kullanılan tüyler genellikle kaz ya da ördeklerden elde edildiğinden bu önemli bir tartışma konusu. Ancak birçok üretici firma hayvan haklarına uygun şartlarda elde edilmiş tüyleri kullanmaya dikkat ediyor artık. Bu konuda duyarlı firmaları bulmakta fayda var. 

Sentetik dolgu uyku tulumları

Islandıklarında kolayca kuruyabilmeleri en büyük avantajları. Ve tabii ki, çok daha uygun fiyatlara sahip olmaları… Diğerine göre biraz daha ağır ve katlandıklarında daha fazla yer kaplıyorlar. 

Tüye karşı alerjisi olanlar için iyi bir seçenek. 

Kaz tüyü / Sentetik karışım

Bunlarda genellikle ayak kısımlarında kaz tüyü kullanılıyor, diğer kısımlarda ise sentetik dolgu kullanılıyor. 

KADIN – ERKEK ve ÇOCUK UYKU TULUMLARI 

Kadınlar için uyku tulumları 

Standartlar kadınların soğuğa dayanıklılıkları ve vücut şekilleri göz önüne alınarak belirlenmiş. Kadınlarda omuzlar daha dar ama kalçalar ise daha geniş düşünülmüş, ayak kısımlarına ise ekstra yalıtım konulmuş. Standart ve uzun olmak üzere iki tip uyku tulumu var. Standart olanın boy uzunluğu 168 santim, uzun olan ise 183 santim. 

Erkekler için uyku matları

Erkekler içinse kısa, standart ve uzun olmak üzere üç tür var. Kısa olan 168 santim, standart olan 183 santim ve uzun olansa 198 kadar. Bazı markalarda daha uzun modeller bulabiliyorsunuz. 

Çocuk uyku tulumları

Bunlar daha kısa ve küçük olarak hazırlanıyor. Bu yüzden fiyatlar da biraz daha uygun. Bunlardaki ısı değeri ve diğer sistemler büyüklerinkine göre aynı özelliklere sahip.

EKSTRA ÖZELLİKLER

Başlık – Özellikle mumya tarzı uyku tulumlarında olan başlık kısımları vücudu tam kavramayı sağladığından ısı yalıtımında oldukça etkili oluyor. Çok soğuk şartlarda kullanacaksanız buna mutlaka dikkat edin. 

Kilit sistemi – Fermuarların üst kısımlarına yapılan bu kilit sistemi sayesinde içine girdikten sonra fermuarın kendinden açılmasına engel oluyor. Bu sayede uyku arasında istenmeyen açılmalardan kurtulmuş oluyorsunuz. 

Lastikli kilit sistemi – Bu da başlığın etrafına yerleştiriliyor. Tulumun içine girdikten sonra başlığı saran lastiği tam yüzünüzü kavrayacak şekilde sıkıyorsunuz. Bu sayede hava içeriye hapsediliyor.

Sağ ya da sol fermuar – Bundan yukarıda bahsetmiştim hangi elinizi daha çok kullanıyorsanız fermuarın aksi tarafta olmasına dikkat edin. Bu sayede fermuarı açma kapama sırasında daha az zorluk yaşarsınız. Ben de solak olduğumdan buna uygun bir uyku tulumu almıştım. 

Gizli cep – Uyku tulumunun içine yerleştirilen küçük cep. Değerli şeylerinizi ya da ufak şeylerinizi koymak için işinize yarabilir. Bu kısım genellikle göğse yakın yerde oluyor. Mesela ben mini iPod’umu koyuyorum oraya.

Uyku tulumu seçimi
Uyku tulumumdaki ufak cep kısmı.

Yastık cebi – Kafa kısmına yapılan bu cebin içerisine fazla kıyafetlerinizi yerleştirerek bir yastık elde etmiş oluyorsunuz. 

Uyku tulumu nevresimi – Uyku tulumları naylon ya da polyester gibi sentetik malzemelerden yapıldığından daha yumuşak bir dokunuş için bu nevresimi uyku tulumu içerisinde kullanabilirsiniz. Bu aynı zamanda ısı  ve hijyen için de ekstra bir katman yaratmış oluyorsunuz.

Bu nevresimi uyku tulumunuzu ödünç vermek durumunda kaldığınızda karşı tarafın kullanmasını isteyebilirsiniz. Uyku tulumları bana göre biraz kişisel parçalar olduğundan vermemeyi tercih ediyorum ama zorda kaldığım bir keresinde en azından bunu kullanmasını istemiştim. Sonuçta uyku tulumlar sık ve kolay temizlenebilen şeyler olmadığından en azından böyle bir şeyi kullanmak işe yarayabiliyor. 

Özetle doğru uyku tulumu seçimi 

  • Eğer dağlık, orman içi alanlarda sonbahar ve kış aylarında kamp yapmayı planlıyorsanız tulumun en azından -5 derece ya da altında olmasına dikkat edin. 
  • Kar altında ya da yüksek irtifada kamp planlıyorsanız tulumun koruma seviyesinin -5 dereceden daha düşük olması gerekiyor. Gideceğiniz yerdeki gece sıcaklığını kontrol ederek en azından 5 derece daha altında olacak şekilde bir uyku tulumu almaya çalışın. 
  • Uyku tulumu alırken boyunuza göre olmasına dikkat edin. Fazla uzun olursa ısıtacağınız alan artacağından daha çok üşürsünüz, tam tamına olursa da zaten rahat edemezsiniz. 
  • Mumya tipi uyku tulumları kış kampları için daha uygun. Bu sayede tüm bedeninizi koruyarak izolasyonu sağlamak daha kolay oluyor.
  • Yürüyüşlerde malzemelerinizi sırtınızda taşıyacaksanız mumya tipi, kaz tüyü olanlar kilo açısından daha hafif olduklarından yine bunları tercih edebilirsiniz.
  • Isı dereceleri düştükçe fiyatlar da maalesef artıyor. O yüzden genel ihtiyacınızı karşılayacak bir şey alırsanız onu daha sıcak şartlarda kullanabilirsiniz.  
  • Kadın – erkek modellerine göre seçim yapın. 
  • Eğer seçme şansınız varsa kullandığınız elinize ters yönünde fermuarı olan bir uyku tulumu alın. 
Uyku tulumu seçimi
Kaz tüyü olan uyku tulumları genelde daha hafif ve küçültülebilir oluyor.

Uyku tulumunuzu kullanırken bunlara dikkat edin

Doğa aktivitelerini seviyorsanız uyku tulumunuzla çok yakın bir ilişkiniz olacak bunu baştan söylemeliyim. Zor bir seçimle ve büyük paralara vererek aldığınız uyku tulumlarınızı özenle kullanırsanız bu ilişkinin uzun yıllar süreceğinden emin olabilirsiniz.

  • Uyku tulumunuza mümkünse temiz kıyafetlerle girmeye çalışın.
  • Uyku tulumunuzu direk yere koymaktan sakının. Dışarıda uyuyacaksanız mutlak altına bir mat koymaya çalışın. 
  • Kamp ateşinin yakınına çok yaklaşmayın. Sentetik kumaşlar kolayca yanabilir.
  • Fermuar kısmına özellikle dikkat edin. Kapatırken kumaşın sıkışarak yırtılmasına neden olabilirsiniz. 
  • Kamptayken her gün havalandırmaya çalışın.
  • Çadırınızı kurduktan sonra hemen yatmayacaksanız da uyku tulumunuzu çantadan çıkartarak havalanmasını sağlayın. 
  • Uyku tulumu içerisinde ayaklarınız daha çok üşüyorsa fazla polarınızı veya kazağınızı içeriden ayak kısmına koyarak ekstra sıcaklık sağlayabilirsiniz. 
  • Tulumunuzu çanta içerisinde taşıyacaksanız mutlaka bir poşet içerisine daha koyun. Genellikle pahalı modellerin taşıma kapları su geçirmez oluyor ama ıslanma riskine girmemek lazım. Boyutlarına uygun bir çöp poşeti işinizi görecektir. Fazladan birkaç yedek mutlaka bulundurun. 

Uyku tulumunu nasıl saklamalı?

  • Uyku tulumlarını kullanmadığınız zaman taşıma torbalarının içerisinde saklanmaması gerekiyor. Uyku tulumu satın aldığınızda içerisinden genellikle bir küçük bir de büyük (fileli) bir torba çıkar. Küçük olan seyahat sırasında kullanılmak için, büyük olansa evde saklamak için kullanılır. 
  • Uygun yeriniz varsa tamamen açık bırakabilirsiniz. 
  • Yıkamanız gerekiyorsa uyku tulumu üzerindeki talimatları kontrol edin. Yıkama işlemi zor olduğundan genellikle temiz kullanmaya çalışıyorum ama her dönüşte sabunlu bezle temizlemeye çalışıyorum. 
  • Temizledikten sonra ya da her kullanımdan sonra eve geldiğinizde mutlaka havalandırın, iyice kuruduktan sonra kaldırın.
Uyku tulumu seçimi
Uyku tulumu çantaları; büyük olan saklama için, küçük olan seyahat için.

Uyku tulumu fiyatları

Artık piyasada farklı fiyat kategorilerinde uyku tulumu bulmak mümkün. Online alışveriş siteleri dönem dönem çok güzel indirimler yapıyorlar. Kendiniz için uygun uyku tulumunu bulduktan sonra bu siteleri sık sık takip ederek özel bir fiyat yakalayabilirsiniz. Fazla özellikli bir şey aramıyorsanız en ucuz uyku tulumları için indirimli marketlerin dönemsel kampanyalarını takip etmenizi öneririm.

Birkaç örnek:

AndOutdor – Frs205 modeli / +5 derece konfor / sentetik dolgu mumya tipi: 102 TL

Decathlon – Arpenaz modeli / 20 derece konfor / sentetik dolgu dikdörtgen tip: 125 TL

Decathlon – Arpenaz modeli / 10 derece konfor / sentetik dolgu dikdörtgen tip: 225 TL

Evolite / -18 derece konfor / kaz tüyü dolgu mumya tipi: 375 TL

Decathlon – Forclaz modeli / 0 derece konfor / sentetik dolgu dikdörtgen tip: 570 TL

Marmot – NanoWawe 55 modeli / 13 derece konfor / sentetik dolgu mumya tipi: 598 TL

Husky – Magnum modeli / -15 derece konfor / sentetik dolgu mumya tipi: 752 TL

Husky – Anapurna modeli / -28 derece konfor / sentetik dolgu mumya tipi: 1300 TL

North Face – Cat S Meow modeli / -23 derece konfor / Kaz tüyü mumya tipi: 2298 TL

Ferrino – Light 750 modeli / -11 derece konfor / kaz tüyü mumya tipi: 2728 TL

Rab – Andes Modeli / -22 derece konfor – Kadın / kaz tüyü dolgu mumya tipi: 4619 TL

Doğada olmayı seviyorsanız EN GEREKLİ KAMP MALZEMELERİ LİSTESİ ve ÇADIR SEÇİMİ –  ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİ? yazılarım da işinize yarayabilir. 

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Işıl ışıl renkleri, boy boy çiçekleriyle yaz, çiçek severler için göz kamaştıran bir dönem. Doğa bu mevsimde tam bir şov yapıyor canlılara. İster balkonda saksılarda, isterseniz de bahçenizde yetiştirebileceğiniz o kadar çok çiçek türü var ki. Hem de birçoğu çok kolayca ve uygun fiyatla erişilebilir halde… Çocukluğumdan beri bahçe içinde büyüyen biri olarak birbirinden güzel yaz çiçekleri arasından en sevdiklerimi bu yazıda derledim. 

Seçtiğim çiçeklerin bazıları rengarenk, bazıları mis kokulu. Bunlar için kısa ama en can alıcı bilgileri yazmaya çalıştım. Bahçe çiçekleri nasıl toprak sever, gölge mi yoksa güneş mi ister, nasıl sulamalı ve nasıl çoğaltılır gibi kısa bilgileri bu yazıda bulacaksınız.  

Blogda EV BİTKİLERİNİ ÇOĞALTMAK İÇİN PRATİK ÖNERİLER konulu bir yazım daha var. Eğer çoğaltma yöntemlerine detaylıca bakmak isterseniz bu yazıya da bir göz atın. Bu yöntemlerin birçoğunu bahçe çiçeklerine de rahatlıkla uygulayabilirsiniz. 

İşte, benim renkli ve baş döndüren bahçe bitkileri listem:

(Türkçe isimlerinin yanında ikinci olarak botanik dünyasındaki ismini, üçüncü olarak da İngilizce isimlerini bulacaksınız. Bazen araştırma yaparken bu isimler daha doğru sonuçlar bulmanıza yardımcı oluyor.)

EN SEVDİĞİM YAZ ÇİÇEKLERİ 

Gül / (Botanik dünyasında) Rosa / (İngilizce) Rose

Galiba bahçe dünyasının en bilineni ve en güzel çiçeklerinden biri bana göre, gül. Hem güzelliğiyle hem kokusuyla insanı mest eden çiçeklerden. Tabii, bir de aşkın sembolü…Bu güzelliğin eğer yerini doğru seçerseniz çok küçük dokunuşlarla bir ömür boyu size rahatlıkla eşlik eder.  

300’ün üzerinde çeşide ve renge sahip güllerin boyları da çeşitlilik gösteriyor. Bodur olanlar, yüksek boylu olanlar ve sarmaşık çeşitleri var. Yalın kat olanları olduğu gibi yarı ve tam katmerli çeşitleri de bulunuyor.

Yaz çiçekleri - Bahçe çiçekleri
Gül

Killi ve geçirgenliği yüksek toprakları seven gül, bol ışıklı ortamları tercih eder. Eğer günde 6 saat gün ışığı alıyorsa ışığın hangi saatte geleceği çok fark etmiyor. Bahar aylarında altlarını kazmak ve gübrelemek uzun yaşaması için yapmanız gerekenler arasında. Açıp bitmiş gülleri de sık sık temizlemelisiniz. Güller suyu sevdiğinden haftada en az 2 kere sulamalısınız ama sulama işlemi çok geç saatlere bırakılmayın. Yapraklardaki nemlenme hastalıklara sebep olabiliyor. Özellikle de çiçeklerine çok su değdirmemeye çalışın. 

En uygun dikim zamanı ilkbahar, budama için de uygun zaman sonbahar. Ben genelde sonbaharda budadığım gül dallarını uygun şekillerde keserek çoğaltmaya çalışıyorum. Güller kolayca çoğalan çiçeklerden. En kolay yöntem benim yaptığım gibi keserek başka bir deyimle çelik alarak çoğaltma yöntemi. Daha uzun bir süreç olsa da gülleri tohumdan da çoğaltmak mümkün. 

Sardunya / Pelargonium / Geranium

Benim için yaz, biraz da sardunya demek. Her rengini sevsem de kalbimi çalan rengi kırmızı olanı. Kolay yetişmesi, su –  toprak seçmemesi, kırıp nereye daldırsan kolayca yetişmesi de onu herkesin sevgilisi yapmaya yeterli sebepler bence… 

Yaz çiçekleri - Bahçe çiçekleri
Sardunya

Saksıda da toprakta da rahatça yetişen sardunyaların renk ve çeşit olarak 400 üzerinde çeşidi var. Yalınkatlar, katmerlileri olduğu gibi sakız sardunya adıyla anılan sarkan çeşitleri de bulunuyor. Çok soğukları sevmeyen sardunya, 7 derecenin altına düşmemeli. Aydınlık yerleri seviyor ama gölgede de çok sıkıntı yaratmadan çiçeklerini açıyor. 

Sardunya nem seven bir bitki ancak rüzgârı sevmiyor. O yüzden kapı eşiği, cam kenarı gibi yerlere koymamalısınız. Suyu seviyor ama fazlası gelişimine zarar verebiliyormuş. Yazın susuz kaldıkça coştuğu söylense de siz çiçeğinizin gelişimini takip ederek haftada 2 – 3 kez sulamaya dikkat edin. Özellikle sakız sardunyaları susuz bırakmayın. 

Yaz başında gübrelemek, çok büyüdüyse saksısını değiştirmek sardunyanıza iyi gelecektir. Başta da dediğim gibi, çok kolay çoğaltılan sardunyaları boğumların hemen altında keserek direk daldırabilir ya da suda köklendirdikten sonra toprağa dikebilirsiniz. 

Cam güzeli / Impatiens / Impatiens, busy Lizzy

Adı gibi güzel, cam kenarı seven, yazın narin çiçeklerinden biri. Narin dediğime bakmayın yetiştirmesi oldukça kolay. Saksıda ya da toprakta kolayca yetiştirilebilirsiniz.

Pembe, kırmızı, sarı, beyazın farklı tonlarında binin üzerinde çeşidi bulunuyor. İyi drenajlı toprakları seven cam güzelleri, yarı gölge ya da tam gölge alanları tercih ediyor. Düzenli sulamayı ihmal etmemelisiniz. Soğuğa dayanıklı olmadığından yaz bitiminde ölüyor ancak eğer ortamı 13 – 15 derecelerde tutabilirseniz kış aylarında da yeşil tutmayı başarabilirsiniz. 

Ben genelde hep fide olarak aldım ama tohumdan da kolayca yetişebiliyor. Sadece biraz narin olduklarından sabırlı davranmak gerekiyor. Fidelerinizi bahçeye diktiyseniz sularken 5 santime inecek kadar haftada en az iki kez sulayın. Eğer saksıdaysa çok sıcaklarda günlük sulamanızda yarar var.

Petunya /Petunia / Petunia

Yaz bahçelerinin en renklisi petunyalar aslen Güney Amerikalı ama artık tüm dünyaya yayılmış durumda. Rengarenk petunyalar hem bahçede hem saksıda kolayca yetiştirilebiliyor. Özellikle asılı çiçek sepetleri için en güzel seçeneklerden biri. 

Petunyalar, nemli ama drenajlı toprak seviyor.  Borazanı andıran şekilleriyle petunyaların neredeyse her rengi var. Çoğu sonradan elde edilmiş renkler. Hem yalın kat hem de katmerli türlerini bulabiliyorsunuz. Petunyalar güneş seven çiçeklerden. En güneşli köşelerde yaz boyunca hatta sonbahara kadar gözlerinizi şenlendireceklerinden emin olabilirsiniz. Rüzgârlı alanları sevmedikleri aklınızda olsun.

Yaz çiçekleri
Petunya

Düzenli sulama sevseler de petunyalar suda yüzmeyi sevmiyorlar. Bunu da tolere edebiliyor ancak fazla sulama köklenmeye sebep olacağından çiçeklenme sorunu yaşayabilirsiniz. Çiçekleri açtıkça ölenleri temizlemek yenilerine teşvik ediyor. O yüzden gözünüz hep üzerinde olsun. 

Bu güzel çiçeklerin en kötü yanı yıllık çiçekler olmaları. O yüzden çoğaltmak için de tek yöntem tohumdan yetiştirmek. Toprağa serpilerek dikilen tohumlar bir plastikle örtülüp bol ışıklı ortamda 10 gün içerisinde sonuç veriyorlar.   

Ortanca / Hydrangea / Hydrangea, hortensia

Çocukluğumun çiçeklerinden biri ortancadır. O zamanlar boyumu geçen gövdeleri, kafam kadar çiçekleriyle aralarında oynamayı çok severdim. Hala aynı ortancalar biraz yaşlansa da aynı güzellikte açmaya devam ediyor. 

Çok yıllık bitkilerden olan ortancalar neredeyse çok sıkıntı çıkarmayan bahçe çiçeklerinden biri. Fazla toprak seçmiyor ama yarı gölge ve az güneşli yerleri tercih ediyor. Çok gölge yerlerdeyse çiçeklenme sorunu yaşayabiliyor. 

Yaz çiçekleri - Bahçe çiçekleri
Ortanca

Ortancalar çok soğuklara dayanıklı. Sonbaharda ya da bahar başlangıcında henüz yeşermeden budarsanız daha coşkulu çiçek açmasını sağlayabilirsiniz. Ortanca ile ilgili en şaşırtıcı bilgi ise çiçeğinizin rengi ile ilgili. Normalde kırmızı bir çiçek ektiğinizde onun kırmızı açacağı kesindir. Ama ortancayı alıp başka bir yere diktiğinizde ne renk açacağına o karar veriyor. Çünkü ortancalar topraktaki asit oranına göre renk değiştiriyor. Fazla asitte maviye az asitte pembeye dönük renk açabiliyor. Çocukluğumdan beri hep aklımdadır, dibine paslı bir demir – çivi gibi şeyler sapladığınızda renginin değişmesini sağlayabiliyorsunuz.

Ortancanızı yaz aylarında en azında haftada bir derinlemesine sulamanız gerekiyor. Ama saksıda ise bunu biraz daha sık yapmak gerekir. Pembe, mavi, beyaz ve yeşil ana renkleri olan ortancaların farklı tonlarda ve şekillerde çiçek açan türleri var. Ben görmedim ama sarmaşık türleri de bulunuyor. 

Çoğaltması ise çok kolay. Özellikle bahar aylarında yeni yeşerdiğinde çelik aldığınız dalları boğumlarına bir santim kala kesip toprağa ya da saksıya saplayın. Hafif bir eğim vererek sapladığımda ben daha iyi sonuç alıyorum. Bundan sonra düzenli sulama ile yeni ortancalarınıza kolayca kavuşacaksınız. 

Lavanta / Lavandula / Lavender

Bahçelerin mis kokulusu lavanta, bence yaz bahçelerinin olmazsa olmazı. Öncelikle ben kokusuna bayılıyorum. Yeşilin içerisine özel bir hava katan griye çalan görünümünü de çok seviyorum. Üstüne üstlük sivrisineklere de iyi geliyor. 

Anavatanı Avrupa olan lavantalar özellikle koku sektörünün en vazgeçilmez çiçeklerinden. Sabundan kolonyaya çok farklı alanlarda kullanılıyor. Rahatlatıyor, uykusuzluğa iyi geliyor, hatta yemeklerde bile kullanılıyor. En güzel yanıysa çiçekleri öldüklerinde bile kokularını koruyabiliyor olmaları. Yapraklarına dokunmak bile kokusunu yaymaya yetiyor. 

Yaz çiçekleri
Lavanta

Güneş seven lavantalar farklı şartlara da uyum sağlayabiliyor. Çok yıllık bir bitki olan lavantalar soğuklara dayanıklı ancak donlardan korumaya çalışın. Özellikle saksıda olanları sarmak çözüm olabilir. Belli bir olgunluğa eriştikten sonra susuzluğa dayanıklılık gösteriyorlar ama yetişme aşamasında düzenli sulamayı ihmal etmemelisiniz. 

Lavantayı çoğaltmak için en iyi yöntem daldırma yöntemi. Çok sıcaklar bastırmadan alacağınız çelikleri daldırarak kolayca çoğaltabilirsiniz. Eğer hava yeterince sıcak değilse üzerini bir plastikle örterek sera etkisi yaratmanız tutunmasını kolaylaştırabilir. 

Akşam sefası / Mirabilis jalapa / Four O’clock plant

Adını boşuna almamış. Öğleden sonra tomurcuklularını açarak akşamı karşılayan akşam sefaları neredeyse her bahçenin en vazgeçilmezlerindendir. Bizim bahçenin de yıllanmış akşam sefaları artık biraz etrafı saran ağaçlardan dolayı daha az çiçek açsa da hala güzelliklerini koruyorlar. 

Belki de sardunyalar kadar yaygın ve dertsiz olan akşam sefaları her türlü zorlu koşullarda yaşamayı başarıyorlar. Yol kenarlarında, düştükleri beton aralarında bile yaşam yolu buluyorlar. Saksıdansa daha çok toprakta yetiştirilen bir çiçek.

Tohumdan yetiştirilen akşam sefaları bir kez yerlerini sevdiler mi her sene kuruduktan sonra ertesine yıl, yine yoktan çıkarak bahçelere renk katıyorlar. Borazan şekilli çiçeklerin beyaz, sarı, pembe tonları var. Eğer farklı renkleri yan yana dikerseniz birbiriyle polenlenen çiçeklerden iki rengi bir arada görebiliyorsunuz.

Tohumdan yetiştireceğiniz akşam sefalarını bahar ayında direk ya da bir akşam suda beklettikten sonra toprağa dikebilirsiniz. Eğer saksıda fideliyorsanız 5 – 6 santime ulaştıktan sonra asıl yerlerine aktarabilirsiniz. Çiçeklerini açtıktan sonra küçük zeytin çekirdeği benzeri tohumlar oluşturuyorlar. Bunları saklayarak zamanı geldiğinde tekrar ekebilirsiniz. Kendileri de zaten düştükleri yerden hemen yeşeriyorlar. 

Çok güneş seven bitki gölgede çiçek vermeyebiliyor. Özellikle büyüme aşamasında düzenli sulamayı sonrasında da haftada 1 – 2 kez sulamayı ihmal etmeyin. 

Küpe Çiçeği / Fuchsia / Fuchsia, Lady’s eardrops

Adlarından da anlaşılacağı gibi damla şekilleriyle hem zarif hem de narin çiçeklerdir küpe çiçekleri. Çocukluğumda yıllarca açtıktan sonra sert bir donda ölen küpemizin yerine yenilerinin sürekliliğini bir türlü sağlayamadım maalesef. Aslında nem ve sıcaklık sorununu hallederseniz pek dertsiz çiçeklerden sayılıyor. Ama ben sanırım bu sorunu aşamadım. 

Yaz çiçekleri - Bahçe çiçekleri
Küpe çiçeği

100’den fazla çeşidi olan küpe çiçekleri çalı ya da ağaç türü olarak kabul ediliyor. Eğer uygun cinsini seçip uygun ortamı sağlayabilirseniz çok yıllık bu bitkiler bahçede oldukça gelişebiliyorlar ancak bu türler Türkiye’de çok yayın değil maalesef. Bizde daha çok saksıda yetişen türler var. Özellikle başka çiçeklerle birlikte kullanabileceğiniz aranjmanlarda, askılı çiçek sepetleri için çok uygun çiçekler. 

Birçok çiçeğin sevmediği gölge ortamları seven küpeler çok sıcakları tercih etmiyor. Ancak iç mekânda yetiştiriyorsanız biraz ışık almaları iyi olur. Geçirgen – drenajı iyi topraklarda nemli kalmasına dikkat edin. Ancak balçık gibi su içinde de yüzmemeli. 

Çoğaltmak için en iyi yöntem bahar ayarında dalından alacağınız çeliği köklendirdikten sonra dikmek. 

Haseki küpesi / Aquilegia / Columbine

Çocukluk bahçemin çiçeklerinden biri de Haseki küpesidir… Her yıl açışını sabırsızlıkla beklerdim. Öyle güzel bir rengi ve zarif bir şekli var ki… Arıların ve sinek kuşlarının da sevgilisi… Adından küpe geçse de diğer küpeden oldukça farklı bir tür. 

Latince ismi “Aquila”, kartal anlamına geliyormuş. Çiçekleri kartal pençesini andırdığından bu isim verilmiş. Birkaç farklı çeşidi olsa da yapılan çalışmalarla farklı türler elde edilmiş. Mavi, pembe, sarı, mor, beyaz ve turuncu en çok rastlanan renkleri…

Yaz çiçekleri
Renkli Haseki küpeleri

Asidik ve geçirgen toprakları seven Haseki küpesi yarı gölgeli ortamları seviyor. Bahar aylarında tam gün güneşi tolere edebiliyor. Toprağı kuru kalmayacak şekilde haftada bir iki kere sulayabilirsiniz.

Çoğaltmak istiyorsanız tohumdan çoğaltmayı deneyin. Çiçeklenmeden sonra geliştirdiği tohumları saklayarak ertesi sene toprağa serperek kolayca küpenizi çoğaltabilirsiniz. Bölerek lantopraktan çıkarın, bitkiyi keskin bir aletle bölerek hemen tekrar toprağa gömün. 

Süsen çiçeği / Iris / Iris

Kolay yetişen, yayılmayı seven süsen çiçeği benim dikkatimi, bahçeye küçük biraz havuz yaptıktan sonra içerisine su bitkisi ararken çekti. Sulak alanları seven hatta su içerisinde rahatça yaşayan süsen ya da iris çiçeği aslında farklı bir türüyle yıllarca bahçenin bir köşesinde kendince büyüyüp dururmuş her yaz.

300’den fazla türü olan irislerin 40’tan fazla çeşidi Türkiye’de doğal olarak yetişebiliyor. Mezarlık çiçeği dendiğinden biraz mesafeli durulsa da bence şekliyle kokusuyla bahçelerde baş köşeleri fazlasıyla hak ediyorlar. 

Yaz çiçekleri - Bahçe çiçekleri
Beyaz süsen çiçeği – İris

Çok toprak ayırmayan irisler bana göre dertsiz bitkilerden. Ekimi de yetiştirmesi de oldukça kolay.  Bir kez yerlerini sevdiler mi kendiliğinden çoğalıyor fazlaca ilgi istemiyorlar. Yer sorununuz varsa gelişimini sürekli kontrol etmelisiniz. Yumrulu çiçeklerden olan irislerin yaprakları ince uzun, boyları bir metreye kadar uzayabiliyor. 

Çiçekleri mor, sarı, beyaz ana renklere sahip ancak yine birçok hibrid çeşidi var. Güneşli ortamlara bayılıyorlar ama yarı gölgede de dayanabiliyorlar. Suyu seven irislerin bazıları başta da dediğim gibi sulu – bataklık alanları tercih ediyorlar. 

Toprakta daha yaygın yetişse de saksıda da yetiştirmek için uygunlar. Çoğaltmak istiyorsanız gövdesinden (yumrudan) alacağınız kesitleri toprağa gömerek kolayca çoğaltabilirsiniz.  

Yıldız çiçeği / Dahlia / Dahlia

Yüzlerce rengi ve çeşidiyle tüm övgüleri hak eden yıldız çiçeği yaz bahçelerinin vaz geçilmezlerinden. Yıldızlar da yumrulu (patates benzeri) bitki çeşidi ve yine kolay yetişen çiçeklerden. 

20 binden fazla çeşide sahip yıldız aslında bir Amerika çiçeği ve buradan dünyaya yayılmış. Kesme çiçek olarak çok kullanılsa da dediğim gibi bahçelere, saksılara çokça yakışıyor. Bodur boylu küçük çiçeklere sahip olanların yanında koca koca açan, gövdeleri bir metrenin üzerine çıkan türleri var. 

Yaz çiçekleri
Yaz çiçeklerinden yıldız

Çok güneş seven yıldızlar, günde 6 – 8 saate kadar güneşlenmeye bayılıyor. Zengin ve geçirgen topraklarda iyi yetişiyor. Özellikle genç bitkileri çok su istemiyor hatta su köklenmeyi artırdığından çiçeklenme sorunu yaşatabiliyor. Ama toprağının da kuru kalmaması lazım. 

Toprağa ekmek için donların geçmesini beklemek en iyisi. Saksıda da güzel yetişiyorlar. Satın aldığınız ya da dışarda sakladığınız yumruları bahar başında toprağa dikebilirsiniz. Yıllanmış yıldızlar toprakta kendiliğinden gelişiyor. Gübreleyerek gelişmesine katkı yapabilirsiniz. 

Çoğaltma yöntemi ise yumruları bölmek. Toprakta yetiştiriyorsanız etrafını derince kazıp toprakla beraber çıkarın ve yavruları nazikçe ayırarak tekrar toprağa ekin. 

Mine çiçeği / Lantana camara / Lantana, shrub verbena

Google’a girip mine çiçeği yazdığınızda karşınıza onlarca farklı çiçek çıkacaktır. Türkçe’de minik çiçekleri olan neredeyse her şeye “mine çiçeği” demişiz maalesef… Benim kastettiğim lantana olan türü. 

Çok yıllık bir bitki olan mine çiçekleri de dertsiz çiçeklerden biri. Belirli bir gelişime ulaştığında uzun yıllar yaşıyor ve çalı – ağaç gibi büyüyebiliyor. Soğuklara dayanıklı bitki sıfırın altına da dayanıklı. Üstteki dallar dondan etkilense de tekrar topraktan yeşermeyi başarıyor. 

Pembe, sarı, kırmızı, mor, turuncu beyaz renkleri var. Genelde bir çiçekte birkaç renkli tonlarını görebiliyorsunuz. 

Güneşli ya da az güneşli ortamları seven mine çiçeğini susuz bırakmamak gerekiyor. Saksıdaysa özellikle çok sıcak günlerde hemen boyunlarını bükebiliyorlar. Suyunu eksik etmemek gerekiyor. Eğer çiçeklenmesi durduysa su ihtiyacı olduğunu düşünebilirsiniz. 

Çoğaltma için daldırma yöntemini kullanabilirsiniz. İnce dikenli yapısı tende hassasiyet yapabildiği gibi çiçeklenmeden sonra çıkan minik taneler zehirlenme yapabiliyormuş. 

Ekinezya çiçeği / Echinacea, coneflower

Büyük papatya benzeri ekinezyalar beyaz, pembe, kırmızı, yeşil ve turuncu renkleriyle yaz bahçelerinin kraliçesi olmaya aday. Sıcağa ve kuraklığa dayanıklılıkları bunun için en iyi sebeplerden ikisi. 

Güneş seven ekinezyalar gölgede maalesef çiçek vermiyorlar. O yüzden baştan dikerken yerlerini iyi seçmek lazım. Toprak konusunda da çok seçici değiller. Belli bir ölçüye kadar susuzluğa dayanan çiçekleri en azından haftada bir sulamalısınız. İlkbahar ya da sonbahar aylarında ekilen ekinezyaların çiçeklenme zamanları temmuz ve ağustos ayları. 

Yaz çiçekleri
Ekinezya

Ekinezyalar çok yıllık bitkiler olduğundan her bahar kendiliğinden çıkıyorlar. Kuruyan çiçeklerinden elde edeceğiniz tohumları şubat sonu mart başı gibi direk toprağa dikebileceğiniz gibi önce evde fideleyerek sonra asıl yerlerine alabilirsiniz. 

Kadife çiçeği / Tagetes / Marigold

Adı gibi kadife yaprakları, göz alıcı renkleriyle gerçek bir yaz güzeli. Hem de yetiştirmesi, çoğaltması oldukça kolay bahçe çiçeklerinden. 

Her yere kolayca adapte olabilen, diğer çiçeklerle birlikte yaşamayı başaran kadife çiçeği yıllık çiçeklerden biri. Kısa boylu olanları yanında boyları 50 – 60 santimi bulanları da var. Türkiye de iki türü çok yaygın. Sarı ve turuncu ağırlıklı açan çiçeklerin nadir de olsa kırmızısı görülebiliyor. 

Kadife çiçeğinin bazı böcekleri uzak tutmak gibi bir faydası var. Bol güneş seven kadifeler, bir kez açmaya başlayınca yaz boyunca coşarcasına açmaya devam ediyor. Toprağını çok kurutmadan aralıklı sulamak lazım ama hava çok sıcaksa her gün sulayabilirsiniz.  

Çiçeklerin bitiminde tohumları kolayca toplayıp muhafaza ettikten sonra toprağa direk saçarak dikebileceğiniz gibi fideleyerek de toprağa aktarabilirsiniz. 

Ayçiçeği – Günebakan / Heliantus annuus / Sunflower

Çekirdekleri kadar ben ayçiçeğin çiçeğinin de oldukça hayranıyım açıkçası… Canlı sarı renkteki çiçekler bahçelere renk katma konusunda birebir. Güneşe göre hareketleri sanırım birçok kişinin de sevdiği özelliği. 

Yıllık bitkileri bol güneş alan bir toprağa çekirdekten ekerek yetiştirebilirsiniz. Çok seçici değil ama geçirgen bir toprağa mümkünse rüzgâr almayan bir yere ekerseniz daha iyi olur. Yaz ortasında açmaya başlayan çiçekleri ağustostan sonra çekirdeklenmeye başlıyor. Uygun bir türse çekirdeklerini yemek için de tohum için de saklayabilirsiniz. 

Yaz çiçekleri
Ayçiçekleri

Ayçiçeği genelde uzayan bir bitki, bir metrenin üzerinde oluyor ancak cüce boylu olanları da var. Susuzluğa nispeten dayanabiliyor ancak sulamak çiçeklerin gelişimine katkı sağladığından ihmal etmemekte fayda var.

Çoğaltmanın en iyi yolu dediğim gibi çekirdekten çoğaltmak. İyice olgunlaşmış olanlardan tohumluk ayırabilirsiniz. Don zamanı geçtikten sonra önce içeride fideleyin, 3 – 4 hafta sonra artık dışarı aktarabilirsiniz. 

Hatmi çiçeği / Alcea / Hollyhock

Doğal olarak neredeyse her yerde karşınıza çıkabilen hatmi çiçeği Barış Manço’nun ünlü yaptığı çiçeklerden biri diyebilirim. Nedeni de aslında görsel güzelliğinin yanında şifalı bir bitki olmasından kaynaklanıyor. 

Uzun boyları güzel renkleriyle bahçenize katman verebileceğiniz gibi, sınır bitkisi olarak kullanabileceğiniz bir çiçek türü. Bahar sonunda başlayan çiçeklenmesini yaz sonuna kadar devam ettirebiliyor. 

Toprak olarak çok seçici olmayan hatmi çiçeklerinin yalın katları ve katmerli olanları var. Sarı, kırmızı, pembe, mor ve beyaz renkleri daha yaygın ama farklı renkleri de üretilmiş durumda. 

Güneşli ortamlar daha rahat gelişmesine ve boy atmasına katkı sağlıyor. Boyları 1 – 2 metreyi bulduğundan beraber diktiğiniz çiçekleri gölgelememesine ya da gölge seven çiçekler beraber olmasına dikkat ederseniz iyi olur. 

Yetiştirme için en iyi yöntem tohumdan çıkarma. Çiçekleri genelde sezon sonunda tohumlama yaptığından bunları toplayarak bahçenize dikebilirsiniz. Bahar ortası dikmek için en iyi zaman. Eğer yıllanmış bir çiçekse baharda filizlerini bölerek çoğaltmayı da deneyebilirsiniz. 

Bahçe çiçekleri
Yaz çiçeklerinin en güzellerinden gül…

Çiçekleri seviyorsanız GÜZEL KOKAN ÇİÇEKLER ve KIŞIN AÇAN ÇİÇEKLER yazılarıma da göz atmayı ihmal etmeyin. 

Seyahat etmeyi seviyorsanız güncel geziler ve fotoğraflar için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Nerede olursam olayım müze gezmeyi seviyorum. En çok sanat adanmış olanları, doğa ve tarih müzelerini… Elini uzatsan neredeyse kadifenin yumuşaklığını hissedebileceğin bir resme ya da 2000 yıllık bir göz yaşı şişesine dakikalarca bakabiliyorum. Şanslıyız ki, İstanbul bu tür şeylere tanık olabileceğimiz onlarca kaliteli müzeyle dolu. Son 15 – 20 yılda açılan özel müzeler de buna eklenince İstanbul bir müze cenneti oldu. Ben, bunlar arasından en sevdiklerimi seçtim. Sizlere İstanbul’da görülmesi gereken 10 müze için ayrıntılı bir derleme yaptım. 

Seçerken farklı türlerde olmasına dikkat ettim. Listemde çağdaş ve modern sanat müzeleri de var, tarih müzeleri de. Saraylar da müze değerinde camiler de… Ücretsiz müzeleri, müzelerin nerede olduğunu ve Müze Kart geçen müzelerin hangileri olduğunu da listede bulacaksınız. Umarım listemi beğenirsiniz. Siz de beğendiğiniz İstanbul müzelerini yorum kısmına ekleyebilirsiniz. 

İşte size İstanbul’da görülmesi gereken 10 müze

Topkapı Sarayı Müzesi

Topkapı’ya kaç kere gittim bilmiyorum ama ilk 3 – 4 gidişimde farklı sebeplerden dolayı Harem Dairesi’ne girememiştim. Girdiğimde gördüm ki, Topkapı aslında Harem demekmiş. O yüzden baştan söylemeliyim hem zamanınızı hem bütçenizi ayarlayın ve Topkapı Sarayı’nın Harem’ine mutlaka girin. Ancak o zaman Osmanlı mimarisinin ve Topkapı’nın gerçek muhteşemliğini görmüş oluyorsunuz.

İstanbul müzeleri
İstanbul’da görülmesi gereken 10 müze: Topkapı Sarayı

Topkapı Sarayı’nın inşası İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’in isteğiyle 1460 yılında başlamış, 1478 yılında tamamlanmış. Topkapı Sarayı bugün İstanbul siluetinin en özel ve güzel parçalarından biri. Tarihi yarımadanın en uç noktasına inşa edilen sarayın, Boğaz, Marmara Denizi ve Haliç’e uzanan bir manzarası var. 

En ihtişamlı 400 yıl

Osmanlı’nın en ihtişamlı 400 yılına ev sahipliği yapan saray “yeni saray” olarak anılıyor. Avlular, bahçeler arasında devlet işlerine ayrılmış daireler, sultanın ikametgahı olan köşklerin yanı sıra görevlilere ayrılan binalardan oluşuyor. Avlular, Arz Odası, Enderun, Harem Dairesi, Kutsal Emanetler, Aya İrini Kilisesi, koğuşlar, Has Ahırlar, Has Odalar, darphane, fırın, hastane sarayı oluşturan bölümlerden bazıları. 300 bin metrekarelik alanı kapsayan sarayda 300 binin üzerinde arşiv belgesi ve koleksiyon var. 

Saltanat Kapısı’ndan girdiğinizde sizi büyük bir avlu, Aya İrini ve bir zamanlar farklı işlevleri olan binalar karşılıyor. Bilet gişesi de bu alanda. Buradan iç avluya yani Divan Meydanı’na ve diğer bölümlere ulaşıyorsunuz. 

Üçüncü avlu ise Enderun Avlusu; burada Arz Odası, Has Oda gibi bölümler var. Son avlu ise köşklerin ve bahçelerin olduğu bölüm. Bağdat ve Revan Köşkler, İftariye Kameriyesi de burada.

1924 yılında müzeye dönüştürülen bina İstanbul’un en değerli hazinelerinden biri… Topkapı Sarayı 1985 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan tarihi yarımadanın da en özel eserlerinden. Osmanlı padişahlarına ait kıyafetlerden, takılara, tablolardan silahlara kadar birbirinden etkileyici eserler burada sizi bekliyor. Kabe’den getirilmiş Kutsal Emanetler ve Hırka-i Saadet Dairesi ruhunuza dokunurken ünlü Kaşıkçı elması ise gözlerinizi parlatacak. 

İstanbul'da görülmesi gereken 10 müze
Topkapı Sarayı, Harem Bölümü

Detaylı bilgi: TOPKAPI SARAYI

Topkapı Sarayı salı günleri hariç her gün ziyarete açık. 

Sarayın ana binasını gezmek için Müze Kart geçerli ancak Harem Dairesi ve Aya İrini için ayrıca ücret ödemeniz gerekiyor. 

Topkapı Sarayı giriş ücreti tam 100 TL, indirimli 50 TL

Harem Bölümü girişi ücreti tam 70 TL, indirimli 35 TL

Aya İrini giriş ücreti tam 60 TL, indirimli 30 TL

Topkapı Sarayı nerede: Sultanahmet

Topkapı Sarayı’na nasıl gidilir: En kolay Kabataş – Bağcılar tramvayı ile gelmek. Sultanahmet durağında indikten sonra Ayasofya’nın arkasına doğru ilerlemeniz gerekiyor. 

Marmaray ile gelirseniz Valilik çıkışından ya da Sirkeci çıkışından çıktıktan sonra Gülhane – Sultanahmet yönüne doğru 15 – 20 dakikalık bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. 

Ayasofya Cami

Dünya mimarlık tarihinin en önemli eserlerinden biri olan Ayasofya artık müze statüsünde olmasa da İstanbul’un görülmeye değer en önemli eserlerinden biri. 2020 yılında tekrar cami statüsü verilen yapı, Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi olarak anılıyor. 

İstanbul müzeleri
Ayasofya Cami

Tarihsel değeri kadar mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği ile sanat dünyasının baş yapıtlarından biri. Şu an günümüze ulaşmış olan bina 3. kez inşa edilmiş hali. İlk bina 337 -361 yılları arasında inşa edilmiş ancak 4. yüzyıldaki isyanlar yüzünden tahrip olmuş. Yenisi 415 yılında ibadet açılmış, o da 532 yılındaki büyük isyanlar sırasında yakılıp yıkılmış. 

3. binanın yapımına 532 yılında I. Justinianus’un emriyle başlanır. Öncekilerden çok görkemli bir kilise yapılmasını ister. Miletli İsidoros ve matematikçi Trallesli Anthemius’un planlarını yaptığı bina 532 yılında tamamlanır. 557 yılında deprem, 859 yılında bir yangın geçirse de restorasyonlar sonucu günümüze kadar ayakta kalmayı başarır. 

Mimar Sinan’ın da eli değmiş

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde Ayasofya’yı camiye çevirir. Osmanlı döneminde de birkaç kez güçlendirilen binaya farklı dönemlerde ilaveler yapılır. 16 – 17 yüzyıllarda caminin içine mihraplar, minber, müezzin mahfiller, vaaz kürsüsü eklenir. Etrafına medrese, minareler, muvakkithane, şadırvan, sebil, güneş saatleri eklenerek kompleks bir yapıya dönüştürülür. 

Binaya Mimar Sinan’ın eli de değmiş. Büyük hayranlık duyduğu binayı güçlendirme çalışmaları yapmış, minarelerini eklemiş. Kubbeleri sağlamlaştırarak bugüne gelmesine büyük katkı sağlamış. Okuma odası ve kütüphane ise Sultan I. Mahmut zamanında ilave edilmiş. 

İçeride gezerken binanın ihtişamı karşısında etkilenmemek mümkün değil. Etkileyici kubbe, mozaikler, kocaman hat yazıları, etrafı kaplayan o güzel sarı ışık siz sarmalıyor adeta. Taş döşeli bir tünel ile ulaşılan üst kata da mutlaka çıkın. 

İstanbul'da görülmesi gereken 10 müze
Ayasofya Cami

Ayasofya, bin yıl boyunca dünyanın en büyük katedrali unvanına sahipmiş, şu an dördüncü konumda… Ama Ayasofya dünyanın en eski katedrali ve dünyanın en uzun süreyle ibadet edilen yapılarından biri olma özelliğini hala koruyor. Ve böyle bir yapı 5 yıl gibi bir zamanda tamamlanmış. 

1934 yılında müzeye dönüştürülen yapı, 2020 yılından itibaren artık bir cami. 

Detaylı bilgi: AYASOFYA CAMİ

Her gün açık

Ayasofya’ya giriş ücretsiz

Ayasofya Cami nerede: Sultanahmet

Ayasofya Cami’ne nasıl gidilir: En kolay Kabataş – Bağcılar tramvayı ile gelmek. Sultanahmet durağında indiğinizde sizi meydanda karşılayan iki önemli yapıdan Ayasofya’yı mutlaka tanıyacaksınız

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Türkiye’nin ilk müzesi burası. Galiba benim İstanbul’da en sevdiğim müzelerden ilki. Eskiden bahçesine giriş ücretsizken sadece bahçede oturup binayı izlemek bile keyif verirdi bana. Yani, o kadar güzel. 

Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç birimden oluşan bir müze kompleksi aslında. Hepsi bu güzel bahçenin etrafında toplanmış. 

İstanbul müzeleri
İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Osmanlı’da tarihi eser toplama merakı Fatih Sultan Mehmet’e dayansa da Arkeoloji müzesinin oluşması 1869 yılında Müzeyi Hümayun – İmparatorluk Müzesi’nin kuruluşuyla başlıyor. 

Önceleri Aya İrini’de toplanan eserler 1880 yılından sonra Çinili Köşk’te sergilenmeye başlanıyor.  Ama olaylar, arkeolog, müzeci ve ressam Osman Hamdi Bey’in müze müdürlüğüne atanmasıyla heyecanlı bir hal alıyor ve şu anki binanın temelleri onun döneminde atılıyor. Ana bina 1891 yılında ziyarete açılmış. Mimar Alexander Vallaury tarafından hayata geçirilmiş. 

1 milyondan fazla eser 

Neo klasik tarzda yapılan bina, yapıldığı dönemin ender müze binalarından biriymiş. Bina kadar içerisinde sergilenen eserler de oldukça etkileyici. Özellikle İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Likya Lahdi, Tabnik gibi öyle ihtişamlı eserler var ki gözlerinizi alamıyorsunuz. Özellikle girişte size karşılayan Mısır’dan getirilmiş mumya ve lahitler ortaokulda yaptığım ilk müze gezisinde bana müzeleri sevdiren en etkileyici parçalar olmuştu. 

İstanbul müzeleri
İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Yıllar içerisinde değişen sergileme alanlarında 1 milyondan fazla eser bulunuyor. Bunlar arasında Anadolu’nun yanı sıra Afrika, Balkanlar, Arap Yarımadası, Mezopotamya ve Afganistan’dan getirilmiş heykeller, lahitler, takılar, kabartmalar gibi çok farklı eserleri görebiliyorsunuz. Marmaray kazılarından çıkartılan değerli parçalar da burada sergileniyor. 

Çinili Köşk binasında Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait Türk çini ve seramik örneklerini; Eski Şark Eserleri binasında ise İslamiyet öncesi Arap Yarımadası, Mısır, Mezopotamya ve Anadolu eserleriyle, Çivi Yazılı belgeleri görebiliyorsunuz.

Detaylı bilgi: İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ 

Pazartesi günleri hariç her gün açık. 

İstanbul Arkeoloji Müzeleri giriş ücreti: 50 TL

Müze Kart geçerlidir. 

İstanbul Arkeoloji Müzeleri nerede: Gülhane

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne nasıl gidilir: En kolay yol, Kabataş – Bağcılar tramvay ile gelmek. Gülhane durağında indiğinizde Gülhane Parkı içerisindeki yokuşu tırmanmanız gerekiyor. Sirkeci’dense yürüyerek 15 dakika sürüyor. 

İstanbul Modern Müzesi

2004 yılında açılan İstanbul Modern Türkiye’nin ilk modern sanat müzesi. Yıllar önce Tate Modern’i her gezişimde neden bizde böylesi yok diye hayıflanırdım. İstanbul Modern’i ilk gezdiğimde nihayet böyle bir yere kavuştuğumuza çok sevinmiştim. 

İlk yeri Karaköy’de bir antrepo olan müze Eczacıbaşı ailesinin öncülüğünde, İstanbul Sanat Vakfı (İKSV) tarafından kurulmuş. Başbakanlığın tahsis ettiği bu bina, Galata Port Projesi sebebiyle bölgenin yeniden inşası nedeniyle boşaltıldı. Şu an geçici mekanı Tepebaşı’ndaki adresine taşınmış durumda (2018). Proje tamamlandığında tekrar eski yerine kavuşacak.

İstanbul müzeleri
İstanbul Modern Müzesi

Her ne kadar biraz daha küçük olsa da ben yeni binayı da çok seviyorum. Belki taşınmadan sonra burası ek bina olarak hizmete açık tutulur. Hep birlikte bunu göreceğiz sanırım. 

Müze, Türk ve uluslararası sanatçıların eserlerinden oluşan kalıcı bir koleksiyonun yanı sıra sürekli değişen sergilere ev sahipliği yapıyor. Yine İKSV tarafından düzenlenen Bienal’in de ana mekanlarından biri. 

Müzenin çok güzel bir kütüphane bölümü var, zengin bir kitap koleksiyonu bulunuyor. Herkese açık olan kütüphaneye ziyaretçi kartıyla ekstra ücret ödemeden girebiliyorsunuz.

Müze içerisinde müze mağazası, sinema salonu ve ayrıca çocuklar için etkinlik bölümü bulunuyor. 

Detaylı bilgi: İSTANBUL MODERN

İstanbul Modern giriş ücreti tam 35 TL, indirimli 20 TL (Öğretmen, öğrenci, emekli ve 65 yaş üstündekiler)

Perşembe günleri Türk ziyaretçilerin hepsine ücretsiz. 

Müze Kart ile yılda bir kez ücretsiz giriş yapabiliyorsunuz. 

İstanbul Modern nerede Yeni geçici bina – Tepebaşı, Beyoğlu

İstanbul Modern’e nasıl gidilir: Metrodan Beyoğlu / Tünel durağında indikten sonra Meşrutiyet Caddesi yönünde yürümelisiniz. İstiklal Caddesi tarafından gelirseniz Odakule’den Meşrutiyet Caddesine geçiş yapmalısınız. 

Sakıp Sabancı Müzesi

Boğazın en güzel yerinde harika manzarası, muhteşem bahçesiyle hem sanata doyacağınız hem de yeşillikler içinde ruhunuzu dinlendirilebileceğiniz bir müze burası. Yıl içerisinde yaptıkları geçici sergileri ve kalıcı koleksiyonu ile sanat severler için İstanbul’un ziyaret edilmesi gereken müzelerinin başında geliyor. 

Bir zamanlar Sabancı ailesinin konut olarak kullandığı zamanlarda bina Atlı Köşk olarak anılıyordu. Sebebi de bahçesindeki at heykeli. Bina 1925 yılında Mısır Hıdiv ailesi için yazlık olarak yapılmış daha sonra da 1951 yılında Hacı Ömer Sabancı tarafından satın alınarak konuta çevrilmiş. Aynı yıl, önüne yerleştirilen Luis Doumas’ın 1864 yapımı at heykeli, köşkün bu isimle anılmasına neden olmuş. Daha sonra Sakıp Sabancı ailesine ev sahipliği yapan bina, 1998 yılında ailenin koleksiyonu ve eşyaları ile Sabancı Üniversitesi’ne bağışlanmış.  

İstanbul müzeleri
Sakıp Sabancı Müzesi, sergilerden

Üniversite burayı bir müze alanına çevirerek 2005 yılında ziyaret açtı. O günden bu yana da ses getiren birçok sergiye ev sahipliği yaptı. Anish Kapoor, Monet, Ai Weiwei, Miro, Feyhaman Duran, Picasso, Avni Lifij, Marina Avromovic bu isimlerden bazıları. 

Türk resminin en önemli isimleri 

Sabancı Müzesi’nin koleksiyonunda ise Sakıp Sabancı’nın 1970’lerde biriktirmeye başladığı Türk resim sanatından önemli isimler yer alıyor. Koleksiyonda yer alan isimler arasında Konstantin Kapıdağlı, Şeker Ahmed Paşa, Süleyman Seyyid, Fikret Mualla, Feyhaman Duran, İbrahim Çallı, Osman Hamdi Bey’in yanı sıra Fausto Zonaro, Ivan Ayvazovski gibi isimler de var. Ayrıca hat koleksiyonu, mobilya ve dekoratif eserler koleksiyonu, Abidin Dino Arşivi koleksiyonun önemli parçalarını oluşturuyor.

Müze farklı etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Yaz aylarında bahçede düzenlenen konserler yanında konferans, eğitim programları bulunuyor. Küçük ama güzel bir müze mağazası, güzel bir kafesi var. 

İstanbul müzeleri
Sakıp Sabancı Müzesi

Sakıp Sabancı giriş ücreti tam 50 TL, indirimli 35 TL, öğrenci 25 TL

İndirimli girişten 60 yaş üzeri, SSM Dostu Kartı sahiplerine eşlik eden bir misafir, Müze Kart Plus sahipleri yapabiliyor.

Detaylı bilgi: SAKIP SABANCI MÜZESİ

Sakıp Sabancı Müzesi nerede: Emirgan

Sakıp Sabancı Müzesi’ne nasıl gidilir: En kolayı otobüs ile gelmek. Emirgan durağında indiğinizde iki dakikalık yürüyüşle hemen karşısına geleceksiniz. Anadolu yakasından Boğaz Hattı ve Çengelköy – İstinye Hattı ile de ulaşmanız mümkün. 

Dolmabahçe Sarayı

Boğazın en zarif binalarından olan Dolmabahçe Sarayı’nın içine girmeseniz de önünden arkasından mutlaka geçmişsinizdir. Hem Osmanlı’nın son dönemine hem de sevgili Atatürk’ün son günlerine şahitlik yapan yapının mimari güzelliğinin ötesinde böyle özel de bir anlamı var. 

Beşiktaş sahilinde yer alan saray 13 yılda inşa edilerek 1856 yılında kullanılmaya başlanmış. Bulunduğu yer aslında bir zamanlar Osmanlı gemilerinin demirlediği koca bir koymuş. Zamanla bataklık haline gelen koy 17. yüzyılda doldurulmaya başlanarak padişahların dinlenme ve eğlence için vakit geçirecekleri bir bahçeye dönüştürülmüş. Zamanla da kasırlar köşkler ilave edilerek Beşiktaş Sahil Sarayı adını almış. İlk adı “dolmabağçe” adı işte buradan geliyor.

İstanbul müzeleri
Dolmabahçe Sarayı

Padişahlar, 18. yüzyılda yavaş yavaş gözden düşen Topkapı Sarayı yerine Beylerbeyi, Çırağan, Beşiktaş gibi sarayları kullanmaya başlarlar. Sultan Abdülmecit 19. yüzyılda Osmanlı’nın modernleşme etkileriyle klasik bir saray yerine devlet işlerini takip edebileceği hem de ikamet edebileceği Avrupai bir saray yapılması emrini verir. Mimar Garabet Amira Balyan ve oğlu Nigoğos Balyan tarafından inşa edilen sarayda dönemin Avrupa mimari üsluplarının bir karışımı uygulanmış.

14 ton varak altın

600 metre boyunca uzanana sarayın yapımında kullanılan 5 milyon altın, zaten zor durumda olan Osmanlı hazinesinde ciddi bir hasar yaratır açıkçası. Ama hiçbir ihtişamdan geri kalınmaz. Saray, Fransa’dan getirilen çeşitli mobilyalar ve İngiltere’den ithal edilen avizeler ile donatılır. Duvarlar ise İtalyan bezeme ustaları tarafından süslenir, 14 ton altın varak kullanılır.

Cumhuriyetin ilanıyla bir süre boş kalan saray, daha sonra törenler, misafir ağırlamalarında kullanılmaya başlanır. Atatürk de burayı İstanbul ziyaretlerinde ikametgah olarak kullanır. Ölümünden önce son günlerini de Dolmabahçe’de geçirir. Vefat ettiği odayı ve Türk bayrağına sarılı yatağını sarayı gezerken görebiliyorsunuz. 

Atatürk’ün ölümünden sonra bir süre daha kullanılır ancak 1979 yılından sonra müzeleştirilerek ziyarete açılır. Sarayı gezerken mümkünse belirli saatlerde düzenlenen rehberli turlarla gezmeye çalışın. Bu sayede hem saray hem de içeride yer alan eşyalarla ilgili detaylı bilgi alma şansınız oluyor. Tur, altın varaklı sütunlar, muhteşem bezemeli odalardan geçerek muhteşem tören salonuyla bitiyor. 

İstanbul'da görülmesi gereken 10 müze
Dolmabahçe Sarayı

Saray ana yapısı üç bölüme ayrılıyor. Devlet işlerinin yürütüldüğü Mabeyn, padişah ve ailesinin yaşamına ait olan harem ve bu iki bölüm arasındaki devlet törenleri için ayrılan Muayede Salonu… Ayrıca Saat Kulesi ve Dolmabahçe Cami’si de saray kompleksine dahil. 

İlginç birkaç bilgi: Eskiden Dolmabahçe Sarayı şu an ki halinden daha büyükçe bir alanı kaplıyormuş. Stadyumun olduğu yerdeki tiyatro binası maalesef bir yangınla yok olmuş.

Dolmabahçe’nin saray görevlileri şu an Akaratler’deki sıra evlerde otururlarmış. İstanbul’da elektriğin ve merkezi ısıtma sisteminin ilk uygulandığı yer de Dolmabahçe sarayı imiş.

Detaylı bilgi: DOLMABAHÇE SARAYI

Dolmabahçe Sarayı Pazartesi hariç her gün açık.

Dolmabahçe Sarayı giriş ücreti Selamlık tam 90 TL, indirimli 45 TL – Harem tam 60 TL, indirimli 30 TL

Müze Kart sadece Harem bölümü için geçerli. 

Dolmabahçe Sarayı nerede: Beşiktaş – Kabataş arası

Dolmabahçe Sarayı’na nasıl gidilir: Öncelikle Beşiktaş’a gelirseniz işiniz oldukça kolay. Çınar ağaçlarıyla süslü yolu yürüyerek 15 dakikada saraya ulaşabilirsiniz. Anadolu yakasından geliyorsanız Kabataş iskelesinden yürüyerek 5 dakikada, Karaköy veya Eminönü’nden tramvay ya da otobüs ile 10 dakikada Kabataş’a ulaşacaksınız. 

Yerebatan Sarayı

İstanbul’un en ilginç yerlerinden ve müzelerinden birisi burası. Yer altındaki bu sütun denizi arasında yürürken kendinizi ya bir masalda ya da bir bilim kurgu filminin içerisinde hissedeceğinizden eminim. 

Gizemli ve etkileyici bir ortam yaratmak için ışıklarla donatılmış mekânı ahşap bir platform üzerinde yürüyerek geziyorsunuz. 140 metreye 70 metre boyutlarında, 9800 metre karelik bir alanı kaplayan dev bir yapı. Merdivenlerle inilen mekânda 12 sütun dizisi bulunuyor. 

Sarnıç, MS 542 yılında I. Justinyen tarafından “Büyük Saray”ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılmış. İnşasında 7000 kölenin çalıştığı söylenen sarnıca sular, farklı yerlere yerleştirilen kemerler vasıtasıyla Belgrat ormanlarından getiriliyormuş. Bozdoğan, Mağlova kemerleri bunlardan ikisi. 

Durgun su yerine akan suyu tercih eden Osmanlı, bu suyu Topkapı Sarayı’nın bahçelerini sulamak için kullanmış, bir sonra da kullanmayı bırakmış. Âtıl duruma geçen sarnıç, 1500’lü yıllarda bir Hollandalı gezgin tarafından yeniden keşfedilmiş. Cumhuriyet döneminde ise temizlenen sarnıca platform eklendikten sonra 1987 yılında ziyarete açılmış. 

Medusa Başlı sütunlar

Sarnıçtaki sütunlar loş ortamının etkisi ve ışıklandırma ile o kadar etkileyici görünüyor ki. Bu sütunlardan sarnıçta 336 tane var. Sütunlar farklı yerlerden getirildiği için hepsi birbirine benzemiyor ama bunlardan iki tanesi var ki en ünlüleri onlar. Medusa Başlı Sütunlar sarnıcın dip tarafında yer alıyor. Ters yüz duran sütunların nereden geldiği kesin olarak bilinmiyor. 

Sütun hem Medusa saçlarına sahip hem de ters durunca efsanelere de konu olmuş. Mitolojideki Medusa hikayesi ise çok kısaca şöyle. Efsaneye göre, çok güzel bir kadın olan ölümlü Medusa kardeşleriyle beraber Athena Tapınağı’nda yaşamaktadır. Athena’yla evli olan Poseidon ise Medusa’ya gizli bir aşk duymaktadır.  Bir gün Poseidon, Medusa’ya zorla sahip olur. Athena kıskaçlığından ceza olarak Medusa ve kardeşlerini yüzlerine bakılmayacak kadar çirkinleştirir ve saçlarını yılana çevirir. O kadar çirkindir ki Medusa’ya bakabilen herkes taşa dönüyormuş. Bu ceza ile yetinmeyen Athena üstüne kardeşi Perseus’u Medusa’yı öldürmek için peşinden yollar. Dolaplar çeviren Perseus, Medusa’nın başını keserek Athena’ya sunar. Başı kesildiğinde hamile olan Medusa’nın gövdesinden kanatlı at Pegasus ile dev Khrysaor doğmuşlar.

Diğer görülecek yerlerden biri de Ağlayan Sütun (Gözyaşı Sütunu). Bir tavus kuşu kuyruğunu andıran sütuna ıslak görünümü nedeniyle bu isim verilmiş. Tabii, buna dair efsaneler de var. Bu gözyaşlarının bu sarnıcın yapımında çalışan kölelerin çektikleri acıları temsil ettiği söyleniyor. Yeri, sarnıcın orta taraflarında. Ortasındaki deliğe parmağını sokanların dileklerinin gerçekleşeceğine dair bir inanış var. 

Detaylı bilgi: YEREBATAN SARAYI

Müze her gün açık. Resmi tatil günleri ve dini bayramların birinci günü kapalı.

(Koronovirüs dolayısıyla şu an kapalı olduğundan gitmeden önce mutlaka bilgiyi kontrol edin)

Yerebatan Sarayı’na giriş ücreti tam 15 TL, indirimli (öğrenci – öğretmen) 5 TL

Müze Kart geçerli değil.

Yerebatan Sarayı nerede: Sultanahmet Meydanı

Yerebatan Sarayı’na nasıl gidilir: En kolayı Kabataş – Bağcılar tramvayı ile gelmek. Sultanahmet durağından indikten sonra Ayasofya’ya doğru yürüdüğünüzde yolun sol tarafında girişini göreceksiniz. 

Türk ve İslam Eserleri Müzesi 

Sultanahmet’in göbeğinde Türk ve İslam dünyasına ait birçok ender eseri bir arada görebileceğiniz ödüllü müzelerden biri burası. Özellikle müze gezmek için geldiyseniz Sultanahmet bu açıdan tam bir cennet. 

İlk yeri Süleymaniye Külliyesi’ndeki bir imarethane olan müze, 1914 yılında ziyarete açılmış. Uzun süre burada hizmet verdikten sonra şu anki yerine Sultanahmet Meydanı’ndaki İbrahim Paşa Sarayı’na taşınmış. 

İstanbul müzeleri
Türk ve İslam Eserleri Müzesi

İbrahim Paşa Sarayı, sultan sarayları dışında günümüze gelen tek özel saray. Kanuni Sultan Süleyman’ın tamir ettirerek damadı İbrahim Paşa’ya hediye ettiği bina, yıllar sonra büyük bir restorasyondan geçerek 1983 yılında müzeye dönüştürülmüş. Müze 1984 ve 1985 yıllarında Avrupa Konseyi’nden iki özel ödül almış. 

Dünyanın en iyi halı koleksiyonu

Müze içerisinde Abbasi, Memluk, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma nadir bulunan örnekleri görebiliyorsunuz. İslam sanatının en erken döneminden 20’nci yüzyıla uzanan zaman diliminde Emevi, Abbasi, Kuzey Afrika, Endülüs, Fatımi, Selçuklu, Eyyubi, İlhanlı, Memluk, Timurlu, Safavi devletleriyle çeşitli Kafkas ülkeleri, beylikler ve Osmanlı döneminden kalma eserler zengin bir koleksiyon oluşturuyor. Bu koleksiyonların bazılarının bile kendi başlarına müze oluşturabilecek niteliğe sahip olduğu belirtiliyor.

Dünyanın en iyi halı koleksiyonlarından biri burada. Özellikle Selçuklu halıları şaheser olarak değerlendiriliyor. Camekanlar içerisinde sergilenen halılara bayılacaksınız. 

Koleksiyon içerisinde ayrıca el yazmaları, toprak, metal ve seramik objeler de yer alıyor. Özellikle el yazmaları koleksiyonunda 18 binin üzerinde parça bulunuyor. Ayrıca, etnografya bölümünde son birkaç yüzyıla ait Türk günlük yaşamının izlerini sürebiliyorsunuz. 

İstanbul'da görülmesi gereken 10 müze
Türk ve İslam Eserleri Müzesi

Detaylı bilgi: TÜRK VE İSLAM ESERLERİ MÜZESİ

Müze her gün açık. Yaz ve kış açık olduğu saatler değişiyor. 

Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne giriş ücreti 50 TL 

Müze Kart geçerli

Türk ve İslam Eserleri Müzesi nerede: Sultanahmet Meydanı

Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne nasıl gidilir: En kolay ulaşım Kabataş – Bağcılar tramvay hattı ile gelmek. Sultanahmet durağında indikten sonra Alman Çeşmesi ve dikilitaşların olduğu tarafa doğru ilerlediğinizde Sultanahmet Cami’nin hemen karşısında bina girişini göreceksiniz.

Arter

2010 yılında ilk kez Beyoğlu’nda açılan Arter 2018 yılına kadar burada hayatını sürdürdü. Beyoğlu’na çok yakışan göz alıcı sergileriyle İstiklal Caddesi’ne güzellik katan yerlerden biriydi. Caddeye bakan camın arkasında ilginizi çekecek bir şeyler mutlaka oluyordu.

Vehbi Koç Vakfı’nın destekleriyle kurulan müze, 2019 eylül ayından itibaren çok daha havalı Dolapdere’deki yeni binasına taşındı. Grimshaw Mimarlık tarafından tasarlanan bu yeni binada yine sanatın birçok alanında performans ve etkinliklere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. 

Koleksiyonunda 400’den fazla sanatçının 1400’den fazla çağdaş sanat eseri bulunuyor. Bunlar 1960’lardan itibaren üretilen heykel, baskı, resim, film, fotoğraf, video gibi farklı disiplinlerden eserleri kapsıyor. Bina içerisinde performans salonları, öğrenme ve etkinlik alanları, kütüphane, kitapevi ve bir de bistrosu var. 

Bu arada eski bina da yine Vehbi Koş Vakfı’na bağlı bir sergi mekânı olarak Meşher adıyla hizmet vermeye devam ediyor. 

Detaylı bilgi: ARTER

Şu an salı – cuma günleri 11.00 – 17.00 saatleri arası açık. 

1 Ocak’ta, dini bayramların ilk günlerinde ve pandemi dönemine mahsus olarak resmî tatillerde kapalı.

Arter’e giriş ücreti tam 25 TL, 65 yaş üzeri ve öğretmenler 15 TL, 24 yaş altı ve engelli ziyaretçiler için ücretsiz

Perşembe günleri sergi girişleri herkes için ücretsiz

Arter binasının kütüphane, kitabevi, Bistro by Divan alanlarına, kamuya açık etkinliklere ve Galeri 0’daki sergiye giriş için bilet gerekmiyor.

Arter nerede: Dolapdere

Arter’e nasıl gidilir: Öncelikle Taksim’e gelirseniz gitmeniz daha kolay olacaktır. Taksim’den ve Tepebaşı’ndan Arter’e her saat başı ücretsiz servis bulunuyor. 

Toplu taşımayı ile geliyorsanız metrodan Taksim durağının Gezi çıkışından ya da Osmanbey durağının Pangaltı çıkışından çıkarsanız 10 – 15 dakikalık bir yürüyüşle müzeye ulaşabilirsiniz. 

İstanbul Rahmi M. Koç Müzesi

Alanından ilklerden biri olan Rahmi Koç Müzesi, gerçek bir koleksiyonerin neler yaratabileceğinin en güzel örneklerinden biri. Müzede birçok farklı sektöre ait parçaları bir arada görebiliyorsunuz. Arabaları seviyorsanız, bir uçağın içi nasıl oluyormuş diye merak ediyorsanız, denizaltında nefes kesen dakikalar yaşamak istiyorsanız ya da Londra’nın kırmızı otobüsleriyle selfie çektirmek istiyorsanız burası tam size göre. 

1994 yılında Hasköy’de kurulan müzede Rahmi Koç’un uzun yıllar boyunca özenle biriktirdiği parçalar sergileniyor. Sanayi, ulaşım, endüstri ve iletişim sektörlerinden toplanan bu parçalar adeta sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıyor.  

İstanbul müzeleri
İstanbul Rahmi Koç Müzesi

İlk açıldığından bu yana büyüyen müze bugün 27 bin metre karelik bir alanı kaplıyor. Üç bölümde oluşan müzede başta dediğim gibi yok yok. Lengerhane, Tersane ve dış mekan sergi alanlarında birbirinden özel otomobiller, deniz altı, bir şehir hatları vapuru, lokomotifler, oyuncaklar, matbaa makineleri, zeytinyağı fabrikası gibi irili ufaklı bir sürü şeyi bir arada görebiliyorsunuz. 

Detaylı bilgi: İSTANBUL RAHMİ KOÇ MÜZESİ

Şu an için açık olduğu günler Pazartesi – Cuma arası. 

Dini Bayramların arife ve birinci günü ile her yıl 31 Aralık ve 1 Ocak günleri müze kapalı.

Rahmi Koç Müzesi’ne giriş ücreti tam 28 TL, Öğrenci 12 TL

Denizaltı giriş ücreti tam 14 TL, öğrenci 10 TL

Rahmi Koç Müzesi nerede: Hasköy

Rahmi Koç Müzesi’ne nasıl gidilir: Denizyoluyla gelecekseniz Haliç Hattı’nın Hasköy durağından inmeniz gerekiyor. Üsküdar’dan kalkan vapur Karaköy’e uğrayarak Eyüp’e kadar gidiyor.

Metrobüs ile gidecekseniz Halıcıoğlu durağında inip viyadüğün altına geçmeniz gerekiyor. 

İETT otobüsleri ile gelecekseniz 36T Taksim – Cebeci, 38T Taksim – Küçükköy, 47 Eminönü – Yeşilpınar, 47Ç Eminönü – Güzeltepe, 47E Eminönü – Binevler, 54H Şişli – Hasköy, 54HT Taksim – Hasköy hatlarını kullanabilirsiniz.

Minibüs derseniz de Şişhane – Alibeyköy hattını deneyebilirsiniz. 

Hatırlatma!

Covid döneminde müzelerin ziyaret gün ve saatlerinde bazı değişiklikler yapıldığını unutmayın. O yüzden gitmeden önce son durumlarını mutlaka web sitelerinden ya da telefonla arayarak kontrol edin. 

İlave öneriler

Her türlü müze seven biri olarak bu onlu seçimi yapmak çok zor oldu gerçekten. O yüzden diğer beğendiğim İstanbul müzelerini en azından ismen listenin devamına eklemek istedim. 

Aya İrini Müzesi

Sadberk Hanım Müzesi

Deniz Müzesi

Galata Mevlevihanesi Müzesi

Resim Müzesi

Kariye Cami (Eskiden müzeydi)

Pera Müzesi 

Miniatürk

Masumiyet Müzesi

İstanbul Oyuncak Müzesi

DÜNYANIN EN ÇOK ZİYARET EDİLEN MÜZELERİ‘ni merak ediyorsanız bu yazıma göz atabilirsiniz.

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Anadolu’yu gezdikçe görüyorsunuz ki, tarihi, doğası ve kültürüyle öyle gizli kalmış yerler var ki. Kendine has mutfak kültürü, müziği, halk oyunları, giyim-kuşamı ve 4000 yıllık geçmişiyle Elâzığ, işte bu gizli cevherlerden biri… Medeniyetlerin merkezi olmuş Elazığ’ı sizlere anlatmak için güzel bir rehber hazırladım. Bu rehberde Elazığ’da gezilecek yerler başta olmak üzere gezerken işinize yarayacak birçok detaylı bilgiyi bulacaksınız.

2021’in mayıs ayında 15 günlük bir Doğu Anadolu gezisi gerçekleştirdim. Bu gezide amacım yıllardır hayallini kurduğum birkaç noktayı görmekti. Adıyaman’dan başlayan rotam, Malatya, Elâzığ, Bingöl, Muş, Tunceli, Bitlis’ten geçerek Van’da noktalandı. Nemrut Dağı bu hayallerimden biriydi ama en güzel sürprizi inanılmaz doğasıyla Tunceli yaptı. Van ve Adıyaman hariç diğer şehirleri ilk defa gördüm. Böylece Türkiye’de bulunduğum şehirlerin sayısını 67’ye çıkarma şansı bulabildiğim için de çok mutluyum. 

Elazığ gezilecek yerler
Harput’tan Elazığ manzarası

Binlerce yıllık tarihe sahip bu Doğu Anadolu şehirlerini beğeneceğimden hiç şüphem yoktu ama beni en çok şaşırtan şehirlerin doğası oldu. Gördüm ki, benim gibi doğa düşkünü biri için çok fazla şeyler kaçırmışım. Aklımın ve kalbimin bir köşesine yazdığım bu harika şehirler için gezi rehberleri de sırasıyla gelecek. Ancak şimdi 4 gün geçirdiğim Elazığ’ı anlatarak başlayacağım.

Bolluk bereket şehri El’azık

Binlerce yıl boyunca birçok ulus tarafından fethedilen Elazığ, Anadolu’ya bir geçiş noktası ve hudut kasabası oluşu sebebiyle tarih boyunca önemini korumuş. Urartular, Hititler, Romalılar, Bizans, Selçuklu, Osmanlı bu topraklarda yerleşen medeniyetlerden bazıları. Fırat’ın kolları Murat ve Karasu ile çevrili olunca şehir bugün su kaynakları ile bambaşka bir şekle bürünmüş. 

Tarihi Harput Kalesi’nin bulunduğu tepenin eteğinde kurulan Elazığ, yeni bir yerleşim yeri olmasına rağmen çok eski bir tarihe sahip. Harput’un mirasını devir alan şehri anlamak için biraz da Harput’u tanımak gerekiyor aslında. Yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin egemenliğinde kalan Harput, o kültürlere yoğrulmuş.

Harput zamanla etkisini yitirmeye başlar, buna bir de kış aylarındaki ulaşım zorluğu eklenince kalenin eteklerinde yeni şehir tekrar kurulur. Atatürk’ün 1937’deki ziyaretinden sonra “tahıl ambarı, bolluk ve bereket” anlamına gelen El’azık adını almış ve zaman içerisinde bu isim Elazığ’a dönüşmüş. 

Keban’ın inşasıyla değişmiş

Keban Barajı’nın yapılmasıyla pek çok verimli alan toprak altında kalmış. Tarımın azalan etkisiyle Elazığ’da artık sanayi, ticaret ve hayvancılık daha ön planda. Türkiye’nin en büyük ikinci hidroelektrik santrali olan Keban adeta şehri bir yarımadaya çevirmiş. Zengin krom ve bakır yatakları sayesinde madencilik şehrin önemli geçim kaynaklarından biri. “Elazığ vişnesi” olarak anılan mermeri ise Kâbe ve Beyaz Saray’da kullanılmış.

Gakkoşlar şehri 

Peki, “gakkoş” nedir hiç duydunuz mu? Elazığ’a ait bu tabir burada en çok kullanılan kelimelerden biri. “Kardeş, ağabey” anlamına gelen kelime aslında “garındaş” kelimesinden geliyormuş. Zamanla kullanış şekli değişerek “gakkoş” ya da “gakko” halini almış. Hani Erzurumluların birbirine “dadaş” demesi gibi. 

Elazığ’da gakkoşların bir de ünlü şapkası var. Sekiz köşeli şapka yörenin el emeği ürünlerinden… Her köşesinin farklı değeri (Yiğitlik, Mertlik, Cömertlik, Misafirperverlik, Alçakgönüllülük, Çalışkanlık, Dürüstlük, Vatanperverlik) temsil ettiği şapka, bugün artık maalesef birkaç usta tarafından üretiliyormuş.

Kürsübaşı geleneğiyle UNESCO listesinde

Meşhur Çayda Çıra halk oyunu da bu yöreye ait. UNESCO Somut Olmayan Dünya Kültür Mirası Temsil Listesi’ne giren Kürsübaşı geleneği, eski Harput evlerinde kış mevsiminde kullanılan adeta soba görevi yapan özel olarak düzenlenmiş kürsü etrafında ısınmak, sohbet etmek, eğlenmek amacıyla bir araya gelinmesine deniyor. Hala yaşatılmaya çalışılan bu geleneği halen Harput ya da Elazığ’daki birkaç mekânda görme şansı bulabiliyorsunuz. 

Elazığ’dan bahsederken konuşmadan geçemeyeceğim bir konu da yemek kültürü. Onu aşağıdaki maddede daha detaylıca anlatacağım ama Elazığ’ın ünlü üzüm bağlarına burada değinmeden geçemeyeceğim. Elazığ’a has üzümler sofralık ve şaraplık olarak kullanılıyor. Onlardan elde edilen şaraplar sadece Türkiye’de değil dünyada ün yapmış durumda.  Öküzgözü ve Boğazkere bunlardan ikisi. Ayrıca, bu üzümler orcik yapımında da kullanılıyor.

ELAZIĞ’DA GEZİLECEK YERLER

HARPUT

Elazığ’ı gezecekseniz bence önce Harput’a gitmelisiniz. Buram buram tarih kokan sokaklar sanki bir açık hava müzesi. Camileri, kümbetleri ile o tarihi atmosferi sizleri çok şaşırtacak. Zaten bu özel dokusu yüzünden UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne de dahil edilmiş. 

Harput Kalesi

Tarihi MÖ 900’lü yıllara dayanan Harput Kalesi’nin kökenleri Urartular’a kadar uzanıyor. Yüzyıllar boyunca Persler, Partlar, Romalılar, Bizanslılar, Abbasiler, Artukoğulları, Selçuklular, Akkoyunlular ve Osmanlılar arasında el değiştiren kalenin içerisinde tarihi katmanları ortaya çıkarmak için halen kazılar devam ediyor. 

Elazığ gezilecek yerler
Harput Kalesi

Sarp bir kaya bloğunun üzerine oturtulmuş kale oldukça görkemli. Kuşatılması da oldukça zormuş o dönemde.Kale o zamanlar içerisinde hastane, tahıl ambarı, darphane, su sarnıcı, cephanelik, cami ve çok sayıda sivil yapının bulunduğu büyük bir mahalleymiş. Kalenin diğer bir ismi de Süt Kalesi. Kaleye bu ismin verilmesi ile ilgili rivayetse şu: O dönemde yaşanan su kıtlığı yüzünden kalenin harcına süt kullanıldığından bir dönem adı ‘süt kalesi’ olarak kalmış.

Kaleyi hafif bir tırmanış ile gezebiliyorsunuz. Gezi patikalarını takip ederek 3 cepheye bakan seyir platformlarına ulaşılıyor. 

Kaleye giriş ücretsiz.

Harput Ulu Cami

Elazığ gezilecek yerler
Ulu Cami’nin içinden

Dönemin en önemli eserlerinden biri olan Ulu Cami’nin yapılış tarihi kesin olarak bilinmese de vergi kitabesinden 1156 – 1157 tarihlerinde Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığı biliniyor. Cami, Anadolu’daki ilk Türk camisi olarak kabul ediliyor. 

Şu an Kurşunlu Cami’nde bulunan minberi Türk ahşap sanatının şaheserlerinden biri. Dikdörtgen planlı caminin kısa minaresi de eğimi ile ünlü. Bazıları bilerek böyle yapıldığı bazıları da depremlerden bu hale geldiği söylüyor. 

Bahçesini gezerken caminin hemen önünde bir incir ağacı göreceksiniz. Şeklinde dolayı halk arasında “secde eden ağaç” olarak anılan ağacı görmeden geçmeyin.

Meryem Ana Kilisesi

Elazığ gezilecek yerler
Harput Kalesi’nin yamacındaki Meryem Ana Kilisesi

Kalenin batı duvarına bitişik olan kilise kayalıkların içine inşa edilmiş. Bu bina da Anadolu’nun en eski ibadet yerlerinden biri sayılıyor. MS 179 yılında kaledeki putların yakılması için yapılan binanın sonradan kiliseye çevrildiği düşünülüyor. 

Kilise aynı zamanda Kızıl Kilise, Süryani Kilisesi ve Yakubi Kilisesi adlarıyla da anılıyor. 

Sarahatun Cami

Akkoyunlu hükümdarı Hasan Bahadır Han’ın annesi Sarahatun tarafından yaptırılmış. 1465 yılında inşa edilen cami, daha sonra birkaç kez onarım geçirerek bugünkü halini almış. Kare planlı caminin taş işçiliği de oldukça etkileyici. Halen kullanılan bir cami. 

Üç Lüleli Çeşme

Harput’un hemen girişinde göreceğiniz çeşme kesme taştan yapılmış. Ağa Cami’nin de hemen yakınında. Kitabesine göre 1324 yılında yapıldığı biliniyor. 

Elazığ gezilecek yerler
Üç Lüleli Çeşme

Arap Baba Mescidi ve Türbesi

Elâzığ gördüğüm kadarıyla bol türbesi olan yerlerden biri. Yaşadığı dönemde ve sonrasında büyük önem atfedilen bu isimlere ait türbelere/kümbetlere Harput’u gezerken birkaç yerde rastlayabiliyorsunuz. Bunlardan biri de Arap Baba Türbesi. Kayalıklar üzerine inşa edilen türbenin yanında küçük bir mescidi bulunuyor. Kitabesinde türbenin 1279 yılında yaptırıldığı yazıyor ancak Arap Baba hakkında çok fazla şey bilinmiyor.

Selçuklu devrinde yapılan türbede naaş kısmı alt katta. Küçük bir kapı ile içeri girilebiliyor. Mumyalanmadığı halde bozulmadan günümüze kalan naaş, eskiden cam bölmede görülebilirken artık örtü ile kapatılmış. Bazı hastalıkların burada şifa bulunduğuna inanılıyor. 

Şefik Gül Kültür Evi

Harput’ta en sevdiğim yerlerden biri oldu bu örnek ev. Harput’un geleneksel ev mimarisini en iyi anlatan yerlerden biri olmuş. 175 yıllık konakta odaların her biri özenle döşenmiş. Eski günlerde yaşamın nasıl olduğunu size çok güzel aktarmayı başarıyor. 

Avlusu ve bahçesi de çok güzel. Harput’a gelirseniz mutlaka uğrayın diyeceğim bir yer. 

Elazığ gezilecek yerler
Şefik Gül Kültür Evi

Kurşunlu Cami

Osmanlı dönemine ait camilerinden olan yapı 1738 – 1739 yıllarında Çarsancak Beyi Osman Ağa tarafından inşa edilmiş. Kubbelerin kurşunla kaplı olması nedeniyle kurşunlu ismini almış. Ulu Cami’den getirilen ahşap minber ise dönemin ustalarının elinden çıkmış en güzel örneklerinden biri olarak gösteriliyor. 

Bahçesindeki 300 – 400 yaşında olduğu tahmin edilen çınarı da mutlaka görün. Bir zamanlar Evliya Çelebi Harput’a geldiğinde ağacın gölgesinde oturup notlarını burada aldığı söyleniyor. 

El Emeği Göz Nuru Çarşısı 

Meydanda binasıyla dikkat çeken çarşı, bölgede yaşayan kadınların el emekleri ürünlerini satmak için bir araya geldikleri kapalı bir mekân. Takıdan dantele birçok şey bulabiliyorsunuz. Ben gittiğimde maalesef pandemi yüzünden çarşısı kapalı olduğundan detaylı gezemedim. 

Cimşit Bey Hamamı 

Osmanlı dönemi yapısı olan hamam, hemen Sarahatun Cami’nin yanında. Ancak geçirdiği restorasyondan sonra hamam olarak değil restoran olarak hizmet veriyor. Ensar Lokantası tarafından kullanılan mekânın et yemekleri oldukça meşhur. 

ELAZIĞ – MERKEZ

Elazığ gezilecek yerler
Elazığ merkezdeki caddelerden.

Kapalıçarşı

Özellikle yeme-içme alışverişini sevenlerdenseniz Kapalıçarşı tam size göre. Peynirden, ekmeğe, sebzeden tel kadayıfa kadar yöresel lezzetleri bulabileceğiniz birçok dükkân var. Bir yerin yemek kültürünü öğrenmek istiyorsanız bu tür çarşılar en iyi başlangıç noktası. Ayrıca balıkçılar ve kasaplar olmak üzere iki ayrı bölümü daha bulunuyor. 1928’den beri açık olan çarşının konumu oldukça merkezi, Hükümet Konağı’nın hemen arkasında. 

Elazığ gezilecek yerler
Kapalıçarşı’da bir sokak.

Güney girişinin etrafına sıralanan Bakırcılar Çarşısı da buradayken görülmesi gereken yerlerden. 

Eski Hükümet Konağı

Osmanlı’nın son dönemlerinde inşa edilen hükümet konağı Enis Paşa tarafından 1896 yılında yaptırılmış. Bodrum katıyla beraber üç katlı olan bina 1984 yılına kadar hükümet konağı görevini üstlenmiş. Daha sonra karakol, polis noktası, sergi salonu olarak kullanıldıktan sonra artık valilik binası olarak hizmet veriyor.

Elâzığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi 

Keban ve Karakaya barajlarının yapımı sırasında bulunan birçok eserin sergilendiği müzenin yeni binası 1982 yılında hizmete açılmış. Müze, arkeolojik eserler ve sikkeler, kilim – halı ve etnografya bölümleri olmak üzere üç bölümde gezilebiliyor.   

Elâzığ Öğretmen Evi

Atatürk’ün 1937 yılında ziyareti sırasında konakladığı bina, yıllar sonra bir kent müzesine dönüştürülmüş. İçeride bu ziyaret sırasında kullandığı eşyaları görebiliyorsunuz. Halka açık binaya giriş ücretsiz. 

Elazığ gezilecek yerler
Elazığ Öğretmenevi

İzzetpaşa Cami

Şehrin en işlek caddesinde yer alan İzzet Paşa Cami benim de her sabah kahvaltı manzaramı oluşturuyordu. 1866 yılında o zamanın valisi Hacı Ahmet İzzet Paşa tarafından yaptırılan cami daha sonra çökmek üzereyken 1967 yılında yıktırılarak yerine yenisi yaptırılmış. 1972 yılında ibadete açılan caminin iç bezemeleri bir harika. Osmanlı tarzında 2 minareli olarak yaptırılan caminin kubbe genişliği 20 metre. Türkiye’nin ilk asansörlü minaresine sahipmiş. 

Giriş katında dükkanlar, üst katında ise şadırvanı ve giriş kapıları yer alıyor. 

Kültür Park

Elâzığ merkezin en göz alıcı yeri bence burası. 2015 yılında tamamlanan park Doğu Anadolu’nun en güzel parklarından biri olmuş. Göletleri, eğlence alanları, kafe ve restoranlarıyla ve dikkat çeken çevre düzenlemesiyle gerçekten vakit geçirmek için çok hoş bir yer olmuş. Yürüyüş ve koşu yolları, sosyal tesisleri ile hem büyükler hem de çocuklar için yemyeşil koca bir park. 

Elazığ gezilecek yerler
Kültürpark

ELAZIĞ ÇEVRESİ

Hazar Gölü (Gölcük)

Hazar Gölü sayesinde Elâzığ, “Doğunun Bodrumu” ismini almış. Merkezden 26 km uzaklıkta olan gölün uzunluğu 22 kilometre. Bölgenin en önemli tatil merkezi olan göl ve çevresi son dönemde yapılan yazlıklar sayesinde oldukça hareketli oluyormuş. Plajlarında hem su sporları hem de balıkçılık yapılıyor. Gölün çevresinde pek çok eğitim merkezi, otel, motel ve piknik alanları var. 

Sular biraz çekildiğinde ortaya çıkan batık şehir de Hazar Gölü’nde görülecek yerler arasında. 

Sivrice tarafı maalesef 2020 yılında geçirdiği depremde sonra fazlaca zarar görmüş o yüzden ben gittiğimde her tarafta inşaatlar devam ediyordu. Umarım kısa süre içerisinde eski güzel günlerine kavuşurlar. 

Hazarbaba Dağı

Yaz aylarının hareketliliği kış aylarında kayak merkezine taşınıyor. Sivrice ilçesinde bulunan Hazar Baba Kayak Merkezi’nde pist, telesiyej ve yeme içme alanları mevcut. Konaklama için maalesef uygun tesis bulunmayan merkez, şu an için sadece günübirlik ziyaretçilere hizmet verebiliyor. 

Buzluk Mağarası 

Fiziki yapısı dolayısıyla yazları dondurucu, kışları sıcacık olan Buzluk Mağarası Elazığ’da ziyaret edebileceğiniz doğa harikası yerlerden. Derinliğinin 150 – 200 metre olduğu tahmin ediliyor. 

Mağara civarından harika Keban manzaraları da görebiliyorsunuz. 

Çırçır Şelalesi

Dünyanın en genç şelalelerinden biri diyebilirim. Keban Barajı’nın inşaatından sona Fırat Nehri’nin sularının basınçla yön değiştirmesiyle oluşmuş. Oldukça etkileyici bir görünümü olan şelale, etrafına kurulan alabalık tesisleri nedeniyle daha da popüler olmuş. Bu serin manzara karşısında tesislerde alabalık yeme şansına bulabiliyorsunuz. Ayrıca mesire alanı da mevcut. 

Keban Baraj Gölü 

Türkiye’nin en büyük yapay gölü desem doğru olur sanırım. Keban Barajı’nın sularının doldurduğu alan bölge halkının da serinlik ihtiyacını karşılıyor. 64 bin hektarlık alanda halkın yararlanacağı eğlence ve mesire yerleri bulunuyor. Üç noktada feribotla karşıya geçiş imkânı var. Bazı noktalardaki faaliyet gösteren balık lokantaları halkın en çok ziyaret ettiği yerlerden. 

Elazığ gezilecek yerler
Keban Barajı Gölü

Kara Leylek Kanyonu

Teknelerle ulaşılan kanyon dünyada sayıları sadece 10 – 15 bin çift kalan kara leyleklerin yuva yaptığı bir bölge. İsmini de onlardan alıyor. Gitmek için Baskil ilçesi Kumlutarla Köyü’ne ulaşmanız lazım. Buradan da teknelerle kanyona gidiliyor. Bu kanyon Saklıkapı Kanyonu ile son dönemde keşfedilen yerlerden.

Saklıkapı Kanyonu

Bu doğa harikası kanyon Elazığ’ın Baskil ilçesi, Akuşağı Köyü’nde. 4 kilometre uzanan kanyon boyunca kaya oluşumları ve kendine has bitki örtüsü görenleri kendine hayran bıraktıran cinsten. Kanyonun bir ucu da Fırat Nehri’ne açılıyormuş. Kanyon, ismi gibi gizli kalmış olduğundan köylüler tarafından tesadüfen keşfedilmiş.

Golan Kaplıcaları

Peri Çayı’nın hemen yanında yer alan kaplıcaların romatizma, nevrit, kırık – çıkık, kadın hastalıkları ve cilt hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. Kaplıcaya Karkoşan ilçesi Yoğunağaç Köyü’nden ulaşabilirsiniz.

PALU VE ÇEVRESİ 

Ben gezim sırasında gitme fırsatı bulamadım ama mutlaka görülmesi önerilen Palu ve çevresine de kısaca yer vermek istedim. Merkeze 75 kilometre uzaklıktaki Palu zengin tarihiyle dikkat çeken yerlerden biri. 

Palu Kalesi, Tarihi Köprü, Taş Kitabe (Urartu Kralı Menaus’a aitmiş), Eski Hamam, Alacalı Mescid, Bizans Kilisesi, Cemşit Bey Cami ve Palu Konağı buralara geldiğinizde görebileceğiniz özel yerlerden birkaçı.

Palu’ya gelmişseniz Palu kavurmasının da mutlaka tadına bakın. Kavurmanın özelliği oğlak etinde olması ve 5 saat kadar süren pişirme işlemi. 

Elazığ’da bunları yapmadan dönmeyin!

  • Kürsübaşı toplantılarına katılın. 
  • Çırçır Şelalesi’nde alabalık yiyip, Çedene kahvesinden için.
  • Keban Barajı kıyılarını ziyaret edin.
  • Harput Kalesi’ne çıkın.
  • Kayabaşı’ndan Elâzığ manzarasını izleyin. 
  • Peynirli ekmek yiyin.
  • Ağın leblebisinin tadına bakın.
  • 8 köşeli gakkoş şapkasından alın.

Bunları almadan dönmeyin!

Orcik, orcik şekeri, Dut unu, Çedene kahvesi, Ağın leblebisi, baharatlar, tulum peynirlerinin yanı sıra rengarenk iğne oyaları, bakır işlemeler, kilimler, yemeniler…

GEREKLİ BİLGİLER

Elazığ nerede?

Doğu Anadolu şehir olan Elazığ, Bingöl, Tunceli, Malatya ve Diyarbakır illerinin komşusu.

Elazığ’a ne zaman gidilir?

Doğu Anadolu’ya hakim karasal iklime sahip Elazığ, eskiden çok soğuk kışlar yaşarmış. Ancak barajların yapılmasından sonra iklim yumuşamış ve artık kışlar daha ılıman geçmekte. 

Eğer gezi amaçlı gidecekseniz en güzel zamanı bahar ayları. Mayıs sonunda bile ben, 30 derecenin üzerinde rakamları gördüm maalesef. O yüzden siz gezinizi nisan sonu – mayıs başı gibi planlayabilirseniz iyi olur. Doğanın canlandığı bu zaman genel olarak her yerde çok güzel geçiyor. Havalar eylül – ekim aylarında tekrar 20 – 23  derecelere düştüğünden bu zamanı da düşünebilirsiniz.

Bölgede kayak merkezi olduğundan kış sporları sevenler ocak – şubat aylarını tercih edebilir. 

Elazığ’da ne kadar kalınır?

Hızlı bir tur için iki tam gün yetebilir ama etrafı detaylıca gezecekseniz 3 – 4 gününüzü ayırmanızı tavsiye ederim. 

Elazığ’da nerede kalınır?

Şirin Otel Elazığ

Şehrin tam merkezindeki Şirin Otel’in konumu oldukça iyi. Benim de konakladığım otelin odaları hem geniş hem de konforluydu. Pandemi koşullarında kaldığım otel kurallara oldukça uyuyordu. 

Kahvaltı teras katta veriliyor ve güzel bir şehir manzarası var. Klasik kahvaltının yanı sıra yerel lezzetlere de yer veriyorlar. 

Elazığ Şirin Otel
Fotoğraf: Elazığ Şirin Otel

Ramada By Wyndham Elazığ

Elazığ merkezde yer alan otel, merkezde gezilecek yerlere ve çarşıya oldukça yakın. 4 yıldızlı olan Ramada, odalarıyla ve genel kullanım alanlarıyla oldukça konforlu. Fitness merkezi, vale servisi ve havalimanı transfer servisi bulunuyor. 

Park Dedeman Elâzığ

Atatürk Bulvarı üzerinde yer alan Dedeman, 72 odası, kapalı havuzu, toplantı odaları, spa merkezi, balo salonu ile çok yönlü hizmet alabileceğiniz otellerden biri. Odalar konforlu, temiz ve özenle döşenmiş. Zengin kahvaltı menüsünün yanı sıra ayrıca Amber Restaurant’ta farklı lezzetler bulabiliyorsunuz. 

Elazığ Park Dedeman
Fotoğraf: Elazığ Park Dedeman

Elazığ’da ne yenir? Elazığ’da nerede yenir?

Elâzığ mutfağının Gaziantep’ten sonra Türkiye’nin ikinci en zengin mutfağı olduğunu biliyor muydunuz? 150’ye yakın yemek çeşidi var mutfaklarında…  Tandır ekmeği, kurut, kelecoş, lobik çorbası, Harput köfte, pimpirim boranı, sırın, orcik bunların en bilinenleri. Ayrıca, orcik, pestil ve cevizin yendiği yatsılık sofraları da meşhurmuş buranın…

Kurut

Çökeleğin bol tuzla yoğrulup orta boy yassı topaklar halinde güneşte kurutulmasıyla elde ediliyor. Kurut, çorba, ayran gibi birçok yiyecek yapımında da kullanılıyor. 

Lobik çorbası

Lobikler (börülceler) bir tencerede haşlanır. Ayrıca bir tencerede soğan ile salça kavrulur, su ilave edilerek kaynatılır. Sonra döğmeler (buğdaylar) eklenir, iyice kaynatılır ve sonrasında lobikler eklenir. İsteğe göre pişmeye yakın nane kurusu eklenir. 

Kelecoş

Soğanlar yarım ay şeklinde doğranır ve tereyağında kavrulur, salça ilave edilir. Kavrulduktan sonra kavurma ve tuz eklenir. Kuşbaşı şeklinde doğranan tandır ekmekleri kurut ayranı ile ıslatılır, kavurmalı soğanlı harç tabağa dökülür ve sıcak servis edilir. 

Harput köfte

Rendelenen soğana kıyma, biber salçası, reyhan, pul biberi, tuz karıştırılır. İçine köftelik bulgur ve maydanoz eklenir. Biraz karıştırdıktan sonra içine yumurta eklenir ve harç iyice yoğrulur. Avuç içinde yuvarlanan köftelere tekerlek şekli verilir. Ayrıca bir tencerede domates salçası ve tereyağı kavrulur sonra su ilave edilir. Su kaynadıktan sonra köfteler eklenir ve 10 – 12 dakika birlikte pişirilir. 

Pirpirim yemeği

Nohut ve fasulyeler bir gün önce önceden suda ıslatılır ve biraz haşlanır. Pirpirimler (semizotu) ayıklanır ve küçük küçük doğranır. Doğranan soğanlar bir tencerede tereyağı, salça ve pirpirimle karıştırılarak kavurulur. Sonra tencereye fasulye ve nohutlar eklenir ve biraz pişirilir. Üzerine döğme, mercimek ve tuz eklendikten sonra bakliyatların üzerine çıkıncaya kadar su eklenir. Orta ateşte 30 – 40 dakika pişirilir. 

Işkın mıhlaması

Işkınlar soyulur ve küçük küçük doğranır. Ayrıca bir tavada tereyağı eritilir ve ışkınlar ilave edilir. Işkınlar yumuşayıncaya kadar karıştırılır. Tuz ilave edildikten sonra üzerine yumurta kırılır. Yumurtalar pişince servise hazır. 

Gömme

Doğranan soğanlar ve kıyma tereyağında kavrulur. Tepsiye dizilen yufkaların arasına bir kat bu kıymalı harçtan diğer kata ceviz konarak işlem tekrarlanır. 25 – 30 kez tekrarlandıktan sonra tepsi fırına verilerek pişirilir. 

Orcik

Bildiğimiz cevizli sucuk ama yöreye özel olarak farklı bir üretim şekli var. Tabii, asıl özelliği yöreye ait üzümlerden yapılması. 

Peynirli ekmek

Aslında peynirli pide gibi görünüyor ama özelliği şekerli olması. Her ne kadar fırınlarda satılsa da burada adet herkesin kendi harcını hazırlayıp mahaller fırınında pişirtilmesi…  Peynir olarak özel tuzsuz bir peynir kullanılıyor. Şeker tadıysa çok yoğun değil, hafifçe tat verecek kadar katılıyor. Bazıları üzerine Antep fıstığı serperek yiyor. Özellikle kahvaltı sofralarının vaz geçilmezi.

Çedene kahvesi

Menengiç olarak bilinen yabani Antep ağacı fıstığından elde edilen meyveler ile yapılıyor. Olgunlaşan menengiçler toplanıyor, yıkanarak iyice kurutuluyor ve yeşil olanlar ayrılarak kavruluyor ve bazı işlemlerden geçirilerek macun şeklini alıyor. Şişelenen bu macun daha sonra kahve yapımında kullanılıyor. 

Ancak Elâzığ sokaklarını gezerken bu kahve yerine dibek kahvesine daha çok rastlıyorsunuz.

Ağın leblebisi

Yöreye has tüylü nohuttan yapılan Ağın leblebisi gerçekten çok lezzetli. Evlerde yapılan bu leblebinin özelliği kum ve meşe külünde hazırlanması. Ben, çarşıda ara sokaktaki Tarihi Erzincan Leblebicisi’nden denedim ve çok beğendim. En kalitelisinden deneyin ki, gerçek lezzetini alabilesiniz. 

Elazığ’da nerede yenir?

Ensar Mangal Vadisi

Et seviyorsanız buraya mutlaka uğramalısınız. Harput’ta eski bir hamam içerisinde hizmet veren Ensar’ın etleri dillere destan. Soslu bonfile buraya özel ama patlıcan söğürtme ve Harput kebabını da deneyebilirsiniz. Yörenin tatlısı dolangeri deneyebileceğiniz en iyi yerlerden biri burası. Fiyatları biraz yüksek ama lezzetiyle karşılığını alıyorsunuz. 

Kavurmacı Bekir Usta

Ağır ateşte pişmiş kavurma ve ızgara çeşitleri için Bekir Usta’ya uğrayabilirsiniz. Günlük kuzu haşlama ve sulu et yemekleri de bulunuyor. Yeri merkezde Hürriyet Meydanı Kuyumcular Sokak üzerinde. 

Elazığ - Kavurmacı Bekir Usta
Fotoğraf: Kavurmacı Bekir Usta, Elazığ

Koçoğlu Restaurant

İçli köfte, kara kavurma, mumbar ve çiğ köfte sevenler ya da denemek isteyenler için doğru adres burası. Lokantanın kahvaltısı da oldukça beğeniliyor. 

Zertaşlar Et Lokantası

Et lokantası ama buranın asıl kahvaltısı meşhur. Manzaraya karşı güzel bir kahvaltı yapmak isterseniz Harput Yolu üzerindeki Zertaşlar’a uğrayabilirsiniz.

Amcanın Yeri 

Köfteciler Çarısı’nda yer alan Amca’nın Yeri, Elâzığ usulü salçalı köfte yemek için en iyi adreslerden biri. Ekmek tost makinesinde kızartılıyor sonra içine salca sürülüyor, incecik köfteler ayrıca ızgarada kızartıldıktan sonra ekmek arasına konan köftelerle beraber tekrar tost makinesinde basılıyor. Sokak boyunca birçok yer var ama herkes buranın en iyisi olduğu konusunda hem fikir.

Elazığ gezilecek yerler
Elazığ’ın meşhur salçalı köftesi hazırlanırken

Tatlıcı ve Dondurmacı Selo Usta 

30 yıldır hizmet veren Selo Usta önce dondurmayla ün yapmış. Daha sonra halka, cevizli el, lokma, şekerpare, kuşgözü tatlılarını da menüsüne katarak herkesin sevdiği bir yer haline gelmiş. Hürriyet Caddesi ve Almira Otopark yanında 2 dükkânı bulunuyor. 

Elazığ’a nasıl gidilir?

Elâzığ, ulaşım olarak şanslı illerimizden biri. Kara, hava ve demiryolu ile ulaşım imkânı var. 

İstanbul’dan 1 saat 40 dakikalık bir yolculuk ile hava yolu ile ulaşabileceğiniz Elazığ’a THY, Anadolujet ve Pegasus’un düzenli seferleri bulunuyor. 

Demiryolu ile gitmek isterseniz Ankara’dan kalkan Van Ekspresi, Adana’dan kalkan Fırat Ekspresi ile Elazığ’a tren aktarması ile ulaşabilirsiniz.

Karayolu ile gitmek isterseniz İstanbul’dan 1210 kilometrelik yol araçla yaklaşık 13 – 14 saat sürüyor. Otobüs ile gidecek olursanız da duraklamalarla beraber 18 saat. 

Diğer birkaç şehirden uzaklıklar: 

İzmir – Elâzığ yaklaşık 1300 kilometre / 15 – 16 saat

Kayseri – Elâzığ yaklaşık 440 kilometre / 6 saat – 7 saat

Ankara – Elâzığ yaklaşık 776 kilometre / 9 – 10 saat

Malatya – Elâzığ yaklaşık 100 kilometre /1 saat 20 dakika
Diyarbakır – Elâzığ yaklaşık 158 kilometre / 2 saat
Tunceli – Elâzığ yaklaşık 76 kilometre / 1 saat 40 dakika 

Anadolu’daki gizli cevherlerden biri de Doğubeyazıt’taki Osmanlı’nın doğudaki son sarayı İSHAK PAŞA SARAYI… Bu etkileyici binayla ilgili bilgi almak için yazıyı tıklamanız yeterli. Bölgedeyseniz ilkbaharda açan badem ağaçlarıyla muhteşem bir hale bürünen AKDAMAR ADASI’nı da ziyaret listenize almanızı kesinlikle öneririm. 

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Save