Sonuçlar

kars

Ara

Son yıllara kadar adını fazlaca duymadığımız Kars, sahip olduğu tüm güzelliklerle artık baş role oynayan doğunun önemli şehirlerinden biri haline geldi. Birçokları gibi ben de Kars’ı Orhan Pamuk’un kar romanıyla merak etmiş, sessizce yağan karın sokakları beyaza boyamasına şahit olmak istemiştim. Doğu Ekspresi’yse uzun yıllardır hayalimdi. Yol uzun ama hedef çok güzeldi. Açıkça söylemeliyim; Kars gezilecek yerleri, mutfak kültürü ve sıcak insanlarıyla bunca yıl beklediğine pişman edecek kadar sürprizlerle dolu.  

Kars gezilecek yerler
Çıldır Gölü’nde atlı kızaklar.

Gözlerden uzak Kars, 2 – 3 yıl önce Instagram’a Doğu Ekspresi fotoğrafları düşmeye başlayınca yavaş yavaş gündeme gelmeye başladı. Gidenler artıp oralardan muhteşem fotoğraflar çoğalınca öncelikle Doğu Ekspresi’ne yer bulunamaz oldu. Kars’ta turizm canlanmaya başladı. Kış aylarını doldurma fırsatı bulan tur şirketleri tren vagonlarını kapatınca yaşanan yoğunluklara demir yolları olaya el atmıştı ki, Covid-19 patladı ve her şey bir süreliğine askıya alındı. 

Kars gerçekten bu kadar ilgiyi hak ediyor mu? Yazını pek çok yerinde de göreceksiniz ki, Kars aslında ilk defa ön sıralara çıkmıyor. Yüzyıllar boyunca Kafkaslardan Anadolu’ya giriş kapısı, İpek yolu kervanlarının geçiş noktası olması onun ticaretin merkezi haline getirmiş. 5000 yıllık tarihi boyunca Kars, Ermeniler, Ruslar, İngilizler, Osmanlılar, Selçuklular, Araplar, Persler ve Urartuların egemenliğine girmiş, bazılarına başkentlik yapmış. Başta Ani olmak üzere birçok yerini gezerken zaten bu tarih katmanlarına ve zengin kültürel mirasa şahit oluyorsunuz. O yüzden de başta sorduğum sorumun cevabı, evet. Kars bu kadar ilgiyi fazlasıyla hak ediyor.

Kars’ı klasik bir Anadolu kasabasından ayıran bir özelliği var. Mimari dokusu… Ruslar 40 yıllık hakimiyetleri boyunca şehre farklı bir hava getirmişler, Baltık mimarisiyle donatmışlar. Tabii ki, modernleşme cabalarıyla bu örneklerin bir kısmı zamanla kaybolmaya yüz tutmuş ama hala ayakta olan birçoğu şehre güzellik katmaya devam ediyor.

Biraz tarih

1535 yılından beri Osmanlı’nın elinde olan Kars, birkaç kez Rusların saldırısına uğramış. En önemlilerinden biri 1853 – 56 yıllarında olmuş. Bu savaş sonunda Osmanlı, Rus Savaşı’nda Kars’ın Ruslara karşı kahramanca savunulması nedeniyle şehre Zafer Madalyası vermiş. Bu Anadolu’da bir şehre verilen ilk gazilik madalyası.  1877 – 78 yıllarındaki Rus Harbi ise maalesef yenilgiyle sonuçlanmış ve şehirde 40 yıl boyunca Rusların egemenliği başlamış. İşte bu dönemde Ruslar, Hollanda’dan mühendisler getirip şehir yeniden yapılandırmışlar. 

1918 yılında şehir tekrar Osmanlılara geçmiş ama bu sefer de İngiliz işgaline uğramış. Sonrasında bölge Ermenilere bırakılmış. 1920 yılında Kazım Karabekir önderliğinde geri alınmış. 

Kars’ın tarihinde yaşanmış bir de Sarıkamış hikayesi var ki, insanın derinden etkiliyor. Ardından ağıtlar yaktırmış. 1914 yılında Kars’ı Ruslardan geri almak için yollara düşen Enver Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, 60 bini donma sonucu toplamda 78 bin şehit vermiş. 

Tarihi öğrenmenin en iyi yollarından biri de gezmek sanırım… Artık Kars’ı daha iyi tanımak için KARS GEZİ REHBERİ ve KARS’TA GEZİLECEK YERLER’in detaylarına geçebiliriz.

Kars gezilecek yerler
Kars gezilecek yerler: Ani Ören Yeri

GENEL BİLGİLER

Kars neresi?

Doğu Anadolu’nun en uç noktasında yer alan Kars, sınır şehirlerimizden biri. Iğdır, Ağrı, Erzurum ve Ardahan’a sınırları olan Kars, aynı zamanda Ermenistan ile sınırlarımızı paylaşıyor. 

Kars’ta kaç gün kalmalı?

Kars merkezi küçük olmasına rağmen etrafındaki doğal ve tarihi güzellikleriyle meraklıları için oldukça fazla şey barındırıyor sınırları içerisinde. Çok fazla vaktiniz yoksa 2 gece yeterli olabilir ama hakkıyla gezmek için 4 – 5 günlük bir zamanı Kars için ayırabilirsiniz. 

Kars’a ne zaman gidilir?

Kars, Doğu Ekspresi’nin popüler olması ve Çıldır Gölü’nün donmuş güzelliği sayesinde kış aylarında oldukça popüler… Gerçekten de beyazlar altında şehir ve çevresi, bu halde başka bir güzel gözüküyor insana… Siz de böyle manzaralar seviyorsanız Ocak – Mart arası bunun için tam zamanı. Ama kışın karlar altındaki topraklar yazın özellikle baharda da bambaşka güzel oluyor. Mayıs – Haziran ayları bu halini görmek isterseniz en güzel zamanı.

KARS GEZİLECEK YERLER

Ani Ören Yeri (Ani Harabeleri)

Kars’ta görmeden dönülmemesi gereken yerlerin en başında bana göre, Ani Ören Yeri var. Yüzyıllardır farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan bölge bu zengin geçmişiyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne Türkiye’den giren 18 eşsiz eserden biri. 

Kars merkeze 42 kilometre uzaklıktaki ören yerindeki Arpaçay aynı zamanda Ermenistan’la da sınır oluşturuyor. Ermenistan toprakları alanı gezerken kolaylıkla görülebiliyor. 

Bölge, tarihi İpek Yolu’nun Anadolu topraklarına giriş noktası olduğundan uzun yıllar önemli bir ticaret merkezi olmuş. Tarihi MÖ 5000 yılına kadar uzandığı düşünülen bölgede Karsaklılar, Ermeniler, Selçuklular ve Osmanlılardan kalan eserler görülebiliyor. 

Kars Ani Harabeleri
Ani Ören Yeri (Ani Harabeleri)

75 hektarlık alan 4,5 kilometre boyunca uzanan surlarla çevrili. Bu bölge içerisinde kiliseler, katedraller, camiler, kervansaraylar gibi birçok eser ziyaret edilebiliyor. İç kale MS 4. yüzyılda Karsaklar tarafından yapılmış. Bagratlılar döneminde ise MS 964 yılında dış cephe surlarının yapımına başlanmış. Daha sonra 1064 yılında ilaveler yapılmış. 

Şehri gezerken göreceğiniz surların yanı sıra, en önemli eserlerden bazıları şunlar: 

Ani Katedral (Fethiye Cami), Aziz Prkitch (Keçeli) Kilisesi, Gagik Kilisesi, Abughamrents (Poladoğlu) Kilisesi, Tigran Honents (Resimli) Kilise, Genç Kızlar Kilisesi, Rahibeler Manastırı, Ebul Manuçer Camii, Selçuklu Kervansarayı, Ebul Muammeran Cami, Selçuklu Sarayı, Küçük Hamam, Büyük Hamam, İpek Yol Köprüsü, İç Kale, Bostanlar Deresi Mağaraları, Kaya Kilisesi, Ateşgede Tapınağı, Homoros Kilisesi.

Ani Antik Kenti’ne Kars şehir merkezinden günde iki kez düzenlenen (09.00- 13.00) otobüs seferleri, taksi, tur şirketleri ya da özel aracınızla ulaşım sağlayabilirsiniz. 

Detaylı bilgi için: ANİ ÖREN YERİ

Ebul Hasan Harakani Türbesi ve Evliya Cami

MS 963 – 1033 yıllarında yaşamış Horasanlı Ebul Hasan Harakani tasavvufa gönül vermiş döneminin önemli manevi isimlerinden biriymiş. Asıl adıysa Ali Bin Ahmet Caferi… Kendisinden sonra müritlerinin aktardığı fikirleri Mevlana’dan Yunus Emre’ye birçok ismi etkilemiş ve günümüze kadar ulaşmayı başarabilmiş. Türkmenistan’dan Anadolu’ya Selçuklu akınlarıyla gelen Ebul Hasan Harakani, Bizanslarla yapılan savaşta Kars’ta şehit düşmüş. Daha sonra adına küçük bir türbe yapılmış. Yıllar içerisinde unutulan mezarı, 16. yüzyılda Lala Mustafa Paşa’nın Kars’ı ziyaretinde başlattığı imar çalışmaları sırasında bulunularak adına inşa edilen Evliya Camii’nin bahçesindeki türbeye nakledilmiş. 

Kars
Evliya Cami ve Kümbet Cami

Kars merkezde Kale İçi bölgesinde yer alan türbe, 1998 yılında caminin restorasyonu sırasında tekrar onarımdan geçmiş. Yenilendikten sonra halkın ziyaretine açılmış. Evliya Camii Külliyesi içerisinde bulunan türbede Ebul Hasan Harakani dışında 21 mezar daha bulunuyor. Bunlar Kars tarihinde önemli birkaç isme ait.

Kars Kalesi

Şehre hâkim tepeye inşa edilen kalenin en güzel görüntüsü bana göre gece… Onarıldıktan sonra ışıklandırılan kale geceleri oldukça etkileyici görünüyor. Tarihi 10. yüzyıla kadar uzanan kale 1152 yılında Sultan Melik Aziz tarafından yaptırılmış. Timur’un yerle bir ettiği kale daha sonra 1579’da III. Murat’ın emriyle yenide yapılmış. 

Kaynaklara göre 27 bin metre uzunluğundaki kalede 220 burç bulunuyormuş. Ruslar zamanında tahribat gören kale zamanla özelliğini yitirmiş ve kullanılmaz olmuş. Kalenin Su Kapısı ya da Çeribaşı Kapısı, Kağızman Kapısı ve Behram Kapısı olmak üzere 3 kapısı var. 

Ziyarete açık olan kaleden şehir manzarası çok güzel. En tepede çay – kahve içebileceğiniz bir de kafeteryası var. Hem şehir manzarası hem de mola için güzel noktalardan biri. 

Havariler Kilisesi – Kümbet Camii

Kars Kalesi’nin eteklerinde yer alan Havariler Kilisesi, Bagratlı Krallığı döneminde MS 932 – 937 yıllarında yapılmış kiliselerden biri. Dört yonca yaprağını andıran planı ve konik biçimli kubbesi ile tipik Ermeni kilisesi özelliklerini taşıyor. Şehir Müslüman egemenliğine geçtikten sonra 1064 yılında camiye çevrilmiş ve Kümbet Cami ismini almış. 1959 yılında önce Kars Müzesi olarak kullanılmış, yeni müze binasının yapılmasıyla 1993 yılından sonra tekrar cami olarak görevine geri dönmüş. 

Taş Köprü

Kale İçi Mahallesi’nde yine kalenin eteklerinde yer alan Taş Köprü, Kars Çayı’nın coşkun suları üzerine yapılmış. 1579 yılında Lala Paşa tarafından yaptırılan köprü üç tonoz kemerli inşa edilmiş. Köprünün bazı bölümleri yıkılınca 1725’re onarımdan geçmiş. Şehrin dokusunu hissedebileceğiniz güzel noktalardan biri. 

Kars Müzesi

Eski bir yerleşim yer olması nedeniyle bölgeden bulunan eserlerin sergilenmesi amacıyla önce Havariler Kilisesi müze olarak kullanılmış. 1982 yılındaysa yeni binasına taşınmış. Bu küçük müzede Kars ve çevresinden derlenen arkeolojik, etnografik ve taş eserlere yer verilmiş. Yontma taş çağından taş baltalar, Urartu sikkeleri, Roma ve Bizans eserleri, Selçuklu eserleri, yöresel yün dokumalar, halılar kilimler, takılar, kılıçlar, geleneksel giysiler gibi çok farklı eserleri müzede görebiliyorsunuz. Hatta büyük bir dinozor kemiği de koleksiyon parçaları arasında. 

Çocuklar için de özel bir bölüm ve atölye bulunuyor. Bahçesindeyse Kars’ın kurtarıcısı sayılan Kazım Karabekir’in bir dönem kullandığı Beyaz Vagon sergileniyor. 

İstasyon Caddesi üzerinde yer alan müzeye giriş ücretsiz.

Namık Kemal Evi

Namık Kemal’in çocuklu döneminde Kars valisi olan dedesiyle birlikte yaşadığı bina, o zamanlar valilik konağıymış. Bina yıkık halinden kurtarılarak yeniden hayata döndürülmüş. Sergi alanı ve Aşıklar Evi olarak hizmet veren binada ünlü aşık atışmalarını izleyebiliyorsunuz.

Hamamlar

17. yüzyıl Osmanlı mimarisiyle yapılan Mazlum Oğlu ve Topçuoğlu Hamamı Kars Çayının doğu yakasında, İlbeyioğlu Hamamı ise batı yakasında bulunuyor. 

Ayrıca Ani Ören Yeri’nde Selçuklu mimari tarzında yapılan hamamları da ziyaret edebilirsiniz.  

Çıldır Gölü

Birçok insanın Kars’a gelme nedenlerinden olan Çıldır Gölü’nün kış aylarından masalsı bir güzelliği var. Göl, aralık ayında donuyor ve uçsuz bucaksız bir beyazlığa bürünüyor. Nisana kadar da çözülmeyen gölün üzerinde yürümek, atla gezmek, arabayla dolaşmak mümkün. Tabii ki, bu da birçok insan için müthiş farklı bir ortam yaratıyor. Kayıtlara göre gölün en derin yeri 49 metre…

Kars – Ardahan sınırında yer alan göl merkeze 59 kilometre uzaklıkta ve Kars’tan buraya ulaşmak 40 – 50 dakika kadar sürüyor. Ardahan’dan da yaklaşık bu kadar uzaklıkta. Göl kenarında birkaç noktada ziyaretçilere hizmet veren yerler var. Buralarda bekleyen atlı kızaklarla göl üstünde tur atabiliyorsunuz. Dilediğinizce yürümekse serbest. Çıldır Gölü’nden çıkan sazanların da tadına bakmak için en iyi yerler buralarda.

Kars gezilecek yerler
Çıldır Gölü’nün sonsuz beyazlığı…

Burada yapılan en cazip aktivitelerden biri buz tutmuş gölde balık avı… Göl üzerinde balık avı için olta yerine balta –  testere ve kürek kullanılıyor. Çünkü 40 – 50 santimi bulan buz kalınlığını geçebilmek için en uygun araçlar bunlar. Özellikle fotoğrafçıların sevdiği bu aktivite için daha önceden bir balıkçı ile anlaşmanız gerekiyor. Yoksa kendi başınıza yapabileceğiniz bir şey değil. 

Boğatepe Köyü ve Peynir Müzesi

Kars deyince sizi bilmem ama benim aklıma ilk kaşar peyniri geliyor. Peynir severler için gravyeri ve kaşarıyla tam bir cennet burası. Kars merkezde dükkân dükkân gezip her birinden tadım yapabileceğiniz gibi Boğatepe Köyü’ne kadar gidip uzun bir geleneğe sahip Kars gravyerinin nasıl üretildiğini kendi gözlerinizle görebiliyorsunuz. Boğatepe köyü, Kars gravyerinin orijinal tarifle üretildiği tek yer. 

Kars gezilecek yerler
Boğatepe peynirleri (Fotoğraf: Bogatepe.com sitesi)

Buradaki peynirin geçmişi Ruslardan gelen Malakanlar’a dayanıyor. Malakanlar aslında bir ırk değil bir topluluk. Anlamı ise “süt içenler” … İsmin hikayesine gelince: 19. yüzyıl başında Ortodoks Kilisesi haftada 3 kez süt içilmesine izin verirken bu grup her gün süt içilmesine taraf olduğundan kilise ile çatışma haline girerler. Kilisenin kurallarına aykırı başka farklı dini uygulamalar da buna eklenince kilise tarafından aforoz edilmişler. Rusya’da pek istenmeyen bu grup, 93 Harbi sonrası Ruslar tarafından bu bölgeye yerleştirilmiş. Süt seven Malakanlar’ın kurduğu mandıralar zamanla köyde yerleşimin artmasını sağlamış. Ancak Ruslar Kars’tan gidince Malakanlar da gitme kararı almışlar.  Yerlerine ise Tiflis’in Borçalı Köyü’nde yaşayan Karapapaklar getirilmiş. Onlar da mandıra geleneğini devam ettirmişler. Cumhuriyet döneminde de önemli bir iş kolu olan peynircilik bu sayede günümüze kadar ulaşmayı başarabilmiş. 

Dünyanın birçok yerinden ziyaretçi alan köyde artık bir de Peynir Müzesi bulunuyor. Köy halkının çabalarıyla kurulan müzeye Boğatepe’nin eski adını vererek Zavot Eko Müzesi’si demişler. Müzede gravyerin yapılışını ve tarihçesine dair birçok şeye tanık oluyorsunuz.

Köy, Kars’a 50 km uzaklıkta ve yol bir saat kadar sürüyor. Müze ise caminin yanındaki bina. 

BOĞATEPEKÖYÜ web sitesinden köyde üretilen peynir, yağ ve bal çeşitlerinden sipariş vermek mümkün. 

Giriş ise ücretsiz. 

Sarıkamış Katerina Av Köşkü

40 yıllık Rus işgali sırasında Av Köşkü olarak inşa edilen bina halk arasında Katerina Köşkü olarak anılıyor. Yapılış tarihi bilinmese de 1914 yılında Rus Çarı II. Nikola ve eşinin burada konakladığı kaynaklardan biliniyor. Çam ağaçları içerisinde Sarıkamış’a hakim çok güzel bir manzarası olan binanın kendine özgün bir mimarisi var. İki katlı, dikdörtgen planla inşa edilen bina, çivi kullanılmadan ahşaptan yapılmış. Günümüzde bina biraz tahrip olmuş durumda ama okuduğum kadarıyla planlanan bir restorasyon çalışması gündemde.

Tabyalar

Osmanlı sultanı 3. Murad, 1579 yılında doğu sınırındaki siyasi istikrarsızlığa son vermek amacıyla Lala Mustafa Paşa komutasında 100 bin kişilik bir orduyu Kars’a gönderir. Lala Mustafa Paşa şehirde birçok imar hareketi başlatır. Savunma amaçlı olarak içerisinde depo, cephanelik, kışla gibi alanları barındıran savunma mevzileri yani tabyalar inşa eder.  Önce İran saldırılarından korumak için güney ve batı yönüne tabyalar yapar. Daha sonra da tabya yapımı Ruslara karşı devam eder.  Kars sınırında bir kısmı iyi durumda olan 46 adet tabya var. Bunlardan en önemlileri:

Kanlı tabya – Merkez Bülbül Mahallesi 18. yy

Süvari Tabya – Merkez Ortakapı Mahallesi, Kars-Erzurum Yolu Üzeri 18. yy

Kerimpaşa Tabya – Merkez Atatürk Mahallesi 18. yy

Arap Tabya – Merkez Atatürk Mahallesi, Karadağ Mevkii 19. yy

Karadağ Tabya – Merkez Atatürk Mahallesi, Karadağ Mevkii 19. yy

Rus mimarisini görebileceğiniz yerler

1877 – 78 Rus Savaşı’nda Osmanlı’nın yenilmesi üzerine Kars, Rus işgaline uğrar. 40 yıl kaldıkları şehirde Hollanda’dan getirdikleri mühendislerle şehirde imar çalışmaları başlatırlar ve günümüze ulaşan birçok güzel bina inşa ederler. Zamanla bu binalar şehrin yeni mimari dokusunda kaybolmaya yüz tutsa da birçoğu işlevsel kullanımı sayesinde bugüne kadar varlıklarını sürdürebilmişler. 2-3 katlı kesme bazalt taştan inşa edilmiş bu yapılar güzellikleriyle şu an Kars’a güzellik katan unsurlar…  

Kars gezilecek yerler
Baltık mimarisinden bir örnek.

Bu binaların örneklerini görebileceğiniz bölgeler ve binalar birkaç örnek:

Yusufpaşa Mahallesi

Cheltikov Otel, Kars il Sağlık Müdürlüğü, Kafkas Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Kars Sanayi ve Ticaret Odası Binası, İsmet Paşa İlköğretim Okulu binası, Eski Rus Konsolosluğu. Tuncer Güvensoy Evi, Kars Hekimevi

Ortakapı Mahallesi

Defterdarlık Binası, Eski (II.) Vali Konağı, Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı, 

Cumhuriyet Mahallesi

Fethiye Cami- Aleksander Nevski Katedrali, Kars Anadolu Lisesi, İsmet Paşa İlköğretim Okulu Binası

Sarıkamış

Sarıkamış bugün kış sporlarıyla daha çok anılır halde. Kars merkeze 55 kilometre mesafedeki kayak tesisleri sayesinde kış aylarında kayakçılar tarafından en çok tercih edilen yerler arasında. Sarıkamış’ı bu kadar tercih edilir yapan özelliği ise dünyada sadece iki noktada görülen kristal kara sahip olması. Birbirine yapışmayan bu karın bir benzeri de Alpler’de görülüyor. 

2634 metredeki Çamurlu Dağ üzerinde, sarı çam ağaçları arasında kurulu tesisler 12 kilometreyi bulan 5 etaplı pistlere sahip. Kış aylarında kar kalınlığı 1,5 metreyi buluyor. Konaklama imkânı yanı sıra tesiste kayak hocası ve kayak kiralama imkânı da var. 

BAŞKA NELER YAPILIR?

Kanlı Tabya’nın düzenlenmesiyle müzeye çevrilen Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi, Hatıra evi olarak ziyaret edebileceğiniz Gazi Ahmet Muhtar Paşa Kültür Evi, Çıldır yolu üzerinde görebileceğiniz Arpaçay Kütük Ev, Sarıkamış Bayraktepe Kayak Tesisleri’nin girişinde yer alan Sarıkamış Kütük Ev, 182 kuş çeşidiyle Kuyucuk Gölü etrafındaki Kuyucuk Kuş Cenneti, 15 metreden düşen sularıyla Susuz Şelalesi, Kars’a 13 kilometre uzaklıkta büyük bir göl olan Aygır Gölü ve Sarıkamış ormanları Kars’ta görebileceğiniz diğer yerler arasında. 

Kars civarında fazlaca vaktiniz varsa 2,5 – 3 saat mesafedeki Doğubayazıt ve İshak Paşa Sarayı’ma, 1,5 – 2 saat mesafedeki Şavşat’a ve 2,5 saat mesafedeki Erzurum’a ve 4 saat mesafedeki Van’a kadar uzanabilirsiniz.

Kars’ta ne yenir? Nerede yenir?

Kafkas mutfağıyla Anadolu mutfağının karışımı ortaya harika bir sonuç çıkarmış. Karslılar, Anadolu’da birçok bölgede görülen bazı yemekleri kendi usulleriyle harmanlanmışlar ve muhteşem lezzetlere ulaşmışlar.

Kars’ı konuşurken kaşar peyniri, gravyer ve bal üçlüsünden bahsetmeden de geçmek olmuyor zaten… 

Kars’ta ne yenir, yöresel yemekleri nerede bulabilirsiniz KARS YEME – İÇME REHBERİ‘inde detaylıca anlattım. 

Kars’ta nerede kalınır?

Hotel Katerina Sarayı – Cheltikov Otel 

Kars’ta kalmak için sanırım en güzel adreslerden biri. Ruslardan kalma binaların en güzellerinden.  Kale’nin hemen altında, dere kenarında sakin bir konumu var. Odalar da oldukça şık döşenmiş. 24 saat resepsiyon ve kahvaltı servisi bulunuyor. Eğer hava uygunsa bahçede keyifli vakit geçirebilirsiniz. Fiyatlar çift kişilik 500 – 600 liradan başlıyor. 

Kars Konak Otel 

Merkezi konumuyla her yere 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Temiz odalar, güler yüzlü hizmetiyle Kars’ın konaklama açısından en iyi otellerinden biri. Kahvaltı fiyatlara dahil. Çift kişilik odalar 350 liradan başlıyor. 

Kars-ı Şirin Otel

23 odalı şehir merkezindeki otel, gezilecek yerlere de çok yakın. Açık büfe kahvaltı ve 24 saat resepsiyon hizmeti var. Çift kişilik odalar 330 liradan başlıyor. 

Hotel Kent Ani 

Kars’ın merkezde yer alan otellerinden biri. Gezilecek yerlere ve yemek yerlerine oldukça yakın. Fiyatlar çift kişilik oda 190 liradan başlıyor. 

Kars Öğretmenevi

Uygun fiyatlı, düzgün bir yer arıyorsanız Kars Öğretmenevi’ni deneyebilirsiniz. 6’sı süit olmak üzere 42 odada 72 yatak kapasitesi var. Fiyatlar 2020 için kişi başı öğretmen 60 lira – kamu 60 lira– sivil 90 lira…  İki kişilik odalar öğretmen 100 lira – kamu 100 lira – sivil 150 lira.

Kars’a nasıl gidilir?

Baştan beri dediğim gibi Kars gitmek için en güzel yol, tren ile gitmek. Doğu Ekspresi ile Ankara’dan başlayan yolculuk bir günden birazcık fazla sürüyor ve muhteşem bir deneyim yaşatıyor insana. Tabi durum böyle olunca bu yolculuğu yapmak isteyenler de çoğaldı. Bu yüzden bilet bulmak imkânsızlaştı. DOĞU EKSPRESİ’NE BİLET NASIL BULUNUR‘u anlattığım ayrıca bir yazım var. Buradan tren hakkında gerekli bilgileri, bilet bulmak için ipuçlarını öğrenebilirsiniz. 

Kars gezilecek yerler
Kars sokakları

Bir başka tercih edilen yol da uçak ile gitmek. Tren ile bu uzun yolculuğu göze alamıyorsanız ya da fazla vaktiniz yoksa uçak ile gidebilirsiniz. THY ve Pegasus’un sefer yaptığı şehre yolculuk 1 saat 55 dakika sürüyor. Bu arada en çok tercih edilen yöntem ise bir yönü tren ile gidip diğer yönü uçak ile dönmek ya da tam tersi. Hava yolu tercih edecekseniz Erzurum veya Ardahan, diğer yakın iki nokta.

Türkiye’nin birçok yerinden Kars’a otobüs seferi bulunuyor. Ankara’dan 14 – 15 saat, İstanbul’dan 20 – 21 saatlik bir yolculukla Kars’a ulaşmak mümkün.

Araçla gitmek isterseniz İstanbul’dan 1436 kilometrelik bir yol var. 16 – 17 saatinizi alacaktır. Ankara’dansa yaklaşık 1100 kilometre 12 – 13 saat kadar sürüyor.

Şehir içi ve havalimanı ulaşım

Şehir içerisinde ulaşım için genellikle otobüs ve minibüs kullanılıyor. Çevre ilçelere ise minibüslerle ulaşabiliyorsunuz. 

Taksi de fazlasıyla var. Özellikle kısa zamanı olanlar ya da araçsız gelenler taksilerle günlük anlaşarak uzaktaki gezilecek yerlere bu şekilde gidiyorlar. Eğer birkaç kişiyseniz oldukça mantıklı bir seçenek. 

Ayrıca havalimanında araç kiralama hizmeti bulunuyor.

Havalimanından ulaşım

Havalimanı şehre 6 kilometre uzaklıkta. Belediyeye ait otobüslerle veya taksiyle 10 dakikada havalimanından şehre ulaşabiliyorsunuz. İç Hatlar terminalinin çıkışında yer alan otobüslerin sefer saatleri uçak saatlerine göre ayarlanmış durumda. Uçağın havalimanına iniş saatinden 30 dakika sonra Kars’a hareket ediyorlar. Kars’tan hareket saati ise uçuştan 2 saat öncesinde. Tek yön bilet ücreti 5 TL. Bileti otobüs içerisinde alabiliyorsunuz.

Otobüslerin kalkış yeri: Faikbey Cad. No: 148 Vergül Turizm Acentesi önü.

Ayrıntılı bilgi için telefon: 0474 223 21 52 Dahili 112

Taksi ile gitmek isterseniz şehir merkezine 35 lira, otobüs garına 50 lira kadar tutuyor. 

Yalnız gidilir mi?

Kars detaylı gezdiğim 2018 gezisi arkadaşlarımla yaptığım bir geziydi. İkinci gidişimse 2019’daydı ve tek başıma Tiflis’ten Şavşat’a giderken bir gece konaklayarak yarım gün geçirebildim Kars’ta.

Gözlemlediğim kadarıyla bir kadın olarak Kars’ta tek başına seyahat ederken bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyorum. Kars halkı oldukça açık görüşlü ve yardımseverler. Ama tek başınaysanız ben her zaman özellikle geceleri dikkat etmeye çok önem veriyorum. 

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Kars’a gidiyorsanız farklı şeyler yemeğe hazır olun. Çünkü Kafkas ve Anadolu mutfağının karışımıyla oluşan Kars mutfağında harika lezzetler sizi bekliyor. Öncelikle burada et dediğinizde akla ilk kaz eti geliyor. Peynir dediğinizde de gravyer peynir. O yüzden bu sürprizlerle dolu şehir, tarihiyle, doğasıyla bir de yemek kültürüyle aklınızı başınızdan alabilir, benden söylemesi.

Kars’ta yeme – içme detaylarına geçmeden önce KARS GEZİLECEK YERLER ve diğer detaylar için Kars Gezi Rehberime de göz atmanızı öneririm.

Kars yemeklerinde baklagiller, un ve et ağırlıklı kullanılıyor. Et olarak da burada sofraların baş tacı, kaz eti. Eğer güzel yapılmışını bulursanız gerçekten çok lezzetli. Çıldır Gölü’nden çıkan sazan balığının lezzeti ise apayrı… 

Eğer mevsiminde gidiyorsanız Kağızman’ın uzun kayısısını ve uzun elmasını da yemeden dönmeyin. 

Kars Gezi rehberi
Kars – Ani Ören Yeri (Ani Harabeleri)

Kars mutfağının yıldızları

Kars yemekleri arasında öne çıkanları şu şekilde sıralayabilirim:

Hangel, piti kebabı, kaz eti, umaç helvası, hörre (un çorbası), evelik aşı, ısırgan otu, patatesli veya mercimekli erişte pilavı, ekşili et, haşıl, tencerede şiş kebap, tandırda kaz çekmesi, erişte aşı, kete, feselli, hasuda, kaz suyuna bulgur.

Hangel ya da hıngel 

Bir çeşit içi boş yaprak mantı.

Feselli 

Elde açma, saç üzerinde pişirilen bir çeşit gözleme.

Piti kebabı 

Kuzu gerdan, kuzu incik ve kuyruk yağı ile düdüklüde haşlanır. Ete zencefil ve haşlanmış nohut katılarak bir süre daha pişirilir. Domates ve biber ilave edilir. Güveçlere eşit olarak dağıtılır. Nohut ve haşlama suyu eklenerek fırınlanır. 

Kars böreği 

Diğer böreklerden en önemli farkı içerisinde Kars gravyerinin kullanılması.

Tandırda kaz çekmesi 

Bir buçuk metre derinliğinde kesik huni şeklindeki tandır denen ocaklar Kars evlerinin vaz geçilmezi. Genellikle ekmek ve yemek yapımında kullanılan ocaklarda kazın tadı da ayrı oluyor. Kesildikten sonra 4 – 5 saat kurutulan kaz eti, tandırın altına oturtulan hazırlanmış bulgurun üstüne gelecek şekilde asılır. Tandırın sıcaklığı ile pişen kazın yağı da bulgura akarak ona lezzetini verir. Piştikten sonra birlikte servis ediliyor.

Mercimekli veya patatesli erişte 

Mercimekler ve erişteler ayrı ayrı haşlanır. Daha sonra tereyağı eritilerek üzerine halka doğranmış patatesler ilave edilerek kızartılır. Mercimek ve erişte ilave edilerek demlenmeye bırakılır. 

Ekşili et 

Domates, soğan, maydanoz, tuz ve karabiberle pişirilen etin üzerine piştikten sonra yarım limon sıkılarak servis edilir.

Hasuda 

Şerbet hazırlanır ve sonra içine biraz un atılır ve çırpılır. Tavada yağ ısıtıldıktan sonra hazırlanan şerbetle un dökülerek karıştırılır. 5 – 10 dakika piştikten sonra artık yemeye hazır. 

Haşıl 

Buğdaydan hazırlanan bulgur suda pişirilerek süzgeçten geçirilir ve tepsiye dökülür. Üzerine tereyağ eritilir ve sarımsaklı yoğurt ile servis edilir. 

Kars gravyeri

Kars gravyeri bu topraklarda yüzyıllık bir geleneğe sahip. Boğatepe köyü ise Kars gravyerinin orijinal tarifle üretildiği Türkiye’deki tek yer. 

Kars yemekleri
Kars’ın ünlü Boğatepe gravyeri (Fotoğraf: Bogatepe.com sitesinden)

Diğer yazımda da anlatmıştım ama burada da kısaca yer vermek istiyorum. Boğatepe’de peynirin geçmişi Ruslardan gelen Malakanlar’a dayanıyor. Malakan’ın kelime anlamı ise “süt içenler” … 19. yüzyıl başında Ortodoks Kilisesi haftada 3 kez süt içilmesine izin verirken Malakanlar her gün süt içilmesine taraf olduğundan kilise ile çatışmaya girerler. Kilisenin kurallarına aykırı başka farklı dini uygulamalar da buna eklenince kilise tarafından aforoz edilirler. Rusya’da pek istenmeyen bu grup, 93 Harbi sonrası Ruslar tarafından bu bölgeye yerleştirilmiş.

Süt seven Malakanlar’ın kurduğu mandıralar zamanla köyde yerleşimin artmasını sağlamış. Ancak Ruslar Kars’tan gidince Malakanlar da gitme kararı almış ve yerlerine Tiflis’ten Karapapaklar getirilmiş. Onlar da mandıra geleneğini devam ettirerek bugüne kadar ulaşmasını sağlamışlar.

Köy halkının çabalarıyla kurulan Boğatepe’nin bir de Peynir Müzesi kurulmuş. BOĞATEPEKÖYÜ‘nde üretilen ürünlerini sitesinden sipariş vermek mümkün. 

Kars’ta nerede yenir?

Kars Kaz Evi

Kaz eti yemek istiyorsanız en iyi adres burası. Kazın yanı sıra piti kebabı ve hangelini de deneyebilirsiniz. Yemeklerin lezzeti kadar servis de iyi. 

Hanımeli Restaurant 

Ev yemeklerin en yakın lezzeti bulacağınız bir yer. Adından da anlaşılacağı gibi hanımeli değmiş, oldukça hoş ve güler yüzlü servisiyle yöresel lezzetleri bulabileceğiniz en iyi adreslerden biri. Kaz eti de oldukça güzel. 

Atalay’ın yeri

Çıldır’ın kenarında manzarası güzel yerlerden. Eğer yoğun dönemde gittiyseniz biraz servis sorunu yaşayabilirsiniz ancak Çıldır’ın sarı balığını bulabileceğiniz en önemli adres burası. 

Puşkin Restaurant

Kaz eti, hangel, evelik çorbası, umaç helvası gibi yöresel yemekleri bulabileceğiniz yerlerden. Fiyatlar dengeli, yemeklerse çok lezzetli. Akşamları yöresel dans gösterisi de var.

Kamer Mutfak ve Cafe

Lezzetli yöresel yemek bulabileceğiniz bir diğer adres de burası.

Aklınızda olsun

Peynir nereden alayım, diyorsanız Boğatepe Köyü’nü ya da Kars merkezdeki Karsak Peynir Cenneti’ni deneyebilirsiniz. 

KARS GEZİLECEK YERLER ve diğer detaylar için Kars Gezi Rehberi de işinize yarayabilir.

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Japonya deyince sizin de aklınıza ilk gelen şey kiraz ağaçları olmuyor mu? Eğer bu sayfadaysanız muhtemelen bu konuda bana katılma ihtimaliniz çok yüksek. Her yıl kiraz ağaçlarının çiçek açışını bir kutlamaya çeviren bir kültürden bahsederken siz bir de Japon bahçelerindeki inceliği düşünün. İncelik demekle ne kastettiğimi birazdan anlatacağım. Bildiğim ve derlediğim kadarıyla Japon bahçelerinin özelliklerini bu yazıda detaylıca bulacaksınız. 

Bahçeler de aynı insanlar gibi her biri kendine has. Ülkelerin de böyle kendi bahçe kültürleri var. İNGİLİZ BAHÇELERİ’ndeki o özgür ve isyankâr yaklaşımın yanı sıra Fransız bahçelerinin milimetrik düzenleri gibi mesela. Japonlar ise bu işe çok farklı yaklaşıyorlar. Kendi kültürel değerlerini koruma konusunda çok başarılı olan Japonlar bu yaklaşımlarını Japon bahçelerini yaratırken de göstermişler. Onlar Japon bahçesini geçmişe bir yolculuk olarak düşünüyorlar. 

Peysaj mimarı Sanem Çınar Altınçekiç, Japon bahçelerindeki temel prensibi, “insanın kendi ruhundaki duygu ve güzellikleri doğanın eşsiz güzellikleriyle bütünleştirip bahçeye uyarlama fikri” olarak tanımlamış makalesinde. 

Japon bahçelerinin en önemli özelliği sadelik ve huzurdur. Batı’daki bahçeler gibi detaylar, süsler, lüks gösterisi yerine minimalizm hakimdir. Bir Japon bahçesine girdiğinizde sakinlik ve dinginlik hissedersiniz. Aslında el dokunulmamış gibi görünse de her santimine kadar düşünülmüş ve dokunulmuştur. 

Japon bahçelerinin özellikleri
Yine Kyoto’da bir evin iç avlusundan örnek.

Japon kültürünün kökeni Muromaçhi Dönemi’nde (1336-1573) atılmış. Zen dönemi olarak anılan bu dönemdeki felsefe tüm yaşama yansımış. Bu tarz bahçeler bu dönemde yaratılmaya başlanmış. Japon kültüründeki dolaylı anlatım burada da kullanılmış. Yani bu bahçede her taşın her ağacın anlattığı, söylediği bir şey vardır. 

Japon bahçelerinin özellikleri
Kyoto, saray bahçesinden bir bölüm.

Japonlar doğaya duydukları hayranlığı, bahçelerini tasarlarken de gösterirler. Biçime, renge ve duygu bütünlüğüne büyük önem verirler. Japonlar için bahçe bir sanattır. Öyle uzanıp piknik yapılacak bir yer değildir onlara göre.

JAPON BAHÇE TARZLARI

Japon bahçelerinin özellikleri
Tokyo’da bir Japon bahçesi

Kare-Sansui (Kuru bahçeler, Zen bahçesi)

Bu tarz bahçeler kuru manzara bahçeleri olarak bilinir.  Farklı şekil ve büyüklükteki kayalar kumun etrafında özenle düzenlenir. Su önemli bir unsurdur ve kum-çakıl üzerindeki hareketler denizi ya da nehri temsil eder. Kayalarsa adalardır. 

14. yüzyılda ortaya çıkan tarz, Zen Budizmi’ni temsil eden bahçelerdir. Meditasyon için ideal yerlerdir. 

Tsukiyama (Tepeler ve havuz)

Bu tarz bahçelerde şelaleler, göller, köprüler, taşlar, nehirler çiçekler, vardır ve tepecik stili kullanılır. Seyir amaçlı yapılan bahçelerde Heian döneminde göletlerde kayık üzerinden seyredilirken Edo döneminde ise yürüyerek gezinti yapmak amacıyla tasarlanmışlar. 

Japon bahçelerinin özellikleri
Kyoto’da bir Japon bahçesi

Doğanın minyatüre edilmiş halidir. Ve bu tür bahçeler genellikle Zen bahçelerinden daha büyüktür. 

Chaniwa (Çay bahçesi)

Tepe bahçeleri ve Zen bahçelerinden büyüktür. Taşlarla yapılmış patika genellikle sizi çay evine götürür. 

Bu bahçelerde iç ve dış bahçe vardır. Bu tarz bahçeleri tasarlanırken misafirleri çay seremonisine hazırlamak amaçlanmıştır. Oldukça sade olan bu tarz bahçelerde içeri girdiğinizde bir patika sizi bekleme yerine getirir, taş çanaklarda eller yıkanır ve buradan iç bahçeye geçilir. Günümüzdeki kullanılan bu taş çanaklar ve fenerler dekoratif amaçlı…

Japon bahçelerinin özellikleri
Japon bahçelerinin özellikleri – Çay bahçeleri

Kaiyushiki – teien (Gezinti bahçeleri)

Edo döneminde (1603-1867) ortaya çıkıyor. Gezinti yapılan yuvarlak bir yol vardır ve saat yönünde gezilir. Bu bahçede de klasik havuzlar, ağaçlar, adalar ve kayalardan oluşan elementler kullanılır. Farklı seyir noktaları oluşturularak bu güzel bahçenin izlenmesi için fırsatlar yaratılır. 

JAPON BAHÇESİNDEKİ ELEMENTLER

Su

Japon bahçelerinin en temel özelliği sudur. Hayatı temsil ettiğine inanılır. Göletler, şelaleler, akarsular en çok kullanılan şeklidir. Zen bahçelerinde ise suyun yerini kum temsil eder. 

Japon bahçesi
Japon bahçelerinin özellikleri

Suyun kullanımı Budizm inancına dayandırılır. Buna göre dağlardan çıkan ve bir göle ya da denize akan su, insanın doğumu ile ölümü arasındaki yaşamı temsil ediyor. Suyun içine yerleştirilen kayalara çarpan su ise hayattaki zorlukları anımsatır. 

Geleneksel bahçelerde asimetrik havuzlar vardır. Göletler denizleri temsil eder ve bahçenin kalbidir. Bahçenin odak noktasıdır ancak merkezde olmak zorunda değildir. Gölet çevresinde simetri çok kullanılmaz.  

Ölümsüzlüğü temsil ettiği düşünülen adalar göletlerin odak noktasıdır. Turna kuşu, kaplumbağa ve Horai Dağı olarak üç farklı şekilde tasarlanır. 

Şelaleler ise dağlardaki nehirleri temsil eder. Yansımayı yakalayabilmek için şelaleler aya bakacak şekilde konumlandırılır. Tek seferde düşen ve kırılarak düşen olacak şekilde iki şekli vardır.

Japon bahçelerinin özellikleri
Tokyo’da bir Japon bahçesinde köprünün kullanımı.

Nehir doğudan batıya doğru konumlanırsa şeytanı uzak tutacağına, sahibinin uzun ve sağlıklı bir yaşam geçireceğine inanılırken kuzeyden güneye akan suyun ise şans getireceğine inanılır. 

Kaya ve kaya grupları

Kayalar da önemli parçalardan biridir. Dayanıklılığı ve bağlılığı sembolize eder. Farklı şekillerde kullanılarak farklı göndermeler yapılır. 

Japon bahçelerinin özellikleri
Kyoto’da bir evin gizli bahçesi…

Dikey konumdakiler – Horai ya da Sumuru Dağı’nı ve zıplayan sazan balığını 

Yatay konumdakiler – Adalar ve yeryüzünü

Kum ve çakıl – Okyanus ve akan nehirleri

Sert volkanik kayalar – Dağları sembolize eder. 

Düz taşlar genellikle yürüme taşları olarak ya da göllerin çevresinde kullanılır. Sert olanlar ise şelalelerin etrafına yerleştirilir. 

Japon bahçelerinin özellikleri
Japon bahçelerinin özellikleri

Üç kayadan oluşan düzenlemede en uzun olanı cenneti, orta boy olanı insanlığı, en küçük olan ise yeryüzü ile cennet arasındaki köprüyü temsil eder. 

Ayrıca taşlar genellikle 2 – 5 – 7’li kümeler halinde yerleştirilir. Ya da tamamen rastgele konularak doğallığı temsil etmesi sağlanır.  

Ağaçlar ve çiçekler

Ağaçlar ve çiçekler tablo gibi görünümler yaratmak ya da bazı şeyleri saklamak için kullanılır. Mümkün oldukça doğal hallerinde kullanılmaya çalışılır. Çiçekler kullanımı nispeten daha azdır. Onun yerine daha çok her zaman yeşil kalan bitkiler tercih edilir ve bitkilerin huzur verdiğine inanılır. 

Japon bahçelerinin özellikleri
Kyoto

Ağaçlar ve çiçekler seçilirken mevsimsel halleri çok önemlidir. Baharda çiçeklenmelerine, sonbahardaysa aldıkları renklere göre bir konumlama yapılır. Yosun da çok kullanılan bir elementtir.  

En çok kullanılan bitkiler ise lotus, çam, açelya, meşe, bambu, kiraz, akçaağaç ve gingko’dur. 

Köprüler ve çitler

Japon bahçelerindeki birçok şey gibi sembol amaçlı kullanılmıştır. Köprüler cennet ve ölümsüzlük arasındaki bir patikadır. Genellikle düz ya da kemerli yapılır, bazen de zigzag şeklindedir. Zigzag olanlardan kötü ruhların geçemeyeceğine inanılır. 

Japon bahçelerinin özellikleri
Kyoto’daki bahçelerden bir örnek.

Çitler ise bambu ya da ağaçtan yapılır ve mümkün oldukça basit tutulur. Köprü eğer bir tapınağın bahçesindeyse kırmızı renge boyanıyor ancak diğer yerlerde renksiz kullanılır. 

Taş fenerler – Su çanakları 

Tek parça taştan yapılan fenerler loş bir ışık yayar ve 4 elementi; ateş, su, toprak ve rüzgârı temsil ettiğine inanılır. Sert taştan yapıldığı gibi yumuşak taşlardan da yapılır. Yanında iki taş bulunur. Biri feneri yakarken üzerine çıkmak için diğeri de feneri yakarken üzerine mum koymak içindir. Günümüzde ise işlevsel olarak kullanılmadığından sadece aksesuar olarak kullanılmaya devam ediliyor. 

Japon bahçelerinin özellikleri
Japon bahçelerindeki taş fenerlere bir örnek.

Su çanakları ise çay bahçelerin girişlerinde bulunuyor. Misafirler içeri girerken burada ellerine ve ağızlarını yıkayarak temizlenmeleri sağlanır. Su genellikle bambu bir borudan çanağa akar. 

Balık 

Koi balıkları Japon bahçelerinde en çok kullanılan hayvandır. 1820’lerde ilk kez kullanılmış. Farklı renklerdeki koiler çiftleştirilerek özel türler elde edilmiş. Japonca’da balık, sevgi ile sesdeş ve özellikle “nishikigoi” türü, aşk ve arkadaşlığı sembolize eder. 

Japon bahçelerinin özellikleri
Japon bahçelerinin vaz geçilmezi Koi balıkları.

İstanbul’daki gizli Japon bahçesi

Dünyada birçok şehirde oluşturulmuş Japon bahçeleri var. Ben ilkini yıllar önce San Francisko’da görmüştüm. Daha sonra Japonya’ya gittiğimde buradaki her bir parkı, bahçeyi hayranlıkla gezdim. Özellikle Kyoto’da çok muhteşem bahçelere denk gelebiliyorsunuz. Eski başkent olan Kyoto’dakilerde, geleneksel tarzda tasarlanmış ve çok eski örnekleri görme şansı bulabiliyorsunuz. 

Japon bahçelerinin özellikleri
Londra’daki bir Japon bahçesinden.

İstanbul’da da çok küçük bir Japon bahçesi var. Baltalimanı’nda ziyaret edebileceğiniz BALTALİMANI JAPON BAHÇESİ, 2003 yılında “Türkiye’de Japon Yılı” vesilesiyle yaptırılmış ve İstanbul’un kardeş şehri olan Yamaguchi Eyaletindeki Shimonoseki şehri tarafından tamamlanmış. 2015’te iki ülkenin katkılarıyla elde geçirilerek daha da güzel hale getirilmiş. Özellikle bahar ayında açan kiraz ağaçlarını sonbahardaysa kırmızıya dönen renkleriyle akçaağaçları görmelisiniz. Bir gün yolunuz Baltalimanı’na düşerse bahçeye mutlaka uğrayın. Ücretsiz gezebiliyorsunuz. 

Çiçekleri seviyorsanız KIŞIN AÇAN ÇİÇEKLER – HER DAİM RENKLİ BAHÇELER yazıma ya da BAHÇENİZDE OLMASI GEREKEN YAZ ÇİÇEKLERİ yazıma göz atabilirsiniz. ÇİÇEKLERİ ÇOĞALTMAK İÇİN PRATİK ÖNERİLER yazımsa evdeki çiçeklerinizi çoğaltırken işinize yarayacak bilgileri bulabileceğiniz bir kaynak… 

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Yeşilsiz kalmayın… 

Son 20 – 30 yıldır bilim insanlarının gündemden düşürmemeye çalıştıkları iklim krizinin boyutları artık göz ardı edilemeyecek noktalara ulaştı. Son iki senedir dünyada ardı ardına yaşanan felaketler bazılarına krizin boyutlarını göstermeye yetmiyorsa daha neyin olmasını bekliyor olabiliriz ki? Ama uzun süreli yangınlar, eriyen buzullar, seller, kuraklıklar, şiddetli yağışlardan oluşan bu felaketler silsilesi krizin sadece görünen yüzü. Dönülmez noktalara gelmeden neler yapılması gerekiyor, kimler neler yapmalı, karbon ayak izi nedir, sorumlu seyahat mümkün mü gibi benim de aklıma takılan birçok soru var…

Bunca sorunun cevabını ararken Instagram’da denk geldiğim bir canlı yayın ilanında Yekmer Şimşek’i tanıma fırsatı buldum. Yekmer, Berlin’de yaşayan genç bir yazılım mühendisi… İklim krizine olan ilgisini okuyarak geliştirmiş ve o günden bugüne de elinden geldiğince bu mücadeleye destek olmaya çalışmış.

Bir gezgin olarak bu sorular uzun zamandır kafamı meşgul ediyordu. Yekmer’e aklımdaki tüm soruları sordum, o da bu karmaşık konuları oldukça anlaşılır bir şekilde uzun uzun cevapladı.

Krizin boyutları çok büyük ama Yekmer, iyimser düşünmekten geri durmuyor. Nedenlerine de birlikte bakalım isterseniz. 

İKLİM KRİZİ İÇİN DÖNÜLMEZ EŞİKTE MİYİZ?

Bilim insanları iklim değişiklikleri konusunda dünyadaki bazı eşiklerin aşıldığını söylüyor. Nedir bu eşikler? Geri dönülmez bir noktada mıyız?

İklim eşikleri nelerdir onları biraz açarak başlayalım isterseniz. İklim eşikleri bir sınır aşıldıktan sonra büyük bir etki yapan ve çoğu zaman geri döndürülmesi zor olan bir durumu belirtmek için kullanılan bir terim. 

Bir örnekle açıklarsak daha iyi anlaşılır:

Mesela, Amazon ormanları içindeki muazzam bitki örtüsü fotosentez ile havadaki karbonu tutup bitkinin bünyesine katıyor. Böylece büyüyor. Amazon ormanları bu yapısı sayesinde dünyanın soğumasını sağlıyor. Ancak Amazon ormanlarında büyük bir yangın olursa o bitkinin bünyesinde bulunan karbon tekrar atmosfere dağılarak dünyanın ısınmasına sebep oluyor. Eğer her sene olan yangınlar belli bir büyüklüğün üstüne çıkarsa Amazon ormanları dünyayı soğutmayı bırakarak çok daha hızlı bir şekilde ısıtmaya başlıyor.

Amazon ormanlarının geri dönülemez bir biçimde yanması bilim insanlarının belirlediği 9 eşik noktasından biri. Tüm eşik noktalarını bu görselden görebilirsiniz.

İklim krizi ve sorumlu seyahat
İklim krizindeki eşikler – Kaynak: Carbon Brief

Bu eşik noktalarının nerdeyse hiçbirini henüz tamamen geçmedik ama hızla yaklaşıyoruz bunları geçmeye. Bunlardan muhtemelen birkaçı geçildiğinde diğerlerini de tetikleyecek ve dünya çok daha hızlı ve durduramayacağımız bir biçimde ısınmaya devam edecek. Bilim insanları bizi bu noktaya gelmeden döndürmek için uyarılarına devam ediyorlar. 

Sorunun cevabına gelirsek geri dönülmez noktada değiliz ancak çok ama çok yakınız.

1,5 DERECEYİ AŞARSAK NELER OLACAK?

1,5 derece ne demek? Eğer bu rakamı görürsek ne tür değişiklikler beklemeliyiz?

Bahsettiğimiz sıcaklık artışları yoğun fosil yakıt tüketmeye başladığımız endüstrileşme öncesi döneme göre tüm dünyadaki ortalama sıcaklık artışı. Yani 1850’lere göre bugün ortalama sıcaklık ne kadar artmış, onu gösteriyor. Bu grafikte görüldüğü üzere şu an 1,1 derece sıcaklık artmış durumda. Bu 1,1 derece sıcaklık artışı son zamanlarda daha sık gördüğümüz sel, yangın, kuraklık gibi felaketlere sebep oldu. Bu hızla devam edersek 2040 yılında 1,5 dereceyi göreceğiz. Bu grafikte gelecekteki sıcaklık artış tahminlerini görebilirsiniz.

İklim krizi ve sorumlu seyahat
İklim krizinde 1,5 dereceye ne kadar yakınız? – Kaynak: IPCC

1,5 derecenin önemi şuradan geliyor. Eğer 1,5 dereceyi görürsek çok muhtemelen yukarıda sözünü ettiğimiz eşik noktalarının birkaçı birden aşılmış olacak. Bu o zamana kadar yavaş olan küresel ısınmanın çok daha hızlı olacağı anlamına geliyor. Yavaş bir şekilde artan iklimi geri çevirme şansımız var ancak hızlandıktan sonra istesek de yapamayacağız bunu. 

Önümüzde biz de dahil tüm canlıları bekleyen çok büyük bir tehlike söz konusu. Felaket tellallığı yapmak güzel bir şey değil, ancak bunu söylemek gelecek nesiller için boynumuzun borcu. Mesela, şu anda sayısı artmış olan kuraklıklar çok daha artarak devam edecek. Gelecekte bizi büyük kıtlıklar bekliyor. Su taşkınları, orman yangınları, aşırı sıcaklar, hortumlar, su seviyesinin yükselmesi gibi aşırı doğa olayları sayısı hızla artarak devam edecek. İlerde bizi, kıtlıklar, açlıklar, iklim kaynaklı politik belirsizlikler, aşırı doğa olaylarının yarattığı büyük ekonomik maliyetin ödenmesi bekliyor. 

Bir başka örnek su seviyesinin yükselmesi. Eğer 1,5 dereceyi geçersek muhtemelen bu yüzyılın sonuna kadar deniz seviyesi 70 metre yükselecek. Yani bugün yüzdüğünüz sahilleri, sahil kasabası ve sahil şehirlerini sular altında göreceğiz. 

YAPILMASI GEREKENLER YAPILDI MI?

Önlemek için yapılması gerekenler nelerdir? Hükümetlere, şirketlere ve bireyler olarak bize neler düşüyor?

Ana başlıkları ile önlemek için yapılması gereken, fosil yakıtlardan hızla uzaklaşmamız. Yani kömür, petrol, doğal gaz yakmayı bırakmamız gerekiyor. Onun dışında doğayı kendi haline bırakmamız, ormanları kesmememiz, yeni tarım ve kentsel alan açmamamız, endüstriyel tarım ve hayvancılığı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor.

Bu uzun yapılacaklar listesi hükümetlerin görevleri aslında. Çünkü hükümetler kanun ve regülasyon yapma yetkisine sahipler. Hükümetlerin çok büyük oranda sorumluluk almadığı tüm seçeneklerin hiçbir başarı şansı yok. Dünyadaki mevcut hükümetler yapmaları gerekeni yapmıyorlar. Bir tane ülke bile bugüne kadar yapması gerekeni yapmadı. Umutsuz olmak için nedenimiz var açıkçası.

Yapmamız gereken en önemli şey bence iklimi önemseyen partilere oy vermek, bu konuda bilgi sahibi olmak, yakın çevremizi bilgilendirmek ve iklim eylemlerine destek vermek.

Bireylere ve şirketlere düşen diğer bir görev ise karbon ayak izini düşürmek. Karbon ayak izi bir ürünün veya olayın olması süresince üretilen karbon miktarına verilen isim. Yani bir örnekle açıklarsak bir plastik çatal aldınız marketten, bu plastiğin üretimi ve taşınması sırasında çıkan karbonu hesaplayan bir ölçüm birimi. Bu çatalı siz almadan önce ‘kaç gram karbon atmosfere salındı’ gibi bir rakam ortaya çıkıyor. Bu rakamlara bakarak daha düşük karbon ayak izli ürünleri tüketerek veya mümkünse hiç tüketmemeyi seçerek şirketler ve bireyler olarak daha bilinçli olmayı öğrenebiliriz.

İklim değişikliklerinde gördüklerimizin yanında göremediğimiz birçok şey var. İnsanların- hükûmetlerin adım atma konusunda yavaş davranmalarının sebebi bu mudur yoksa? Oysaki bilim insanları en az 10 – 15 yıldır iklim krizinin etkileri konusunda uyarılarını yüksek sesle söylemeye devam ediyor. Yoksa karar mercilerini durduran ekonomik nedenler midir? 

Herkesin değişik bir nedeni var aslında adım atmamak için. 

Yeteri kadar bilgi sahibi olmamak:

Öncelikle adım atmamak, konforumuz bozulmasın demek. Kimse durduk yere başına iş almak istemiyor. Ben temel nedenlerden birinin, dünya liderlerinin sorunun büyüklüğünün farkında olmamaları olduğunu düşünüyorum. Bence bu felaketleri bilip halen harekete geçmemenin başka bir izahı yok.

Ekonomik nedenler:

Bütün endüstrimizi yenilememiz ve her şeyi karbondan arındırmamız gerekiyor. Bu çok büyük bir yatırım gerektiriyor. Politikacılar da bu yatırımdan kaçınıyorlar. Ancak kaçırdıkları nokta eğer bunu yapmazsak bunun ekonomik boyutunun çok daha büyük olacağı. 

Kar hırsı:

Fosil yakıt şirketleri ve ihracatçı ülkeler elbette bu kadar karlı bir işi bırakıp gitmek istemiyorlar. Büyük oranda petrol ve doğalgaz alan Türkiye için aslında çok güzel bir haber olacak bu. Çünkü, artık bunlara para harcamasına gerek olmayacak.

Riskten kaçınma psikolojisi:

Herkes benden sonraki yapsın, ihale benim üstüme kalmasın, diyor.

İzlediğim bir belgeselde bilim insanı “sadece sağlıklı beslenerek” (daha az et ve daha çok bitkisel besinle) bazı şeyleri geri döndürülebiliriz” diyordu. Bunu biraz açabilir miyiz?

Tüm dünyadaki tarım alanlarının %70’i hayvanları beslemek için kullanılıyor. Eğer hayvancılığı bırakır veya azaltırsak çok daha az tarım alanı kullanacağımız anlamına geliyor bu. Tarım alanları daha çok ormanlar kesilerek elde ediliyor. Genelde de yüksek karbon salınımı yapan bir şekilde üretim yapıyorlar. Yapay gübre yapımında karbon gerekiyor, tarım ilaçları toprağı öldürüyor ve topraktan daha fazla karbon çıkmasına neden oluyor. Hayvanların mide ve bağırsağındaki bakteriler atmosfere yüksek oranda karbon salıyorlar. Tüm bunların sonucu olarak hayvansal besinlerin karbon ayak izi bitkisel besinlere göre oldukça yüksek. 

DOĞAYA DUYARLI – SORUMLU SEYAHAT MÜMKÜN MÜ?

Ben çocukluğumdan beri, okuduklarımdan merak ettiğim yerleri görmek için can atan biriydim. Kendime yeter duruma geldiğimde elimdeki tüm parayı seyahat etmeye ayırdım. Uzun zamandır yaptığım geziler daha çok doğa ve yürüyüş odaklı. İnsanların birçok sebepten dolayı kitlesel turizm tercih ediyor. Kimseye “gezmeyin” diyemeyeceğimize göre nelere dikkat etmek gerekiyor seyahat ederken? Doğaya duyarlı seyahat ne demek?

Karbon ayak izine dikkat etmek yapılacak şeylerden biri. Her hareketimizin doğaya nasıl bir bedeli olduğunu bilmekle başlayabiliriz. Yakın mesafe uçmak yerine tren veya elektrikli araçları tercih etmek bunlardan birisi. Daha az şey satın almak ve tüketmek. Daha bitkisel bir menü seçmek. Gidilen yerlerin doğal hayatı koruma derneklerine ve yerli hayatına destek olmak. Çöpleri ayrıştırmak bile aslında duyarlı seyahate kapsamına giriyor.

Seyahat etme şeklimizi mi değiştirmeliyiz?

Yalnızca seyahat etme değil, tüm yaşama bakış ve ekonomik sistemimizi değiştirmemiz gerekiyor aslında. Doğa biz dahil birçok türü öldürmeden bizim doğanın bir parçası olduğumuzun bilincine varmamız gerekiyor.

Peki, sorumlu seyahat için hangi araçlar tercih edilmeli?

Mümkünse bisiklet gibi sağlıklı ve karbon salmayan araçlar tercih edilebilir. Mesafeler uzunsa tren veya elektrik ile çalışan diğer araçlar kullanılabilir. Toplu ulaşım az karbon salmak için güzel bir yöntem. En çok karbon salanlar ise uçak, gemi ve fosil yakıt yakan bireysel araçlar.

Durduramayacağımız bazı şeyler var mutlaka. Uzun mesafeler için uçaktan başka çözüm olmayan durumlar mesela… Bunu silmek/etkilerini yok etmek için yapabileceğimiz şeyler var mı? 

Karbon ofset atmosfere salınan karbon kadar dünyanın başka bir yerinde karbonu atmosferden almak demek. Bir örnekle açıklarsak, siz uçakla seyahat ettiniz ve diyelim ki, 100 kilo karbon saldınız atmosfere. İnternet üstünden Brezilya’daki bir firmaya belli bir miktar para verdiniz ve sizin yerinize 10 tane ağaç diktiler. Bu 10 ağaç ile atmosferden aynı miktarda karbonu almış oldunuz. Bu işleme karbon ofset veya nötrleme deniyor. Her uçuşunuzda veya seyahatinizde biraz daha para vererek karbon ofset yapmanız gerçekten sorumlu bir davranış olur. Ancak ben parasını verdim, istediğim kadar karbon salarım kafasına girmemek gerekiyor. Ne kadar az karbon, o kadar iyi.

UMUTSUZ OLMALI MIYIZ?

Bir aktivist olarak siz neler yapıyorsunuz?

Kendime aktivist etiketini açıkçası biraz fazla görüyorum. Bence gerçek kahramanlar iklim için okul grevi yapan gençler. Ben mümkün mertebe bu konuda okuyup insanları da naçizane bilgilendirmeye çalışıyorum. Elimden geldikçe iklim eylemlerine katılıyorum. Az tüketmeye ve bitkisel beslenmeye çalışıyorum. Bunların yanında iklim ile ilgili bir belgesel projesi hazırlıyorum ancak şu an erken aşamada olduğundan dolayı çok detay vermek istemiyorum.

Son söz olarak neler söylersiniz? Konuştuklarımıza bakarak iklim krizi konusunda umutsuz olmalı mıyız? 

Gerçekçi olursak bu politikacılarla pek şansımız yok. Ancak ben iyimser bir insanım. Genç nesiller bana inanç ve ümit veriyorlar. Onlar bu kadar çaba harcarken umutsuz olmayı kendime yakıştıramıyorum. Son IPCC Raporu’na göre halen şansımız var. Ancak acilen harekete geçmemiz gerekiyor. Yeter ki, ne kadar büyük bir krizle karşı karşıya olduğumuzun farkında olalım ve o ciddiyetle yaklaşalım. Meşhur iklim aktivisti Greta Thunberg’in kitap başlığı ile bitirelim: Değişim yapmak için hiç kimse küçük ve önemsiz değildir. 

Bu detaylı cevaplar için çok teşekkür ederim…

Bu konuda bir şeyler izlemek isterseniz ilk önerim David Attenboroug’un harika anlatımı ve İklim Uzmanı Johan Rockström’in katkılarıyla hazırlanan çok etkileyici bir belgesel: NETFLIX – BREAKING BOUNDRIES / SCIENCE OF OUR PLANET.

İkinci önerim ise doğaya duyarlı seyahat ile ilgilenenlerin okuması için: EKO TURİZM ÜZERİNE “BAŞKA” BİR SOHBET.

Ayrıca güncel gezilerimi kaçırmamak için Instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Yaşamın binlerce yıl ötesine uzandığı Anadolu’da sizi en şaşırtacak şehirlerden biri belki de Mardin’dir.  Mezopotamya Ovası’nın büyüleyici manzarasına ve eşsiz bir mimariye sahip Mardin’i gezerken sanki burada zaman durmuş gibi hissedersiniz. Farklı dillerin ve dinlerin huzur içinde yaşadığı şehir, size bir kardeşlik hikayesi anlatır. İşte bu güzel şehirle ilgili tüm detayları Mardin gezilecek yerler rehberinde bulacaksınız. 

Bereketli Mezopotamya topraklarının ortasında yükselen Mardin, hemen ilk görüşte sizi etkiliyor. Camileri, kiliseleri, medreseleri gezerken gördüğünüz güzelliklere, sokaklardan çarşılardan gelen farklı sesler ve kokular ekleniyor. 

Tarihi boyunca birçok medeniyetin de ilgisini çeken şehir, Akadlar, Sümerler, Hurriler, Persler, Asurlar, Babiller, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar’ın hükümdarlığına girmiş hatta bir dönem Timur’in istilasına uğramış. Ama Mardin’e asıl damgayı vuran 11 – 15. yüzyıllarda bölgeye hakim olan Artuklular olmuş. 1516 yılında Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlılar’a katılmış.

Mardin gezilecek yerler
Gece saatlerinde Mardin…

Etkileyici Mardin evleri 

Sarı kalker taşından inşa edilen Mardin evleri şehrin en dikkat çeken özelliği. Kolay işlenen bu taşlar ustaların elinde bir sanat eserine dönüşmüş. Farklı büyüklüklerde yapılan evlerin birbirinin manzarasını kesmemesine dikkat edilmiş. Üst üste inci gibi dizilmiş evlere geceleyin uzaktan bakma şansı bulursanız neden buraya gerdanlık dendiğini siz de işte o zaman anlıyorsunuz. 

Mardin
Mardin ve Mezopotamya Ovası’nın üst mahalleden görünümü böyle…

Sokakların dokusal özelliklerinden biriyse abbaralar. Geçit gibi, evlerin altına inşa edilen abbaralar sokakları birbirine bağlamanın yanında halkı yağmurdan, güneşten koruma görevi görmüş yıllarca.

İnişli çıkışlı, dar sokaklarda halka yardım etme işindeyse en çok eşeklere iş düşmüş. Araç girmeyen sokaklarda çöp toplamadan malzeme dağıtıma kadar birçok iş için eşekler yardım ediyor burada. Hatta şehrin belediye görevli listesinde eşekler de var. 

Her duyuya hitap ediyor 

Şehrin labirent sokaklarında sizi bekleyen sürprizlerin en başında çarşılar geliyor. Rengarenk kumaşlar, mis kokan sabunlar, telkâri işlemeler, bakırlar, baharatlar ve çıtır çıtır bademler tüm duyularınızı harekete geçirecek cinsten. Teraslara kurulan kafelerde mırra içerek soluklanabilir, buralardan şehrin taklacı güvercinlerini izleyebilirsiniz. 

Mardin gezilecek yerler
Mardin çarşısından…

Mardin öyle bir şehir ki, bölgede benzer yerleşimler olsa da onlar arasında eşsizliğini koruyabilen ender yerlerden biri olmuş. Şehri gezmeye başladığınızda bu farklılığını ve güzelliğini gördüğünüz her evde her sokaktan anlıyorsunuz zaten.

Mardin’i tarif ederken en çok kullanılan isimlerden biri de galiba “barış şehri” ifadesidir. Süryani nüfusunun fazla olduğu şehirde gerçekten de Hristiyanlar, Museviler ve Müslümanlar yüzyıllardır yan yana ve barış içinde yaşamayı başarmış. Bu huzur ortamını şehri gezerken de hissediyorsunuz. 

Hazırladığım Mardin gezi rehberinde ilk olarak Mardin gezilecek yerleri anlattım. Sonrasında Mardin’de ne yenir / nerede yenir, Mardin’de nerede konaklanır ve Mardin’e nasıl gidilir gibi sorularının cevaplarını da bu yazıda vermeye çalıştım.  

O zaman Mardin’i tanımaya başlayabiliriz. 

Mardin gezilecek yerler
Mardin genel görünümü…

MARDİN GEZİLECEK YERLER 

Şehirde gezilecek yerlerin neredeyse çoğu eski şehir bölümünde toplanmış. Buranın da can damarı şehri ikiye bölen 1. Cadde… Caddenin başlangıcında yer alan Cumhuriyet Meydanı’ndan şehri gezmeye başlayabilirsiniz. Şehrin üst ve alt bölüm olarak ikiye ayırarak gezerseniz sizin için daha az yorucu olacaktır. 

Mardin Müzesi 

Cumhuriyet Meydanı’na geldiğinizde güzel mimarisi ile dikkatinizi çekecek yer müze binası olacak. Mardin Müzesi aslında patrikhane olarak inşa edilmiş. Daha sonra bir süre garnizon binası sonra da siyasi parti merkezi gibi farklı amaçlarla kullanılmış. 

En sonunda Kültür Bakanlığı’nın binayı satın alması ile müzeye dönüştürülmüş. 1947’den beri açık olan müzede yakın bölgeden çıkartılan birçok değerli eser sergileniyor. 

Mardin Müzesi giriş ücreti: 12,5 Lira – MÜZEKART geçerli.

Mardin Kalesi

Mardin gezilecek yerler
Mardin gezilecek yerler

Şehrin en üst bölümünde yer alan kale için kartal yuvası boşuna demiyorlar. Tepeye konumlanmış kale 10. yüzyılda Hamdaniler zamanında inşa edilmiş. Uzunluğu bir kilometre kadar. Daha sonra şehri ele geçirenler kaleyi kullanmışsa da bir dönem tamamen terk edilmiş. 

Şu an ziyarete açık olmayan kalede birkaç yıldır devam eden bir restorasyon çalışması var. Şehrin en güzel manzara noktası olduğundan umarım en kısa zamanda açılır. Çünkü kaleden ovayı ve şehri izlemek bence harika bir deneyim olacak. 

Zinciriye Medresesi

Şehrin üst bölümünde ziyaret edeceğiniz yerlerden bir de etkileyici yapısıyla Zinciriye Medresesi. Artuklu Sultanı Melik Necmettin İsa bin Muzaffer Davud bin El Melik Salih tarafından 1375 yılında yaptırılmış. (Nasıl uzun bir isimdir bu böyle 🙂 Timur şehri istila ettiğinde Melik Necmettin İsa’yı bir süre burada hapis tutmuş. 

Yivli kubbesi, avlusu, camisi ve insan hayatını simgeleyen su havuzuyla şehirde görebileceğiniz en özel binalardan biri. Ayrıca buradan şehri ve ovayı izlemek ayrı bir keyif veriyor. 

Giriş ücretsiz

Hatuniye Medresesi

1176 – 1185 yılları arasında yaptırılan medrese 2 katlı planla inşa edilmiş. Günümüze ulaşana kadar birçok değişiklikler yaşayan bina yine Artuklular’ın harika taş işçiliğinin en güzel örneklerinden birini oluşturuyor. 

Yapının güzelliğinin ötesinde manevi değeri de çok fazla. Mihrabın hemen yanında göreceğiniz Hz. Muhammed’in ayak izleri, buraya uğramanız için önemli bir neden olabilir. 

Mardin Ulu Cami

Mardin gezilecek yerler
Ulu Cami

Mardin’in sembollerinin en önemlisi Ulu Cami. Neredeyse her Mardin fotoğrafında bu caminin kendisini ya da minaresini bir şekilde görürsünüz. Bu güzel cami bir Artuklu döneme eseri. İlk olarak bu binada kullanılan yivli kubbe modeli daha sonra gelenek haline gelmiş. Başlangıçta iki minaresi varmış ancak biri zaman içerisinde yıkıldığından bugüne tek minaresi ulaşmayı başarmış. Yıllar içerisinde camiye farklı ilaveler ve düzenlemeler de olmuş. 

Kırklar Kilisesi 

Şehrin en eski kilisesi sayılan yapının diğer bir adı da Mor Behnam Kilisesi. Bir dönem patriklik merkezi olarak kullanılmış. Daha sonra da okul olmuş. Kilisenin taş işçiliği kadar ahşap kapıları ve bezemeleri de görülmeye değer parçalar arasında. 

Giriş ücretsiz

Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhanesi

Yine göz alıcı yapısı ve taş işçiliğiyle dikkat çeken Meryem Ana Kilisesi Cumhuriyet Meydanı’nda görebileceğiniz yerlerden biri. Bina 1895 yılında inşa edilmiş. 1988 yılında Kültür Bakanlığı’na devredildikten sonra müze olarak hizmete vermeye başlamış. 

Kasımiye Medresesi

Muhteşem mimarisiyle şehrin eteklerinde konumlanan Kasımiye Medresesi, Mardin’in etkileyici yapılarından bir diğeri.  İnşası Artuklular zamanında başlamış ancak araya giren savaşlar nedeniyle Akkoyunlular döneminde tamamlanabilmiş. 1502 yılında biten binanın yer aldığı alan camisi, türbesi ile bir külliye şeklinde planlanmış.

Giriş ücretsiz.

Tarihi Postane Binası

Mardinli bir aile olan Şatana ailesinin yaptırdığı bina şehrin zengin mimari mirasını görebileceğiniz yerlerden biri. 1890 yılında yapıldıktan sonra konut olarak kullanılmış ancak 1950 yılında bina PTT binası olmuş. Günümüzde ise Artuklu Üniversite’sinin uygulama oteli olarak kullanılıyor. 

Revaklı Çarşı / Tellallar Çarşısı

17. yüzyıl eseri olan çarşı sıra sıra dükkanlardan oluşuyor. 2002 yılında geçirdiği restorasyonla şehrin en çok gezilen yerlerinden biri haline gelmiş. Bugün içerisinde hediyelik eşyaların yanı sıra kumaşlar, çalgı enstrümanları ve bakırdan yapılma birçok şey bulabiliyorsunuz. Mardin’de ismi çok anılan Şahmeran motiflerini de yine çarşıda bulabilirsiniz.

Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi

Binanın yapım tarihi çok bilinmemekle birlikte 19. yüzyılda kışla olarak inşa edildiği tahmin ediliyor. 2007 yılında burası Sabancı Vakfı tarafından alınarak Mardin Kent Müzesi ve Dilek Sabancı Sanat Galerisi’ne çevrilmiş. İki katlı binanın üst katında Mardin şehrinin kimliğini/belleğini oluşturan zanaatlar, yaşam alanları, sosyal yaşam ve kent tarihine ait buluntu ve eşyalar sergilenirken alt kattaki galeride fotoğraf, resim, ebru gibi sanat eserlerini görebiliyorsunuz. 

Detaylı bilgi için: SAKIP SABANCI MARDİN KENT MÜZESİ

 Giriş ücreti: Tam 10 Lira / Öğrenci 5 Lira

MARDİN MERKEZ DIŞINDA GEZİLECEK YERLER  

Deyrulzafaran Manastırı

Mardin gezilecek yerler
Mardin

Şehrin dışında görülecek önemli yerlerden ilki adını safrandan alan Deyrulzafaran Manastırı. Tüm dünyaya yayılmış Süryaniler için çok önemli bir dini merkez olan manastır, yapısının güzelliğiyle dini anlamı dışında da her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor.  

Yapı ilk olarak Güneş Tapınağı olarak daha sonra Romalılar dönemindeyse kale olarak kullanılmış. Romalılar bölgeden ayrıldığında Aziz Şleymun bazı azizlerin kemiklerini buraya getirterek kaleyi manastıra çevirirmiş. Safran ismini ise 15. yüzyıldan sonra almış. Taş işçiliği dikkat çeken binanın kubbeleri, kemerli sütunlarının yanı sıra ahşap el işlemelerine de hayran kalacaksınız. 

Deyrulzafaran Manastırı Giriş Ücreti: Tam 10 Lira / Öğrenci: 5 Lira

Dara Antik Kenti 

Burası öyle bir yer ki kazılar tamamlandığında “Güneydoğu’nun Efes”i olmaya aday olduğunu söylüyorlar. Ben gittiğimde bile çalışmalar şu anki haline göre çok geride olmasına rağmen çok etkilenmiştim açıkçası.  Sadece yüzde 5’inin açıldığını düşünürsek ileride gerçekten müthiş şeyler göreceğimizden eminim. 

Mardin gezilecek yerler
Mardin

Dara Antik Kenti Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırlarını korumak amacıyla imparator Anastasius tarafından 491 – 518 yılları arasında bir garnizon yani askeri üs olarak yaptırılmış. Kayaların içerisine oyulan binaları çevreleyen bir sur varmış. İç kale içerisinde ise saray, çarşı, zindan, tophane gibi alanlar bulunuyormuş. 

Giriş ücretsiz

Mor Gabriel Manastırı

Süryani topluluğunun çok önemli yapılarından biri olan Mor Gabriel Manastırı, Midyat ilçesinin 23 kilometre dışında bulunuyor.  Tarihçesi 397 yıllarına kadar uzanan yapıya farklı zamanlarda çeşitli bölümler eklenmiş. 

408 – 450 yılları arasında Kral Theodosius zamanında lahitlerin konacağı abide evi, Meryem Ana Kilisesi, Resuller Kilisesi, Kırkşehit Kilisesi, Mor Şmuel Mabedi, Theodora Kubbesi, Mor Şlemun Mabedi gibi bölümler eklenmiş.

Mor Gabriel Manastırı Giriş ücreti: 10 Lira

Mardin gezilecek yerler
Mor Gabriel Kilisesi

Beyazsu

Bölgenin vahası görevi gören Beyazsu şehrin hem serinleme hem de içme suyu ihtiyacını karşılayan yerlerden biri.  Midyat – Nusaybin arasında akan dere ve çevresi halkın en sevdiği yerlerden. Dere üzerine kurulu balıkçı tesislerinde taht adı verilen geleneksel oturma alanları bulunuyor. Suyun hemen üstlerine kurulu bu tahtlarda dinlenirken nehirden tutulan balıkların da tadına bakabiliyorsunuz. 

Midyat 

Mardin’e 1 saatlik mesafede olsa da Midyat bence bölgede görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Mardin’e benzeyen dokusu ile dikkat çeken yerlerden biri. Birçok diziye de ev sahipliği yaptığından manzaralar size çok tanıdık gelecektir. Camileri, manastırı ve kiliseleriyle başlı başına vakit ayrılması gereken bir yer aslında. Eğer Mor Gabriel Manastırı’nı görmek istiyorsanız o zaman yolunuzu Midyat’a kadar uzatmalısınız. 

Mardin
Midyat

GEREKLİ BİLGİLER

Mardin nerede?

Güneydoğu bölgesinin Suriye ile sınır oluşturan kentlerimizden biridir. Komşu illeri ise Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Siirt ve Şırnak.

Mardin’e ne zaman gidilir?

Coğrafi konumu nedeniyle karasal iklimin hüküm sürdüğü Mardin’de kışlar soğuk, yazlar ise çok sıcak geçiyor. Bu yüzden Mardin için en güzel zaman bence ilkbahar. Özellikle mart sonu – nisan başına yani badem ağaçlarının açtığı döneme denk gelebilirsiniz en güzel zamanı yakalarsınız. Mayıs ortalarına kadar yine sıcaklıklar gezilebilecek ortalamalarda oluyor. Sıcaklığın düşmeye başladığı eylül – ekim arası da yine uygun zamanlar.

Mardin’de ne kadar kalınır?

Mardin’de sadece eski şehri gezip döneyim isterseniz 2 tam gün size yeterli gelir. Ancak gezilecek yerlerde de anlattığım gibi Mardin’inin çevresinde de görülmeye değer fazlaca yer var. O yüzden 1 günü de çevreye ayırırsanız 2 gece 3 gün daha uygun olur. 

Alternatif olarak hızlı bir program isterseniz eski şehre ilk günü ayırmanızı öneririm. Böylelikle ikinci günü de çevredeki gezilecek yerlere ayırma imkanı yaratmış olursunuz.

Mardin gezilecek yerler
Mardin gezilecek yerler

Mardin’de ne yenir? Mardin’de nerede yenir?

Baharat ve etin başrolde olduğu Mardin mutfağının yıldızlarını şöyle sıralayabilirim:

Irok (içli köfte): Mandalina şeklinde pişirilen bir çeşit içli köfte.

İsfire: Yumurtadan bir çeşit omlet, pekmez ile servis ediliyor.

Kaburga dolması: Kuşbaşı et ile yapılan harç, kaburganın içine dikilerek pişiriliyor.

Sembusek: Yarım ay şekliyle sac üzerinde pişirilen gözleme.

Mardin gezilecek yerler
Mardin sokakları

İkbebet: Haşlanarak yenen bir çeşit içli köfte.

Kibe: Bir çeşit işkembe dolması. Kuzu ve oğlak işkembesinden yapılıyor.

Dobo: Kuzu kolu, sarımsak, yağ, badem ve baharatlarla işlendikten sonra yoğurda bandırılarak yağda kızartılıyor.

Firkiye: Et ve köftenin bir arada olduğu çağla ile yapılan bir çeşit sulu yemek.

Lebeni: Aşurelik buğday ve süzme yoğurt pişirilerek muhallebi kıvamına getiriliyor.

Harire: Üzüm, un, tarçın, ceviz, şeker ve pekmez ile yapılan bir çeşit tatlı.

Kitel raha: Yarma, dövülmüş et, bulgur, soğan, maydanoz ve baharatlarla yapılan içli köfte.

Zerde: Süt, pirinç, tane yeni baharat ve şekerle yapılan bir çeşit tatlı.

Zingil: Kızartılan hamurların üstüne şerbet dökülerek yeniliyor. 

Süryani şarabı: Bölgede yetişen üzümlerden yapılan şaraplar burada tadına bakabileceğiniz özel lezzetler. 

Mardin gezilecek yerler
Mardin ve Mezopotamya Ovası

Mardin’de nerede yenir?

Cersis Murat Konağı 

Harika bir Mardin konağında hizmet veren restoran yöresel yemekler yiyebileceğiniz en özel yerlerden biri. Zengin Mardin mutfağının leziz örneklerinin birçoğuna burada bulabiliyorsunuz. Adeta bir müzeyi andıran konağın yıllar içerisinde çok ünlü misafirleri de olmuş. Prens Charles bu isimlerden biri mesela… Yeri 1. Cadde üzerinde… 

Kaburgacı Selim Amca

Yörenin ünlü kaburga dolmasını yemek için en çok tercih edilen yerlerden biri. Tepside getirilen kaburga önünüzde ayıklanarak servis ediliyor. 

Kebapçı Yusuf Usta

Mardin kebabını gerçek lezzetiyle yiyebileceğiniz yer burası. Sade, fıstıklı ya da cevizli seçenekleri bulunan kebabın yanında domates, lavaş, biber ve sumaklı soğan geliyor. 

Seyri Merdin

Manzara eşliğinde yine harika yöresel lezzetler bulabileceğiniz yerlerin başında geliyor. Aşur kebabı, tahinli tavuk, kıdre, sac tava, ırok, mumbar, haşu, patlıcan dolması, ikbebet, mezeler ve harire burada bulabileceğiniz lezzetten birkaçı.

Sadık Künefe

Künefenin lezzeti kadar farklı baklava çeşitlerini bulabileceğiniz bir tatlıcı. Künefe yanında isteyenlere dondurma servis yapılıyor. Ayrıca Diyarbakır ve Batman’da şubeleri var. 

Mardin gezilecek yerler
Mardin’de teras kafelerden biri.

Bagdadi

Bagdadi’de çeşit çeşit mezelerin tadına bakmak isterseniz Mezopotamya Tabağı bunun için en iyi seçim olacak.  Şah Mahallesi’nde hizmet veren restoranın iştah açan bir manzarası var. 

Rıdo Kebap Salonu

Mardin’in ünlü kebapçısı. Dedesi Kebapçı Rıdo’nun yerini şu an Şeyhmus Usta almış. Mardin’e gelen herkesin neredeyse uğradığı bir yer burası. Rido kebabı mekânın spesiyali ama Urfa, Adana, Patlıcanlı, kuşbaşı kebabını da deneyebilirsiniz. 

İzla Arte Cafe

Mardin’in ünlü Süryani şarabını tadabileceğiniz yer arıyorsanız İzla Arte’ye uğramalısınız. Güzel dekore edilmiş sıcacık mekân Mardin havası almak için doğru adres. 

Marangozlar Kahvesi

Marangozlar Çarşısı’nda yer alan aslında bir kahvehane olan mekân Mardin’le bütünleşmiş yapısıyla gidenlerin ilgisini çeken yerlerden biri. Manzarayı izlerken bir yandan da Mardinlilerle sohbet etme şansı da bulabilirsiniz burada… 

Mardin’de nerede kalınır?

Mardin turizmde hareketlenmeye başladıktan sonra güzel bir değişime girdi. Tarihi şehir bölümünde birçok bina restore edilerek otele çevrildi. Birbirinden güzel binaların bir kısmı gerçekten çok etkileyici.  Yeni şehir bölgesinde de konaklama imkânı var ama mümkünse eski şehirdeki bu tarihi binalarda kalma deneyimini yaşamanızı çok isterim. 1. Cadde üzerindeki oteller en merkezi olanlar.

Selçuklu Konağı

Mardin gezilecek yerler
Mardin Selçuklu Konağı

Şehrin en gösterişli otellerinden biri burası. Muhteşem döşenmiş tarihi bir konakta hizmet veren mekânın 7 odası var. Güzel bir avlusu ve manzaralı bir terası bulunuyor. 1. Cadde üzerindeki otel aynı zamanda gezilecek yerlere de kısa yürüyüş mesafesinde. 

Zinciriye Hotel

Bölgedeki birçok otel gibi tarihi bir binada hizmet veren otel, aynı zamanda birçok yere kolay erişim imkanına sahip. Konforlu odaları ve güzel kahvaltısıyla iyi seçeneklerden biri. 

Artuklu Kervansarayı

Mardin
Artuklu Kervansarayı (Fotoğraf: Artuk Kervansarayı sitesinden)

58 odalı otel yine tarihi binalardan birinde hizmet veriyor. 800 yıllık bir kervansaray olan bina harika bir şekilde restore edilerek otele dönüştürülmüş. Taş işçiliğinin en güzel örneklerini odalarda görebiliyorsunuz ama hiçbir konfor eksik kalmamış. Şehre gelen birçok ünlü isim yine buraya uğramış. 

Ramada Plaza by Wyndham Mardin

Yeni Mardin bölümünde yer alan Ramada Türkiye çapında hizmet veren zincir otellerden biri. Bu standardı koruyan otelde oldukça konforlu bir şekilde kalabiliyorsunuz.

Mesoptamia Garden Hotel 

Yeni Mardin bölümündeki otel yakın dönemde hizmete açılmış. Havuzu, açık büfe kahvaltısı var. Araçla çok kısa sürede eski Mardin’e ulaşabiliyorsunuz. 

Mardin’e nasıl gidilir?

Mardin’e Türk Havayolları ve Pegasus’un düzenli seferleri bulunuyor. Mardin – Diyarbakır arası karayoluyla 1 saat 20 dakika olduğundan burası da uçuş noktası olarak kullanılabilir. 2 – 3 saatlik mesafelerde olan Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman uçuş için diğer alternatifler olabilir. Bu noktalardan daha sonra karayolu ile Mardin’e ulaşılabilirsiniz. 

Demiryolları ile karayolu aktarması yaparak gelmek mümkün. Ankara’dan Güney Kurtalan Ekspresi ile Diyarbakır’a geldikten sonra Mardin’e otobüs- minibüs aktarması ile ulaşabilirsiniz. Trenle Ankara Diyarbakır arası neredeyse 24 saat sürüyor ve yataklı ve kuşetli kompartımanları var. Diyarbakır – Mardin arası ise araçla 1 saat 20 dakika.

Bunlar dışında karayolu ile gelmek isterseniz çevre şehirlerden ve İstanbul – Ankara – İzmir gibi büyük şehirlerden otobüs ile ulaşma imkânınız var.

Mardin gezilecek yerler
Mardin sokakları

İstanbul – Mardin arası yaklaşık 1470 kilometre yaklaşık 15 saat 

Ankara – Mardin yaklaşık 1041 kilometre yaklaşık 10,5 saat

İzmir – Mardin yaklaşık 1444 kilometre yaklaşık 16 – 17 saat

Antalya – Mardin yaklaşık 1153 kilometre yaklaşık 13 – 14 saat

Trabzon – Mardin 665 kilometre yaklaşık 9,5 saat

Mardin gezilecek yerler
Zinciriye Medresesi

Mardin Havalimanı’ndan şehre ulaşım

Havalimanı ile şehir merkezi arası yaklaşık 20 kilometre kadar. Şehre ulaşmak için HAVAŞ araçlarından ve toplu taşıma araçlarından yararlanabilirsiniz. Havalimanı otobüsleri ile şehir merkezine, otogara ve Kızıltepe’ye ulaşma imkânı var. Bunun yanı sıra taksi servisinden de yararlanabilirsiniz. 

Ayrıca terminal binasında araç kiralama servisleri bulunuyor. 

Mardin gezilecek yerler
Mardin sokaklarından…

Tek başına gidilir mi?

Doğu Anadolu’da bu sene (2021) birçok şehri tek başıma gezme fırsatı buldum. Daha önceki yıllarda da tek gittiğim şehirler olmuştu ve bir sıkıntı yaşamadım.  Özellikle Mardin bu konuda rahat edebileceğiniz yerlerin başında geliyor. Anadolu insanı burada da çok yardımcı ve ilgili. Ancak ben yine de her zaman özellikle geç saatlerde tek başına dolaşırken dikkatli olmakta fayda olduğunu düşünüyorum. 

Doğu Anadolu ilginizi çekiyorsa VAN – AKDAMAR ADASI, İSHAK PAŞA SARAYI ve ELAZIĞ GEZİLECEK YERLER yazılarım da işinize yarayabilir. Göz atmanızı öneririm. 

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için Instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Dünyada uzun zamandır konuşulan ve olumlu birçok örneklerini gördüğümüz ekoturizm kavramı son yıllarda Türkiye’de konuşulmaya ve uygulanmaya başlandı. Kitlesel turizme alternatif olarak gelişen ekoturizm bizim gibi her köşesi farklı doğal güzellik ve kültürel değerlerle dolu bir ülke için çok önemli bir şans. Ekoturizm nedir, neleri kapsıyor Başka Rota’nın kurucusu Mikail Köroğlu’na sordum, o da uzun uzun yanıtladı.

Uzun yıllardır katıldığım birçok doğa turunda birlikte yürüdüğümüz Mikail için ekoturizm bir iş değil artık bir yaşam biçimi olmuş. O yüzden Türkiye’de bu konuyu enine boyuna tartışabileceğin birkaç isimden biri bana göre. Mikail’le sohbetimizde hayatımıza yeni yeni giren bu kavramı incelerken bir yandan da hem dünyadan güzel ekoturizm örneklerini hem de turizmde yaşanan olumsuzlukları değerlendirdik. 

EKOTURİZM NEDİR?

20-30 yıldır konuşulan ekoturizm kavramı son yıllarda daha çok gündeme gelmeye başladı. Bilinçli ve sürdürülebilir turizm için sanırım ekoturizm önemli bir şans. O yüzden öncelikle ekoturizm nedir, onu anlatarak başlayabilir miyiz?

Ekoturizm çevreyi koruyan ve yerel halkın refahını gözeten, doğal alanlara karşı duyarlı bir seyahat anlayışıdır. Turizm pazarında, doğaya dayalı turizm olarak tarif edilen ekoturizm, sürdürülebilir kalkınma aracı olarak görülmektedir. İçinde çok fazla öğeyi barındırır. O yüzden tanımı birçok alanı kapladığından basitçe bu şekilde ifade edilebilir. 

Mikail Köroğlu
Başka Rota kurucusu Mikail Köroğlu

Ekoturizm deyince doğaya dayalı aktiviteler akla geliyor. Neleri kapsıyor, çeşitleri nelerdir?  Farklı aktiviteleri de içeriyor mu? (Mesela kültürel aktiviteler gibi)

Ekoturizmin açılımı Ekolojik Turizm’dir. Doğaya saygılı aktivite içeren her durum ekoturizmin içine girer. Kültürel aktiviteler temel olgularından biridir. Kültür turu konseptini başlatan acentalar gün geçtikçe daha kolay operasyon yapmak ve daha çok insana hitap edebilmek için kısıtlı mekanlara odaklanmış olmalılar. Ekoturizmde ısrar ettiğinizde butik kalmak zorundasınız.   

Kültür turu deyince aklımıza cami, şehir ya da antik kent gezmek geliyor. Tabii ki, bunlar da önemli ama kültürü oluşturan çok fazla etken var. Siz sadece birkaç adet etkenin önemine değinirseniz büyük oranda eksik tur yapmış olursunuz. Gittiğiniz bölgenin diline, dinine, yaşam biçimine, yemeklerine ve kıyafetlerine odaklanmanız gerekmekte. Bu değerlere bütünsel bakış ekoturizm anlayışında vardır. Aynı zamanda, 20 yıl sonra aynı bölgeyi gezen bir turistin aynı öğeleri deneyimlemesini gözetir.  

Dünyada uygulamalar nasıl? Güzel örnekler var mı anlatabileceğin?

Yakinen bildiğim ve son yıllarda deneyimlediğim Arnavutluk, Karadağ ve Kosova üçgeninde yer alan ‘Balkan dağ zirveleri’ tur konsepti ilk aklıma gelen yer oluyor. Üç ülkenin sınırlarını yürüyerek dolaştığınız kültürel yürüyüş rotaları var. Ekoturizm ne demek, diye merak ediyorsanız mutlaka gitmeniz gerekiyor. Bozulmamış kültürel değerleri aynı şekilde diğer nesillere aktaracak çalışmalar devlet destekli yapılıyor. 

“Gerçek ekoturizm deneyimi” derken neyi kastettiğimi bir örnek ile ifade edeyim. Bir köye gittiğinizde size misafir gibi davranıyorlar, çok az değişim göstermiş odalarını size veriyorlar, kadın erkek bir arada konaklıyorsunuz, duş/tuvalet ortak ve onlar ne yiyorsa size de aynısını yapıyorlar. Ülkemizde bu saydığım özellikleri devam ettirebilen çok ama çok az ekoturizm merkezi kaldı. 

Gürcistan ve Kırgızistan’da da aynı çalışmalar var. Güney Amerika’daki bazı ülkelerde (Peru, Kolombiya vb.) uzun yıllar önce başlayan ekoturizm konseptleri var. Asya ülkeleri ve Güney Amerika’da örnek alacağımız çok şey var. Bunlar hem olumlu yöndekiler hem de ekoturizmin iyi yönetilmeyince ne hale gelebileceği yönündeki birçok olumsuz örnekler… 

Türkiye doğal güzellikleri, köklü tarihi barındıran coğrafyası ve sosyokültürel değerleriyle tam bir cennet. Bu özellikleriyle de turizm açısından büyük bir potansiyele sahip. Türkiye’nin ekoturizm açısından potansiyelini değerlendirir misin? Ekoturizm olarak Türkiye’de neler yapılıyor? 

İçi boşaltılan ama çok şey anlatan cümlelere en güzel örnek ‘Medeniyetler Beşiği Anadolu’dur sanırım. Çok tekrar edilen kelimelerin anlamını yitirmesi Anadolu için olmamalı. Öyle ki, bırakın bölgeyi ve şehirleri, her köyün kendine has gelenekleri, yemekleri, neredeyse dili ya da şivesi bile farklı bu topraklarda. Bu zenginlik dünyanın hiçbir yerinde yok! Anadolu toprakları dünyanın sıkıştırılmış hali gibi. Kültürler, antik kentler, dağlar, diller, denizler, çöller, derin kanyonlar, buzullar, kutsal alanlar, Alpin çayırlar, kadim dinler, hep bu topraklarda var ya da bu topraklardan dünyaya yayılmış. Bu değerleri koruyarak gelecek nesillere bırakabiliyor isek ne mutlu bize. Hep derim, bir kere daha söylemekten onur duyarım: Ekoturizmi gerçek bir şekilde uygulayabilirsek Anadolu topraklarında (batıdan doğuya, kuzeyden güneye) şu an içinde bulunduğumuz birçok sorunu bitirmiş oluruz. 

Ekoturizm nedir
Amlakit Yaylası

Ülkemizde Doğu Karadeniz başta olmak üzere birçok bölgede ekoturizm faaliyetleri yürütülmekte. Akdeniz’deki Likya Yolu, Ege bölgesinde Karia Yolu gibi kültürel yürüyüş rotaları, Doğu Karadeniz’de yayla turizmi, Kars ve çevresinde tarım ve köy yaşamı deneyim turizmi ve bazı dağlara yapılan tırmanış, kamp ve yürüyüş turizmi ilk aklıma gelen lokomotif ekoturizm çeşitleridir. 

Özellikle son yaşadığımız felaketlere ve sonuçlarına bakınca çevre bilincinin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Bu anlamda ekoturizmin önemi de ortaya çıkmıyor mu? 

Tam olarak çıkıyor. Doğa sevgisi ile ekoturizmin ne alakası var? Başka şekilde soracak olursak “ekoturizm olmadan doğa bilinci aşılayamaz mıyız?” diyebilirsiniz. Turizmi bu anlayış ile devlet destekli yaptığınızda, toplumu ve özellikle yerel, yani büyük şehirlere göçmemiş ata topraklarında hala yaşamaya devam eden halkı eğitmiş olursunuz. Kültürel birliktelik yaşanmasının yanında, yerel yaşamların bozulmadan geleceğe aktarılması ve bu yapılırken de para kazanılması motive edici olacaktır. Çevresinden yani doğasından para kazanan halk bunu korumak için elinden geleni yapacaktır. 

Eko turizmin kitle turizminden en büyük farkı galiba “tüketmek yerine korumak” diyebilir miyiz? Bu gözle baktığımızda hem turiste hem de yerel halka birçok görev düşüyor sanırım. Bu konuda neler söyleyeceksin?

Ülkemizde maalesef bu konuda bilinç gelişmiş değil. Dünyada yaklaşık 50 yıllık bir geçmişe sahip olan ekoturizm anlayışı bize 30 yıl önce çok yavaş bir şekilde ilerleyerek geldi. Son 20 yılda da katlanarak arttı. Devlet destekli olmayan, alt yapısı olmayan, bilgisizlik ve para kazanmak odaklı yapılan turizm çeşitlerinin daha hızlı artması nedeni ile gölgede kalan ekoturizm anlayışı, son yıllarda yaşanan felaketler nedeni ile küresel boyutta artış gösterdi. 

Yerel halka düşen görevleri yaşayarak bulmasını beklemememiz sanırım en önemli konu. Bilmediği bir konuda kendine düşen görevleri bilmesini bekleyemeyiz. Aynı şekilde turistin de gittiği yerde nasıl davranacağını bilmesi gerekiyor. Bu bilgiye de daha önce deneyimlemiş kişilerden, devletten, ekoturizm alanında çalışan STK’lardan, ekoturizm turu düzenleyen seyahat acentalarından ve bölgeye giden ekoturizm rehberlerinden ulaşılabilir. Sayılarının ne kadar az olduğunu söylememe gerek yok herhalde.

Tabii, bir de bunun yönetim ayağı var, onlar (yerel ya da üst yönetim) neler yapmalı? Ne tür adımlar atılmalı ya da destekler verilmeli? 

Devletin yapacağı tek bir şey var; diğer ülkelerdeki uygulamaları bize uyarlayarak tabana yaymak. Dünyanın başka ülkesinde olmayan çok fazla değere sahip olan bir ülkede bunu gerçekleştirmek daha hassas dengelere ve daha fazla bilgiye sahip olmamız anlamına geliyor. Çok zor ve zamana yayılması gerekiyor. Ama imkânsız değil. Şimdi başlarsak 10 yıl içinde ciddi kazanımlar elde etmiş olacağımızı düşünüyorum.

ekoturizm nedir
Amlakit Yaylası’ndan.

Türkiye’de ekoturizmciler için bir birlik veya organizasyon var mı? 

Şimdi isimlerini saymak istemediğim içinde ekoturizm geçen dernekler elbette var. Ama faaliyetleri ne derseniz ben bilmiyorum açıkçası. Her sene bir başka ülkede Uluslararası Ekoturizm Derneği’nin düzenlediği etkinlik bu yıl ülkemizde yapıldı. Tokat ilinde yapılan yarışma sonuçlarının açıklandığı etkinlik ve çalıştaya birçok ekoturizm gönüllüsü ve meraklısı katıldı. 

Aynı zamanda TURSAB içinde Alternatif Turizm adı altında faaliyet gösteren ilgili seyahat acentalarının buluştuğu bir ihtisas başkanlığı var. Zaman zaman bir araya gelerek yapılan ve yapılması hedeflenen faaliyetleri tartışıyorlar. 

Bu konuda rehberlerin de önemi büyük… Onlar için ayrı bir eğitim ya da düzenlemeler var mı? 

Ülkemizdeki kanayan bir başka yara daha. TUREB’in sorumlu olduğu bir konu bu. Kendi içlerinde zaman zaman alternatif turizm rehberi yetiştirme kurs ve sınavları yapıyorlar ama maalesef yetersiz. Bu konuda eğitim verecek yeterliliğe sahip bir kurum ülkemizde yok. Klasik kitle turizmi rehberliği çok baskın. Hem eğitim aşamasında hem de uygulama gezilerinde bunu çok iyi gözlemliyoruz. Ortaya çıkan sonuç da 12 bin rehberin abartmadan söylüyorum ki, 11.900’ü kitle turizmine yönelmiş durumda. Bu konuda bir istatiski çalışma tabii ki yok ama 17 yıllık sektör deneyimim bana aksini maalesef söylemiyor. 

Avrupa’da dağ ve doğa rehberleri yetiştirme dernekleri var. Yetkileri devlet tarafından belirlenmiş. Bir dağ ve doğa rehberi yetiştirmek için ciddi mesai ve sınav sistemleri var. Mesela bir dağ rehberi olmanız için 4 ila 7 yıl eğitim almanız ve çok ama çok zor olan bir sınavı geçmeniz gerekiyor. Bunu başardıktan sonra da hemen rehber olamıyorsunuz. Bir de staj dönemi gibi düşüneceğiniz yardımcı rehberlik süreniz var. Belirli bir yılı doldurduktan sonra UIAGM Belgesi alıp tek başınıza bir grubu dağa çıkarabiliyorsunuz.

Biz de bırakın dağ rehberliği belgesini verecek yetkinlikte kurum olmasını, denetleyecek bir mekanizma bile yok. Bir kere bir dağa çıkan bir kişi, bir sonraki sefer arkasına 10 kişiyi alarak rehberlik yapabiliyor. Aynı şekilde doğa turlarında bunun sayısız örneği var. Dağcılık kulübü adı altında kaçak tur yapan birçok kulüp var. Birkaç rota öğrendikten sonra kendine doğa rehberi diyen mi ararsınız, yürüyüş ve bilmem ne uzmanları mı!

Bir de TDF’nun yaptığı ‘yaz ve kış yürüyüş liderliği’ sertifikasyon eğitimi var. Çok tartışmalı bir süreç sonunda belirli bir sayıda kişi bu sertifikaya sahip oldu. Şimdi onlar da ‘liderlik’ yapmaya başladılar.  

Turizmde olduğu gibi ekoturizmin faydaları kadar mutlaka olumsuz yönleri vardır? Bunlardan bahseder misin? 

Doğru yapıldığı sürece ekoturizmin olumsuz yönü yok denecek kadar az bence. Ama ‘doğru’ kelimesinin altı yukarda değindiğimiz birçok konuyu, deneyimi ve zamanı içeriyor. Ama illaki birkaç örnek vardır derseniz şunu söyleyebilirim; yanında konakladığınız ailenin çocukları sürekli başka kişilerle karşılaşıp gelişim aşamasında diğer arkadaşlarına nazaran bambaşka bir duygu durumuna girebilir. Ailenin ona yaklaşımına bağlı olarak da bu durumu olumlu bir yöne çekilebilir ama bunu pozitif etkene çekebilecek aile bilinci sayısı ne kadar var tartışılır. Bunlar bilimsel çalışma gerektiren spesifik konular. Bu örnekler arttırılabilir.  

Uzungöl, Ayder gibi örnekler önümüzdeyken 5-10 yıl içinde Gito’nun, Amlakit’in ya da Maçahel’in bunlardan birine dönüşmemesini nasıl sağlarız?

Bu haberi vermek istemezdim ama maalesef artık Gito’yu kaybetmiş durumdayız. Günübirlikçi kitle turizm zihniyeti orayı da ele geçirmiş durumda. Aldığım haberlere göre de önümüzdeki yıllar Gito ve Pokut yaylalarına yol yapılacakmış. O kadar bozuk yolları varken yaşanan bu kültürel bozulmuşluk yol yapıldığında ne hale gelir siz düşünün. 

Mikail Köroğlu
Mikail ile yaptığımız en son Kaçkar Etekleri turundan…

Sorunuza cevabım daha önce söylediğim gibi devlet yönetimi ile olur. Tüm etkenlerin değerlendirildiği bir yönetim planı olmadan yerel kişilerin, STK’ların ya da bizim gibi seyahat acentalarının etkisi çok az olacaktır. 

Sen doğa turizmine yıllarını vermiş biri olarak Başka Rota’yı kurarken ek turizm yapmak üzerine yola çıktın. Biraz kendini ve Başka Rota’yı anlatır mısın? Başka Rota olarak sizin hedefleriniz neler? Bu yolda zorluklar yaşıyor musun? 

Çocukluğum tarlalarda sokaklarda geçti. Profesyonel olarak doğa bilincimim gelişmesini Mimar Sinan Dağcılık Kulübü ile tanışmama borçluyum. Hem yaz hem kış eğitimlerimi tamamladıktan sonra Kaçkar Dağı hariç tüm faaliyette bulunduğum dağlara hep kış aylarında gittim. Kış dağcılığını daha çok sevdim. Asker sonrası eski dağcılık kulübü başkanımız Sinan, bana şimdiki hayatımı kazandıracak bir teklifte bulundu. Doğa turları yapan bir acentayla tanışmamı sağladı. 10 yıl o acentada hem doğada hem de ofiste çalışarak kendimi geliştirdim. Sonra 2015 senesinde BAŞKA ROTA’yı kurdum. 

Ekoturizm anlayışı benim işim değil yaşam biçimim haline geldi. Bu konuda birçok yazı yazdım, info gezilerinde konuşmalar yaptım. Turlarımıza gelen misafirlerimize ekoturizm anlayışını yılmadan anlatıyoruz. Biz turist olmayı bilmeyen bir toplumken ekoturist nasıl olunur onu anlatıyoruz. Yani işimizin çok zor olduğunu bilerek ve severek yapıyoruz. Sanırım bu bizim en büyük özelliğimiz. 

En büyük idealimiz toplumumuzun her kesimine ekoturizmi tanıtmak ve uygulanabilir hale getirmek. 

Bu sene turist rehberliği eğitimi almaya karar verdim. Yukarıda saydığım nedenlerden ötürü almamak için direnmiştim. Ama artık zamanı geldi ve diğer kitle turizmi yapan rehberleri mümkün olduğunca ekoturizm rehberi yapmak için kolları sıvadım. Ölene kadar ne kadar rehberi kandırabilirsem o kadar kendimi başarılı hissedeceğim. 

Bu arada şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Rehberlik kokartı almadan TUREB yönetimi sizi yok sayıyor. Çalıştaylarına konuşmacı ya da eğitmen olarak katılamıyorsunuz. 

Bireysel olarak ben (ya da kişiler) neler yapabilirim?

Ekoturist olmanız yeter. Bu konuda kendinizi geliştirmelisiniz. Hayata bakış açınızı değiştirmekten geçiyor. 

Sürdürülebilir bir dünya için ekoturizmin etkileyici bir çözüm ama uygulamada zorluklar büyük, hele de bizim gibi ülkelerde… Son olarak neler söylemek istersin?

Benim umudum bitmiş değil. Zor ama imkânsız değil, diyorum kendi kendime bunaldığım zamanlarda. 1 kişi 1000 kişi demek benim için. Böyle böyle büyüyeceğiz.

Mikail Köroğlu’na bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim… Başka Rota’yla ilgili daha çok bilgi almak isterseniz BAŞKA ROTAnın web sayfasına ve BAŞKA ROTA Instagram hesabına göz atabilirsiniz. 

Doğada olmayı seviyorsanız ve merak ettikleriniz varsa DOĞA – AKTİVİTE yazılarım size aradığınız ipuçlarını verebilir. Ayrıca güncel gezilerimi  kaçırmamak için Instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

En az 7 – 8 saat sürecek yolun zorluğuna rehberimiz bizi günlerdir hazırlamaya çalışıyordu ama karşımızda Kaçkarlar’ın keskin zirvelerini görene kadar içimizdeki ‘acaba’ soruları yok olmamıştı. Artvin Olgunlar Yaylası’ndan başlayan yürüyüş rotamız Naletleme Geçidi üzerinden geçerek Rize’deki Kavrun Yaylası’nda bitecekti. Böylesine etkileyici ve zorlu bir coğrafyada geçecek bu uzun saatler bizi hem korkutuyor hem de heyecanlandırıyordu açıkçası. Benim için en önemlisiyse daha zorlu yürüyüşler için kendimi deneme şansı bulacaktım. 

5 gündür Kaçkar Zirvesi’nin etrafında dolanıyorduk. Erzurum’dan başlayan yolculuk Tortum Şelalesi’nden geçerek bizi Yusufeli’nin derinliklerine kadar getirmişti. İlk günümüzü geçireceğimiz Yaylalar Köyü’nü tanımak için kısa bir yürüyüş yapıp biraz coğrafya ve çevre hakkında bilgi aldık. 

Orada bir köy var uzakta 

Yaylalar Köyü, sırtını çam ormanlarına yaslayan her tarafı vadilerle ve yüksek tepelerle dolu harika bir köy. Güzel ama ulaşımı zor olan köye öyle güzel bir zamanda gelmişiz ki, her taraf rengarenk ve mis kokulu çiçekler doluydu.

Yaylalar Köyü - Hevek
Yaylalar Köyü’nün karşı tepeden görünümü

Adı genelde çok bilinmeyen Yaylalar Köyü eski adıyla Hevek (Heveg), 2000 metrelik yüksekliğiyle aslında dağcılar, yürüyüşçüler arasında oldukça popüler. Bu popülerliği de bölgedeki birçok yürüyüş rotasının köyün yakınlarından geçmesinden geliyor. En önemlisi de Dilberdüzü üzerinden yapılan Kaçkar zirve tırmanışları.

Üç mahalleden oluşan köy hem doğa turizmi sevenler hem de harika işler çıkaran eski muhtar İsmail Bey sayesinde benzerlerine göre biraz daha gelişmiş. 50 – 60 kişiye hizmet verebilecek bir pansiyonun yanı sıra birçok şey bulabileceğiniz bir bakkalı, çay evi ve güzel de bir kamp alanı var.

Yaylalar’dan Dilberdüzü’ne

Bizim Yaylarlar’dan ilk rotamız Dilberdüzü’ne oldu. Kaçkar Zirvesi yapacakların ana kamp alanı olan bölgede 3 gün geçirerek aslında bu zorlu yürüyüş için hazırlık yaptık. 

2900 metredeki Dilberdüzü’ne çıkış zor şartlarda olmuştu ama orada geçirdiğimiz 2 güzel gün hem yol arkadaşlarımızı tanıma fırsatı yaratmış hem de moral depolarının tepeleme dolmasını sağlamıştı. Tekrar Yaylalar’a pansiyon konforuna geri dönmek, duş almak ve dinlenmek için de iyi bir fırsat oldu. Akşam yemeğinin ardından rehberimiz sabahki yürüyüş için detaylıca bilgi verdikten sonra herkes erkenden odalara dağıldı. 

Dilberdüzü’ndeyken 3380 metredeki Deniz Gölü’ne yaptığımız yolculuk aslında ‘yarının provası’ demişti rehberimiz. Oradaki performansımı gördükten sonra açıkçası yarın için biraz daha ümitlendim. Yıllardır devam eden Kaçkar Zirvesi ve Naletleme Geçidi yürüme hayallerime bir parça daha yakınlaşma fikri beni daha da heyecanlandırıyordu galiba… 

Kaçkarlar
Dilberdüzü’nde 1,5 saat yürüyüşle gittiğimiz 3380 metredeki Deniz Gölü

Yürüyürek 8, araçla 6 saat

7 kişilik gruptan 2 arkadaşımız dizlerindeki sorun nedeniyle bu yürüyüşü yapamayacaklarına karar verince araçla gitme kararı aldılar. Aslında onların da işi kolay değildi. Yusufeli, Artvin, Ayder, Yukarı Kavrun Yaylası’na gitmek için bir kısmı stabilize araçla en az 6 saat yol gitmeleri gerekiyordu. 

Naletleme Geçidi için önce Olgunlar Yaylası’na 

Rehberimizin bize güzelliği sayesinde 3 kilometre uzaklıktaki Olgunlar’a minibüsle gidiyoruz. Kısa bir kahve molası veriyoruz ama dün aynı kafede mola verdiğimizde sütlacın tadı damağında kalan bir arkadaşımız sabahın 8’inde açılışı sütlaçla yapıyor. 

Olgunlar Yaylası
Olgunlar Yaylası – Naletleme Geçidi yürüyüş patikası karşıdaki küçük derenin hemen yanından devam ediyor.

Köyün içine girdiğimizde sağdaki vadiye giden patikayı bularak yürüyüşe başlıyoruz. Dereyi takip eden yol, yeşillikler içerisinde ve temmuz ayında açan onlarca çiçek türüyle bize şov yaparcasına rengarenk. Özellikle su başlarını tutan dağ orkideleri bu gezinin en güzel sürprizi oldu benim için. Pembe rengi ve uzun boylarıyla öyle güzel detayları var ki, diğer çiçeklerin arasında onları fark etmemek mümkün değil. 

Güneş çok, gölge yok

Bölgede yürürken en büyük dezavantaj yükseklikten dolayı ağaçların olmaması. Çiçeklerle kaplı çayırlarda sizi güneşten koruyacak hiçbir gölge yok maalesef. Güneşli bir güne denk gelen yolun bir zorluğu da bu oluyor bizim için. Bu yüzden kıyafet seçerken bunu da göz önünde bulundurmakta fayda var. Uzun kollu – paçalı kıyafetler, enseyi de koruyan şapkalar ve bolca güneş yağı işe yarayacak şeyler.

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Naletleme Geçidi yürüyüşü

Nehir boyunca giden yol güzel bir kıvrımla sola dönüyor. 1,5 – 2 saatlik bir yürüyüşle şu an üzerinde yaşam olmayan 2440 metre yükseklikteki Dobe (Dibe) Yaylası’nda kısa bir su molası veriyoruz. 

Pembeden bir bahçe

Biraz ilerde göz alıcı bir pembelik var. Yaklaştığımızda koca bir alanı kaplayan bir çiçek bahçesi görüyoruz. Kafamızı kaldırdığımızda arkasındaki zirveler bize gitmekte olduğumuz yeri işaret ediyor. Yol gözümde büyüdükçe büyüyor. İşte o ümitlerin yok olduğu anlar bu anlar…

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Yürüyüş sırasında denk geldiğimiz pembe çiçeklerin oluşturduğu bahçe.

Bu tür yürüyüşlerde önemli olanın uygun bir tempo olduğunu bu gezide biraz daha net anladım. Şaşırtıcı bir şekilde adımlarını yavaşlattıkça hızlandığımı ve zorlanmadığımı görmek beni en motive eden şeylerden biri oldu yürüyüşte. 

Hedef, 3220 metredeki Naletleme Geçidi

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Yürüyürek işte bu zirvelerin sağında yer alan Naletleme Geçidi’ne ulaşacağız.

İşte bu zirvelere doğru gidecek çayırlardan geçip çarşaklara ulaşacak ve 3220 metredeki Naletleme’yi aşacaktık. Daha kolay olduğunu düşündüğümüz 1. etap uzun sürse de kolay geçiyor. Kısa atıştırma molasını harika bir manzaraya karşı veriyoruz. Artık 2. etabın zorlu tırmanışları başlıyor. 

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Naletleme Geçidi yürüyüşü

Tempoyu daha da yavaşlatarak yürüyemeye devam ediyoruz. Bulduğumuz su kaynağı buz gibi suyuyla içimize bir nebze olsa da serinlik katıyor. 3. etaba geldiğimizdeyse artık küçüklü büyüklü kaya parçalarından oluşan çarşaklar üzerinde yürümeye başlıyoruz. Bir saate yakın süren bu etap sonunda kayaların arasında Naletleme Geçidi’nin artık göründüğünü söylüyor rehberimiz ama her yan öyle kahverengi ki, galiba yorgunluktan ben hiçbir şeyi birbirinden ayırt edemiyorum.

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Naletleme Geçidi işte tam burası…

Önümüz kahve rengiyken arkamız yemyeşil çayırlar ve zirvelerden oluşuyor. Arada arkaya bakmak ayrıca bir zevk veriyor şu an bana.  Nerelere ulaştığımız görmek beni daha çok mutlu ediyor.

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Arkamızdaki manzara ise böyle…

Aslında ağustosta bile kar altından olan bölge bu sene daha doğrusu son yıllarda iklim değişiklikleri nedeniyle karsızdı. Geçidi geçtiğimizde ise sadece küçük bir alanda kar – buzul parçalarını gördük. 

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Naletleme Geçidi yürüyüşü

Sis bize ‘Rize’ye hoş geldiniz’ diyor

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Naletleme Geçidi yürüyüşü

Etrafımız saran kaya duvarları inanılmaz güzel gözüküyor. Ancak zor anlar bitmiş değil biraz daha çarşaklardan devam edip sırtı aşmamız gerekiyor. Sağ taraftan kendini göstermeye başlayan sis ise galiba bize Rize’ye hoş geldiniz der gibi zirveler arasında gidip geliyor. 

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Bu nokta Artvin – Rize arasındaki sınır noktası

Artık zirveye ulaşıyoruz. Rüzgarı kesmesi için kayaları siper alarak yemek için kendimize güzel bir alan buluyoruz. Bir yemeği hiç bu kadar hak etmemiştim galiba. Rehberimiz “o kadar çok rahatlamayın” diyor bu arada. Çünkü, önümüzde bir kısmı yine çıkış olan 2 – 3 saatlik daha yol var. 

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Naletleme Geçidi yürüyüşü

Sırtın diğer tarafı Rize; artık sisler altındayız. Sizlerin altında yine çarşaklardan geçerek iniş yapmaya başlıyoruz. Zemin inişi daha da güçleştiriyor. Hani çıkması zordu bu işin 🙂

Dereden yukarıya çıkış başlıyor 

Sisler arasında bir dere yatağına iniyoruz. Koca kayalarla kaplı dere yatağından yine tırmanmaya başlıyoruz. Etrafımızdaki bitki örtüsü de biraz değişmeye başlıyor. 

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Naletleme Geçidi yürüyüşü

20 – 25 dakika sonra hiçbir şey göremediğimiz Kavrun Aşıtı’na varıyoruz ve artık buradan sonrası hep iniş. Önce Karadeniz Gölü’nün yanında geçip Kavrun’a doğru akan derenin sesi eşliğinde ve ince ince yağan yağmur altında inişe devam ediyoruz. Aslında görüş açık olsa karşımızda Kemerli Kaçkar ve Mezovit’in o muhteşem görüntüsüne hayran hayran bakardık da, burada söz sahibi doğa. Sana istediği kadarını veriyor ve gösteriyor. 

Kavrun Aşıtı’ndan sonra hep aşağıya

Bir süre sonra artık sis açılmasa da dereye yaklaşıyoruz ve üzerine dizilen taşlardan atlayarak bu sefer derenin karşı tarafından yolu takip ediyoruz. Düzlüğü vardığımızda ilk duyduğumuz inek çıngırağı bize artık bir yerlere çok yakın olduğumuzun kanıtı gibi geliyor. İneklerin sesleri çoğalıyor ve 15 -20 dakika sonra Kavrun’a bakan o güzel tepedeyiz. Ama bu mutluluk anı çok kısa sürüyor. 5 – 6 saniye sonra gelen sis dalgası Kavrun’u bir anda kapatıyor. 

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Kavrun Yaylası’nı gördüğümüz ilk an

Artık bundan sonrası hem kolay hem tanıdık. Daha önce birkaç kez geldiğim 2200 metredeki Yukarı Kavrun Yaylası’na tekrar kavuşma anı harika geçiyor. 

Araçla gelen arkadaşlar daha önce gelmiş ve bizi el sallayarak karşılıyorlar. Biraz dinlenmek için Şahin Kafe’ye oturuyoruz. Çayları beklerken inanılmaz bir rahatlık çöküyor. 

Gözümüzde büyüttüğümüz yolu yaklaşık 9 saatte ve sıkıntı yaşamadan tamamlamıştık. Bu zorlu yürüyüş bana bu sene ertelediğim daha büyük hayallerim için büyük bir motivasyon kaynağı oluyor. Kaçkar Zirvesi’ni yakın zamanda görme arzum daha da şiddetli artık. 

Naletleme Geçidi neresi?

Artvin ile Rize arasında uzanan Kaçkar Dağları’nda yer alan geçit noktası. İki şehrin sınırı da buradan geçiyor.

Naletleme Geçidi’ne nasıl gidilir?

Rize ve Artvin yaylarından yürüyerek ulaşım mümkün. Artvin tarafından gelecekseniz önce Yusufeli, Yaylalar Köyü ve Olgunlar’a araçla gelmeslisiniz. Olgunlar’dan sonra yürüyürek geçide ulaşılıyor. Buradan Kavrun (Kavron) Yaylası’na ya da Çeymakçur Yaylası’na inerek Rize’ye geçiş yapabilirsiniz. 

Rize tarafından gelecekseniz Ayder üzerinden daha rahat gelebilirsiniz. Buradan Kavrun’a oradan da tam tersi bir rota izleyerek geçide ulaşabilir, rotayı Olgunlar’da bitirebilirsininiz. Yine Ayder Yaylası üzerinden ulaşacağınız Çeymakçur Yaylası’ndan da geçide ulaşma imkânı var. 

Bunlar kolay rotalar ancak uzun yolu seçerseniz Rize’nin farklı yaylalarını takip ederek ama yine önce Kavrun’a ulaşarak geçidi aşmanız mümkün. Erzurum’dan ise önce Dilberdüzü, Olgunlar bağlantısı yaparak Naletleme Geçidi’ne ulaşmak mümkün.

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Naletleme Geçidi yürüyüşünde çarşkalara gelmeden biraz öncesi.

Yaylalar (Hevek) Köyü’ne ulaşım

Yaylalar Köyü’ne gitmek için öncelikle Yusufeli’ne gelmeniz lazım. Artvin merkezden ve Erzurum’dan buraya minibüs seferleri var. Oradan da Yaylalar minibüsüne aktarma yapmanız gerekiyor. Yaz aylarında her gün öğle saatlerinde günde bir sefer var. Köy olduğu için kış aylarında da bölgede yaşam devam ediyor. Aynı düzende mi bilmiyorum ama kışın da köye araç bulmak mümkün.

Olgunlar (Meretet) Yaylası’na ulaşım

Yaylalar Köyü’nden Olgunlar arası 3 km kadar. Düzenli bir sefer yok ama yürümesi kolay bir yol. O yöne giden araçlar da mutlaka size yardımcı oluyor. 

Yaylalar Köyü’nde konaklama

Yaylalar’da konaklama imkânı var. Bungalov ve pansiyon olmak üzere iki bölümde hizmet veren Altunay Pansiyon buradaki tek seçenek. 

Eğer çadır kurmak isterseniz hemen köyün girişinde bir kamp alanı yapmışlar. Burasını kullanılabilirsiniz. Ancak benim gibi tek başınaysanız izin alarak köyün içinde uygun bir alana kurmanıza da müsaade ediyorlar. 

Hemen pansiyonun yanında bir küçük bakkal ve çay evi var. 

Olgunlar Yaylası’nda konaklama

Yaylada üç pansiyon var. Kaçkar Pansiyon, Olgunlar Pansiyon ve Deniz Gölü Pansiyon. Yine bakkal ve ev yapımı yemek ve içecek bulabileceğiniz bir de kafesi var. 

Özel bir kamp alanı yok ama pansiyonların yakınlarına çadır kurmanıza müsaade ediyorlar. 

Kavrun Yaylası’nda konaklama

Kavrun da doğa turizmine gönül verenlerin en çok uğradığı noktalardan. Yürüyüş ve tırmanış yapmak için bölgeye birçok kişi geldiğinden konaklama hizmeti bulunuyor. Market, kafeler var. 

Kavrun ile ilgili daha detaylı bilgileri KAVRUN YAYLASI yazımda bulabilirsiniz. 

Yanıma ne almalıyım?

Günlük yürüyüş çantanıza koyacağınız şeylerden çok farklı şeyler almanıza gerek yok. Bununla ilgili detaylı bilgi için DOĞADA YÜRÜYÜŞ İÇİN GEREKLİ MALZEMELER yazıma göz atabilirsiniz. Ancak mevsimine göre bazı ilaveler yapmanız gerekebilir. Güneşli havalar için yanınıza uzun kollu bir üst ve pantolon, enseyi koruyan bir şapka ya da benzeri bir şeyler almayı ve güneş kremi sürmeyi ihmal etmeyin.

Tabii ki, yine mevsime göre yağmur ve kar şartlarına uygun ayakkabı ve malzeme almanız da gerekebilir.

Yol üzerinde su kaynağı çok fazla. Mataranızı bol bol yol üstündeki kaynaklardan yenileyebilirsiniz. 

Naletleme Geçidi yürüyüşü
Naletleme Geçidi’ni geçtikten sonra son sırta tırmanırken.

Tek başına gidilir mi?

3 – 4 yıldır bölgeye tek başıma gidip kamp yapıyorum. Daha güvenli olduğunu düşündüğüm patikalarda tek başıma yürüyüşler yaptım. Ancak Naletleme Geçidi yürüyüşü böyle bir rota değil.

Bölgeyi çok iyi bilirseniz belki tek başınıza yürüyebileceğiniz bir rota gibi dursa da bölgeyi kesinlikle tek başınıza ve rehbersiz gezmemeniz tavsiye ediliyor. Telefon çoğu yerde çekmiyor.  Mesela ayağınızda hafif bir burkulma olsa, hiçbir yere haber verme ihtimaliniz yok. O yüzden bu konuya çok dikkat etmekte fayda var. 

Bu konuda ısrarcı olacaksanız öncelikle yol durumuyla ilgili mutlaka bilen birilerinden detaylı bilgi alın. Çıktığınız ya da varacağınız noktalarda bilgi vereceğiniz birilerin olmasına dikkat edin. 

Karadeniz’i, yürüyüşü ve yeşili seviyorsanız diğer yazılarım için RİZE ve ARTVİN sayfalarıma göz atabilirsiniz. 

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Peşinden kış geldiğinden midir bilmiyorum,  sonbahara hep mesafeli oldum… Ama her sene doğanın bu en renkli, en görkemli halini gördükçe  de buzlar bir anda eriyor, kendimi renklerin dünyasına bırakıyorum. Sonra da en renkli rotaların peşine düşüyorum. Bana göre Türkiye’den en güzel sonbahar rotaları bu yazıda…

Şavşat

Şavşat’ı görmeden önce ve Şavşat’ı gördükten sonrası dersem hiç de abartmış olmam. O kadar büyüleyici ki benim sonbahar rotaları listemin en başında. Mümkünse önce sonbahar da görün. Sonra bir de yazını görürsünüz. Birbirinden güzel köyleri, yayları, gölleri, şelaleleri ile cennetten bir köşe. Eğer renk cümbüşü diye bir şey varsa işte tam da burası için söylenmiştir kesin. Ulaşımı Kars üzerinden daha kolay ama Trabzon-Hopa üzerinden de ulaşmak mümkün…

Şavşat
Türkiye’den en güzel sonbahar rotaları: Yukarı Koyunlu

​​Gitmişken görmeden dönmeyin: Yavuzköy, Aşağı ve Yukarı Koyunlu köyleri, Borçka Karagöl, Şavşat Karagöl, Balıklı Göl, Maden Köyü, Kocabey Kışlası, Papart Vadisi…

Yedigöller

Türkiye sonbahar rotaları
Yedigöller – Büyük Göl

Türkiye’de sonbahar deyince akla gelen ilk yer; Yedigöller…. Her yıl Ekim sonu, Kasım başı gitmek için en güzel zaman. Bu dönemde özellikle hafta sonları çılgınlar gibi ziyaretçi akınına uğruyor. Tam bir renk cümbüşü. Bakmaya doyulmayan manzaralar eşliğinde hem kampınızı kurabilir hem yürüyüşünüzü yapabilir hem de nefis fotoğraflar çekebilirsiniz. Ziyaretçi akınından biraz da olsa kurtulabilmek için sabah erken saatlerde hareket etmekte fayda var.

Likya Yolu

Likya Yolu – Gelidonya Feneri

İlkbaharda Mart – Nisan, sonbaharda ise Ekim ve Kasım ayları Likya Yolu için en ideal zamanlar. Fethiye’den başlayıp Antalya’ya kadar uzanan 540 kilometrelik yol, belki de Türkiye’nin en güzel deniz manzaralarına sahip. Araba yoluyla ulaşamayacağınız eşsiz manzaraları görebiliyorsunuz. İyi bir hazırlıkla tek başınıza yürüyebileceğiniz gibi bölgeye tur düzenleyen birçok firmadan birini de seçebilirsiniz.

Sülüklü Göl

Türkiye sonbahar rotaları
Sülüklü Göl

Bolu – Sakarya arasında yer alan gölün el değmemiş bir güzelliği var. Sonbahar renklerinin en güzel hallerini görebileceğiniz gölün bulunduğu alan tabiat parkı. Ulaşım Akyazı üzerinden yapılıyor. Göknar ağaçları ile kaplı yolu da çok güzel. Göle adını veren sülükler artık bulunmasa da suların yükselmesiyle göl ortasında kalmış kuru ağaç gövdeleri güzel bir görünüm oluşturuyor. Göl çevresinde kamp yapılabiliyor ama park görevlisinden izin almak gerekiyor.

Kapadokya

Türkiye sonbahar rotaları
Kapadokya – Peribacaları

Peri Bacaları ile ünlü Kapadokya tam bir peri masalı diyarı. Sabahın ilk ışıklarıyla havalanan balonları gördüğünüzde o peri masalını yaşamaya başlıyorsunuz. Binmeseniz de balonların kalkış zamanını izlemek şart… Doğayla ve tarihin bütünleştiği en önemli noktalarından biri Türkiye’nin. Kayalara oyulan evleri, kiliseleriyle, açık hava müzesiyle ve şaraplarıyla baharları kaçırılmayacak bir ziyafet sunuyor.

Uludağ

Türkiye sonbahar rotaları
Uludağ, Bursa

Uludağ her mevsim çok güzel. Kayak merkeziyle ünlense de eteklerinde birçok köy görülmeye değer. Özellikle doğa ve yürüyüş severler için cennet. Rengarenk orman içi köyleri ve şelaleleriyle her mevsim gidilmeye değer. Cumalıkızık, Aras Şelalesi, Misi Köyü…

Abant

Türkiye sonbahar rotaları
Abant – Bolu

Sonbaharın en güzel yaşandığı yerlerden biri de Abant. 1988 yılından beri özel tabiat park olan Abant, bu sayede halen güzelliğini koruyabilmiş. Göl, etrafında yürüyüş yapmak için çok uygun. Gölün bir bölümünün üzerinde yer alan özel yürüyüş parkuru son yıllarda yapıldı. Piknik alanlarının yanı sıra göl kenarındaki tesislerde konaklama, yeme ve içme imkanı da var.

Gölcük

Türkiye sonbahar rotaları
Türkiye’den en güzel sonbahar rotaları: Gölcük – Bolu

Abant ve Yedigöller ziyaretlerinde mutlaka uğranması gereken noktalardan biri. Sonbahar ve kış fotoğraflarının en rağbet gören yeri. Göl kıyısındaki o tek evi ile meşhur oldu. Etrafında yürüyüş parkuru, piknik alanları ve kafeler var. Kalabalıktan kaçınmak için yine erken saatlerde gitmek en iyisi…

SaveSave

SaveSave

SaveSave

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Nerede olursam olayım müze gezmeyi seviyorum. En çok sanat adanmış olanları, doğa ve tarih müzelerini… Elini uzatsan neredeyse kadifenin yumuşaklığını hissedebileceğin bir resme ya da 2000 yıllık bir göz yaşı şişesine dakikalarca bakabiliyorum. Şanslıyız ki, İstanbul bu tür şeylere tanık olabileceğimiz onlarca kaliteli müzeyle dolu. Son 15 – 20 yılda açılan özel müzeler de buna eklenince İstanbul bir müze cenneti oldu. Ben, bunlar arasından en sevdiklerimi seçtim. Sizlere İstanbul’da görülmesi gereken 10 müze için ayrıntılı bir derleme yaptım. 

Seçerken farklı türlerde olmasına dikkat ettim. Listemde çağdaş ve modern sanat müzeleri de var, tarih müzeleri de. Saraylar da müze değerinde camiler de… Ücretsiz müzeleri, müzelerin nerede olduğunu ve Müze Kart geçen müzelerin hangileri olduğunu da listede bulacaksınız. Umarım listemi beğenirsiniz. Siz de beğendiğiniz İstanbul müzelerini yorum kısmına ekleyebilirsiniz. 

İşte size İstanbul’da görülmesi gereken 10 müze

Topkapı Sarayı Müzesi

Topkapı’ya kaç kere gittim bilmiyorum ama ilk 3 – 4 gidişimde farklı sebeplerden dolayı Harem Dairesi’ne girememiştim. Girdiğimde gördüm ki, Topkapı aslında Harem demekmiş. O yüzden baştan söylemeliyim hem zamanınızı hem bütçenizi ayarlayın ve Topkapı Sarayı’nın Harem’ine mutlaka girin. Ancak o zaman Osmanlı mimarisinin ve Topkapı’nın gerçek muhteşemliğini görmüş oluyorsunuz.

İstanbul müzeleri
İstanbul’da görülmesi gereken 10 müze: Topkapı Sarayı

Topkapı Sarayı’nın inşası İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’in isteğiyle 1460 yılında başlamış, 1478 yılında tamamlanmış. Topkapı Sarayı bugün İstanbul siluetinin en özel ve güzel parçalarından biri. Tarihi yarımadanın en uç noktasına inşa edilen sarayın, Boğaz, Marmara Denizi ve Haliç’e uzanan bir manzarası var. 

En ihtişamlı 400 yıl

Osmanlı’nın en ihtişamlı 400 yılına ev sahipliği yapan saray “yeni saray” olarak anılıyor. Avlular, bahçeler arasında devlet işlerine ayrılmış daireler, sultanın ikametgahı olan köşklerin yanı sıra görevlilere ayrılan binalardan oluşuyor. Avlular, Arz Odası, Enderun, Harem Dairesi, Kutsal Emanetler, Aya İrini Kilisesi, koğuşlar, Has Ahırlar, Has Odalar, darphane, fırın, hastane sarayı oluşturan bölümlerden bazıları. 300 bin metrekarelik alanı kapsayan sarayda 300 binin üzerinde arşiv belgesi ve koleksiyon var. 

Saltanat Kapısı’ndan girdiğinizde sizi büyük bir avlu, Aya İrini ve bir zamanlar farklı işlevleri olan binalar karşılıyor. Bilet gişesi de bu alanda. Buradan iç avluya yani Divan Meydanı’na ve diğer bölümlere ulaşıyorsunuz. 

Üçüncü avlu ise Enderun Avlusu; burada Arz Odası, Has Oda gibi bölümler var. Son avlu ise köşklerin ve bahçelerin olduğu bölüm. Bağdat ve Revan Köşkler, İftariye Kameriyesi de burada.

1924 yılında müzeye dönüştürülen bina İstanbul’un en değerli hazinelerinden biri… Topkapı Sarayı 1985 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan tarihi yarımadanın da en özel eserlerinden. Osmanlı padişahlarına ait kıyafetlerden, takılara, tablolardan silahlara kadar birbirinden etkileyici eserler burada sizi bekliyor. Kabe’den getirilmiş Kutsal Emanetler ve Hırka-i Saadet Dairesi ruhunuza dokunurken ünlü Kaşıkçı elması ise gözlerinizi parlatacak. 

İstanbul'da görülmesi gereken 10 müze
Topkapı Sarayı, Harem Bölümü

Detaylı bilgi: TOPKAPI SARAYI

Topkapı Sarayı salı günleri hariç her gün ziyarete açık. 

Sarayın ana binasını gezmek için Müze Kart geçerli ancak Harem Dairesi ve Aya İrini için ayrıca ücret ödemeniz gerekiyor. 

Topkapı Sarayı giriş ücreti tam 100 TL, indirimli 50 TL

Harem Bölümü girişi ücreti tam 70 TL, indirimli 35 TL

Aya İrini giriş ücreti tam 60 TL, indirimli 30 TL

Topkapı Sarayı nerede: Sultanahmet

Topkapı Sarayı’na nasıl gidilir: En kolay Kabataş – Bağcılar tramvayı ile gelmek. Sultanahmet durağında indikten sonra Ayasofya’nın arkasına doğru ilerlemeniz gerekiyor. 

Marmaray ile gelirseniz Valilik çıkışından ya da Sirkeci çıkışından çıktıktan sonra Gülhane – Sultanahmet yönüne doğru 15 – 20 dakikalık bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. 

Ayasofya Cami

Dünya mimarlık tarihinin en önemli eserlerinden biri olan Ayasofya artık müze statüsünde olmasa da İstanbul’un görülmeye değer en önemli eserlerinden biri. 2020 yılında tekrar cami statüsü verilen yapı, Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi olarak anılıyor. 

İstanbul müzeleri
Ayasofya Cami

Tarihsel değeri kadar mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği ile sanat dünyasının baş yapıtlarından biri. Şu an günümüze ulaşmış olan bina 3. kez inşa edilmiş hali. İlk bina 337 -361 yılları arasında inşa edilmiş ancak 4. yüzyıldaki isyanlar yüzünden tahrip olmuş. Yenisi 415 yılında ibadet açılmış, o da 532 yılındaki büyük isyanlar sırasında yakılıp yıkılmış. 

3. binanın yapımına 532 yılında I. Justinianus’un emriyle başlanır. Öncekilerden çok görkemli bir kilise yapılmasını ister. Miletli İsidoros ve matematikçi Trallesli Anthemius’un planlarını yaptığı bina 532 yılında tamamlanır. 557 yılında deprem, 859 yılında bir yangın geçirse de restorasyonlar sonucu günümüze kadar ayakta kalmayı başarır. 

Mimar Sinan’ın da eli değmiş

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde Ayasofya’yı camiye çevirir. Osmanlı döneminde de birkaç kez güçlendirilen binaya farklı dönemlerde ilaveler yapılır. 16 – 17 yüzyıllarda caminin içine mihraplar, minber, müezzin mahfiller, vaaz kürsüsü eklenir. Etrafına medrese, minareler, muvakkithane, şadırvan, sebil, güneş saatleri eklenerek kompleks bir yapıya dönüştürülür. 

Binaya Mimar Sinan’ın eli de değmiş. Büyük hayranlık duyduğu binayı güçlendirme çalışmaları yapmış, minarelerini eklemiş. Kubbeleri sağlamlaştırarak bugüne gelmesine büyük katkı sağlamış. Okuma odası ve kütüphane ise Sultan I. Mahmut zamanında ilave edilmiş. 

İçeride gezerken binanın ihtişamı karşısında etkilenmemek mümkün değil. Etkileyici kubbe, mozaikler, kocaman hat yazıları, etrafı kaplayan o güzel sarı ışık siz sarmalıyor adeta. Taş döşeli bir tünel ile ulaşılan üst kata da mutlaka çıkın. 

İstanbul'da görülmesi gereken 10 müze
Ayasofya Cami

Ayasofya, bin yıl boyunca dünyanın en büyük katedrali unvanına sahipmiş, şu an dördüncü konumda… Ama Ayasofya dünyanın en eski katedrali ve dünyanın en uzun süreyle ibadet edilen yapılarından biri olma özelliğini hala koruyor. Ve böyle bir yapı 5 yıl gibi bir zamanda tamamlanmış. 

1934 yılında müzeye dönüştürülen yapı, 2020 yılından itibaren artık bir cami. 

Detaylı bilgi: AYASOFYA CAMİ

Her gün açık

Ayasofya’ya giriş ücretsiz

Ayasofya Cami nerede: Sultanahmet

Ayasofya Cami’ne nasıl gidilir: En kolay Kabataş – Bağcılar tramvayı ile gelmek. Sultanahmet durağında indiğinizde sizi meydanda karşılayan iki önemli yapıdan Ayasofya’yı mutlaka tanıyacaksınız

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Türkiye’nin ilk müzesi burası. Galiba benim İstanbul’da en sevdiğim müzelerden ilki. Eskiden bahçesine giriş ücretsizken sadece bahçede oturup binayı izlemek bile keyif verirdi bana. Yani, o kadar güzel. 

Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç birimden oluşan bir müze kompleksi aslında. Hepsi bu güzel bahçenin etrafında toplanmış. 

İstanbul müzeleri
İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Osmanlı’da tarihi eser toplama merakı Fatih Sultan Mehmet’e dayansa da Arkeoloji müzesinin oluşması 1869 yılında Müzeyi Hümayun – İmparatorluk Müzesi’nin kuruluşuyla başlıyor. 

Önceleri Aya İrini’de toplanan eserler 1880 yılından sonra Çinili Köşk’te sergilenmeye başlanıyor.  Ama olaylar, arkeolog, müzeci ve ressam Osman Hamdi Bey’in müze müdürlüğüne atanmasıyla heyecanlı bir hal alıyor ve şu anki binanın temelleri onun döneminde atılıyor. Ana bina 1891 yılında ziyarete açılmış. Mimar Alexander Vallaury tarafından hayata geçirilmiş. 

1 milyondan fazla eser 

Neo klasik tarzda yapılan bina, yapıldığı dönemin ender müze binalarından biriymiş. Bina kadar içerisinde sergilenen eserler de oldukça etkileyici. Özellikle İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Likya Lahdi, Tabnik gibi öyle ihtişamlı eserler var ki gözlerinizi alamıyorsunuz. Özellikle girişte size karşılayan Mısır’dan getirilmiş mumya ve lahitler ortaokulda yaptığım ilk müze gezisinde bana müzeleri sevdiren en etkileyici parçalar olmuştu. 

İstanbul müzeleri
İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Yıllar içerisinde değişen sergileme alanlarında 1 milyondan fazla eser bulunuyor. Bunlar arasında Anadolu’nun yanı sıra Afrika, Balkanlar, Arap Yarımadası, Mezopotamya ve Afganistan’dan getirilmiş heykeller, lahitler, takılar, kabartmalar gibi çok farklı eserleri görebiliyorsunuz. Marmaray kazılarından çıkartılan değerli parçalar da burada sergileniyor. 

Çinili Köşk binasında Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait Türk çini ve seramik örneklerini; Eski Şark Eserleri binasında ise İslamiyet öncesi Arap Yarımadası, Mısır, Mezopotamya ve Anadolu eserleriyle, Çivi Yazılı belgeleri görebiliyorsunuz.

Detaylı bilgi: İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ 

Pazartesi günleri hariç her gün açık. 

İstanbul Arkeoloji Müzeleri giriş ücreti: 50 TL

Müze Kart geçerlidir. 

İstanbul Arkeoloji Müzeleri nerede: Gülhane

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne nasıl gidilir: En kolay yol, Kabataş – Bağcılar tramvay ile gelmek. Gülhane durağında indiğinizde Gülhane Parkı içerisindeki yokuşu tırmanmanız gerekiyor. Sirkeci’dense yürüyerek 15 dakika sürüyor. 

İstanbul Modern Müzesi

2004 yılında açılan İstanbul Modern Türkiye’nin ilk modern sanat müzesi. Yıllar önce Tate Modern’i her gezişimde neden bizde böylesi yok diye hayıflanırdım. İstanbul Modern’i ilk gezdiğimde nihayet böyle bir yere kavuştuğumuza çok sevinmiştim. 

İlk yeri Karaköy’de bir antrepo olan müze Eczacıbaşı ailesinin öncülüğünde, İstanbul Sanat Vakfı (İKSV) tarafından kurulmuş. Başbakanlığın tahsis ettiği bu bina, Galata Port Projesi sebebiyle bölgenin yeniden inşası nedeniyle boşaltıldı. Şu an geçici mekanı Tepebaşı’ndaki adresine taşınmış durumda (2018). Proje tamamlandığında tekrar eski yerine kavuşacak.

İstanbul müzeleri
İstanbul Modern Müzesi

Her ne kadar biraz daha küçük olsa da ben yeni binayı da çok seviyorum. Belki taşınmadan sonra burası ek bina olarak hizmete açık tutulur. Hep birlikte bunu göreceğiz sanırım. 

Müze, Türk ve uluslararası sanatçıların eserlerinden oluşan kalıcı bir koleksiyonun yanı sıra sürekli değişen sergilere ev sahipliği yapıyor. Yine İKSV tarafından düzenlenen Bienal’in de ana mekanlarından biri. 

Müzenin çok güzel bir kütüphane bölümü var, zengin bir kitap koleksiyonu bulunuyor. Herkese açık olan kütüphaneye ziyaretçi kartıyla ekstra ücret ödemeden girebiliyorsunuz.

Müze içerisinde müze mağazası, sinema salonu ve ayrıca çocuklar için etkinlik bölümü bulunuyor. 

Detaylı bilgi: İSTANBUL MODERN

İstanbul Modern giriş ücreti tam 35 TL, indirimli 20 TL (Öğretmen, öğrenci, emekli ve 65 yaş üstündekiler)

Perşembe günleri Türk ziyaretçilerin hepsine ücretsiz. 

Müze Kart ile yılda bir kez ücretsiz giriş yapabiliyorsunuz. 

İstanbul Modern nerede Yeni geçici bina – Tepebaşı, Beyoğlu

İstanbul Modern’e nasıl gidilir: Metrodan Beyoğlu / Tünel durağında indikten sonra Meşrutiyet Caddesi yönünde yürümelisiniz. İstiklal Caddesi tarafından gelirseniz Odakule’den Meşrutiyet Caddesine geçiş yapmalısınız. 

Sakıp Sabancı Müzesi

Boğazın en güzel yerinde harika manzarası, muhteşem bahçesiyle hem sanata doyacağınız hem de yeşillikler içinde ruhunuzu dinlendirilebileceğiniz bir müze burası. Yıl içerisinde yaptıkları geçici sergileri ve kalıcı koleksiyonu ile sanat severler için İstanbul’un ziyaret edilmesi gereken müzelerinin başında geliyor. 

Bir zamanlar Sabancı ailesinin konut olarak kullandığı zamanlarda bina Atlı Köşk olarak anılıyordu. Sebebi de bahçesindeki at heykeli. Bina 1925 yılında Mısır Hıdiv ailesi için yazlık olarak yapılmış daha sonra da 1951 yılında Hacı Ömer Sabancı tarafından satın alınarak konuta çevrilmiş. Aynı yıl, önüne yerleştirilen Luis Doumas’ın 1864 yapımı at heykeli, köşkün bu isimle anılmasına neden olmuş. Daha sonra Sakıp Sabancı ailesine ev sahipliği yapan bina, 1998 yılında ailenin koleksiyonu ve eşyaları ile Sabancı Üniversitesi’ne bağışlanmış.  

İstanbul müzeleri
Sakıp Sabancı Müzesi, sergilerden

Üniversite burayı bir müze alanına çevirerek 2005 yılında ziyaret açtı. O günden bu yana da ses getiren birçok sergiye ev sahipliği yaptı. Anish Kapoor, Monet, Ai Weiwei, Miro, Feyhaman Duran, Picasso, Avni Lifij, Marina Avromovic bu isimlerden bazıları. 

Türk resminin en önemli isimleri 

Sabancı Müzesi’nin koleksiyonunda ise Sakıp Sabancı’nın 1970’lerde biriktirmeye başladığı Türk resim sanatından önemli isimler yer alıyor. Koleksiyonda yer alan isimler arasında Konstantin Kapıdağlı, Şeker Ahmed Paşa, Süleyman Seyyid, Fikret Mualla, Feyhaman Duran, İbrahim Çallı, Osman Hamdi Bey’in yanı sıra Fausto Zonaro, Ivan Ayvazovski gibi isimler de var. Ayrıca hat koleksiyonu, mobilya ve dekoratif eserler koleksiyonu, Abidin Dino Arşivi koleksiyonun önemli parçalarını oluşturuyor.

Müze farklı etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Yaz aylarında bahçede düzenlenen konserler yanında konferans, eğitim programları bulunuyor. Küçük ama güzel bir müze mağazası, güzel bir kafesi var. 

İstanbul müzeleri
Sakıp Sabancı Müzesi

Sakıp Sabancı giriş ücreti tam 50 TL, indirimli 35 TL, öğrenci 25 TL

İndirimli girişten 60 yaş üzeri, SSM Dostu Kartı sahiplerine eşlik eden bir misafir, Müze Kart Plus sahipleri yapabiliyor.

Detaylı bilgi: SAKIP SABANCI MÜZESİ

Sakıp Sabancı Müzesi nerede: Emirgan

Sakıp Sabancı Müzesi’ne nasıl gidilir: En kolayı otobüs ile gelmek. Emirgan durağında indiğinizde iki dakikalık yürüyüşle hemen karşısına geleceksiniz. Anadolu yakasından Boğaz Hattı ve Çengelköy – İstinye Hattı ile de ulaşmanız mümkün. 

Dolmabahçe Sarayı

Boğazın en zarif binalarından olan Dolmabahçe Sarayı’nın içine girmeseniz de önünden arkasından mutlaka geçmişsinizdir. Hem Osmanlı’nın son dönemine hem de sevgili Atatürk’ün son günlerine şahitlik yapan yapının mimari güzelliğinin ötesinde böyle özel de bir anlamı var. 

Beşiktaş sahilinde yer alan saray 13 yılda inşa edilerek 1856 yılında kullanılmaya başlanmış. Bulunduğu yer aslında bir zamanlar Osmanlı gemilerinin demirlediği koca bir koymuş. Zamanla bataklık haline gelen koy 17. yüzyılda doldurulmaya başlanarak padişahların dinlenme ve eğlence için vakit geçirecekleri bir bahçeye dönüştürülmüş. Zamanla da kasırlar köşkler ilave edilerek Beşiktaş Sahil Sarayı adını almış. İlk adı “dolmabağçe” adı işte buradan geliyor.

İstanbul müzeleri
Dolmabahçe Sarayı

Padişahlar, 18. yüzyılda yavaş yavaş gözden düşen Topkapı Sarayı yerine Beylerbeyi, Çırağan, Beşiktaş gibi sarayları kullanmaya başlarlar. Sultan Abdülmecit 19. yüzyılda Osmanlı’nın modernleşme etkileriyle klasik bir saray yerine devlet işlerini takip edebileceği hem de ikamet edebileceği Avrupai bir saray yapılması emrini verir. Mimar Garabet Amira Balyan ve oğlu Nigoğos Balyan tarafından inşa edilen sarayda dönemin Avrupa mimari üsluplarının bir karışımı uygulanmış.

14 ton varak altın

600 metre boyunca uzanana sarayın yapımında kullanılan 5 milyon altın, zaten zor durumda olan Osmanlı hazinesinde ciddi bir hasar yaratır açıkçası. Ama hiçbir ihtişamdan geri kalınmaz. Saray, Fransa’dan getirilen çeşitli mobilyalar ve İngiltere’den ithal edilen avizeler ile donatılır. Duvarlar ise İtalyan bezeme ustaları tarafından süslenir, 14 ton altın varak kullanılır.

Cumhuriyetin ilanıyla bir süre boş kalan saray, daha sonra törenler, misafir ağırlamalarında kullanılmaya başlanır. Atatürk de burayı İstanbul ziyaretlerinde ikametgah olarak kullanır. Ölümünden önce son günlerini de Dolmabahçe’de geçirir. Vefat ettiği odayı ve Türk bayrağına sarılı yatağını sarayı gezerken görebiliyorsunuz. 

Atatürk’ün ölümünden sonra bir süre daha kullanılır ancak 1979 yılından sonra müzeleştirilerek ziyarete açılır. Sarayı gezerken mümkünse belirli saatlerde düzenlenen rehberli turlarla gezmeye çalışın. Bu sayede hem saray hem de içeride yer alan eşyalarla ilgili detaylı bilgi alma şansınız oluyor. Tur, altın varaklı sütunlar, muhteşem bezemeli odalardan geçerek muhteşem tören salonuyla bitiyor. 

İstanbul'da görülmesi gereken 10 müze
Dolmabahçe Sarayı

Saray ana yapısı üç bölüme ayrılıyor. Devlet işlerinin yürütüldüğü Mabeyn, padişah ve ailesinin yaşamına ait olan harem ve bu iki bölüm arasındaki devlet törenleri için ayrılan Muayede Salonu… Ayrıca Saat Kulesi ve Dolmabahçe Cami’si de saray kompleksine dahil. 

İlginç birkaç bilgi: Eskiden Dolmabahçe Sarayı şu an ki halinden daha büyükçe bir alanı kaplıyormuş. Stadyumun olduğu yerdeki tiyatro binası maalesef bir yangınla yok olmuş.

Dolmabahçe’nin saray görevlileri şu an Akaratler’deki sıra evlerde otururlarmış. İstanbul’da elektriğin ve merkezi ısıtma sisteminin ilk uygulandığı yer de Dolmabahçe sarayı imiş.

Detaylı bilgi: DOLMABAHÇE SARAYI

Dolmabahçe Sarayı Pazartesi hariç her gün açık.

Dolmabahçe Sarayı giriş ücreti Selamlık tam 90 TL, indirimli 45 TL – Harem tam 60 TL, indirimli 30 TL

Müze Kart sadece Harem bölümü için geçerli. 

Dolmabahçe Sarayı nerede: Beşiktaş – Kabataş arası

Dolmabahçe Sarayı’na nasıl gidilir: Öncelikle Beşiktaş’a gelirseniz işiniz oldukça kolay. Çınar ağaçlarıyla süslü yolu yürüyerek 15 dakikada saraya ulaşabilirsiniz. Anadolu yakasından geliyorsanız Kabataş iskelesinden yürüyerek 5 dakikada, Karaköy veya Eminönü’nden tramvay ya da otobüs ile 10 dakikada Kabataş’a ulaşacaksınız. 

Yerebatan Sarayı

İstanbul’un en ilginç yerlerinden ve müzelerinden birisi burası. Yer altındaki bu sütun denizi arasında yürürken kendinizi ya bir masalda ya da bir bilim kurgu filminin içerisinde hissedeceğinizden eminim. 

Gizemli ve etkileyici bir ortam yaratmak için ışıklarla donatılmış mekânı ahşap bir platform üzerinde yürüyerek geziyorsunuz. 140 metreye 70 metre boyutlarında, 9800 metre karelik bir alanı kaplayan dev bir yapı. Merdivenlerle inilen mekânda 12 sütun dizisi bulunuyor. 

Sarnıç, MS 542 yılında I. Justinyen tarafından “Büyük Saray”ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılmış. İnşasında 7000 kölenin çalıştığı söylenen sarnıca sular, farklı yerlere yerleştirilen kemerler vasıtasıyla Belgrat ormanlarından getiriliyormuş. Bozdoğan, Mağlova kemerleri bunlardan ikisi. 

Durgun su yerine akan suyu tercih eden Osmanlı, bu suyu Topkapı Sarayı’nın bahçelerini sulamak için kullanmış, bir sonra da kullanmayı bırakmış. Âtıl duruma geçen sarnıç, 1500’lü yıllarda bir Hollandalı gezgin tarafından yeniden keşfedilmiş. Cumhuriyet döneminde ise temizlenen sarnıca platform eklendikten sonra 1987 yılında ziyarete açılmış. 

Medusa Başlı sütunlar

Sarnıçtaki sütunlar loş ortamının etkisi ve ışıklandırma ile o kadar etkileyici görünüyor ki. Bu sütunlardan sarnıçta 336 tane var. Sütunlar farklı yerlerden getirildiği için hepsi birbirine benzemiyor ama bunlardan iki tanesi var ki en ünlüleri onlar. Medusa Başlı Sütunlar sarnıcın dip tarafında yer alıyor. Ters yüz duran sütunların nereden geldiği kesin olarak bilinmiyor. 

Sütun hem Medusa saçlarına sahip hem de ters durunca efsanelere de konu olmuş. Mitolojideki Medusa hikayesi ise çok kısaca şöyle. Efsaneye göre, çok güzel bir kadın olan ölümlü Medusa kardeşleriyle beraber Athena Tapınağı’nda yaşamaktadır. Athena’yla evli olan Poseidon ise Medusa’ya gizli bir aşk duymaktadır.  Bir gün Poseidon, Medusa’ya zorla sahip olur. Athena kıskaçlığından ceza olarak Medusa ve kardeşlerini yüzlerine bakılmayacak kadar çirkinleştirir ve saçlarını yılana çevirir. O kadar çirkindir ki Medusa’ya bakabilen herkes taşa dönüyormuş. Bu ceza ile yetinmeyen Athena üstüne kardeşi Perseus’u Medusa’yı öldürmek için peşinden yollar. Dolaplar çeviren Perseus, Medusa’nın başını keserek Athena’ya sunar. Başı kesildiğinde hamile olan Medusa’nın gövdesinden kanatlı at Pegasus ile dev Khrysaor doğmuşlar.

Diğer görülecek yerlerden biri de Ağlayan Sütun (Gözyaşı Sütunu). Bir tavus kuşu kuyruğunu andıran sütuna ıslak görünümü nedeniyle bu isim verilmiş. Tabii, buna dair efsaneler de var. Bu gözyaşlarının bu sarnıcın yapımında çalışan kölelerin çektikleri acıları temsil ettiği söyleniyor. Yeri, sarnıcın orta taraflarında. Ortasındaki deliğe parmağını sokanların dileklerinin gerçekleşeceğine dair bir inanış var. 

Detaylı bilgi: YEREBATAN SARAYI

Müze her gün açık. Resmi tatil günleri ve dini bayramların birinci günü kapalı.

(Koronovirüs dolayısıyla şu an kapalı olduğundan gitmeden önce mutlaka bilgiyi kontrol edin)

Yerebatan Sarayı’na giriş ücreti tam 15 TL, indirimli (öğrenci – öğretmen) 5 TL

Müze Kart geçerli değil.

Yerebatan Sarayı nerede: Sultanahmet Meydanı

Yerebatan Sarayı’na nasıl gidilir: En kolayı Kabataş – Bağcılar tramvayı ile gelmek. Sultanahmet durağından indikten sonra Ayasofya’ya doğru yürüdüğünüzde yolun sol tarafında girişini göreceksiniz. 

Türk ve İslam Eserleri Müzesi 

Sultanahmet’in göbeğinde Türk ve İslam dünyasına ait birçok ender eseri bir arada görebileceğiniz ödüllü müzelerden biri burası. Özellikle müze gezmek için geldiyseniz Sultanahmet bu açıdan tam bir cennet. 

İlk yeri Süleymaniye Külliyesi’ndeki bir imarethane olan müze, 1914 yılında ziyarete açılmış. Uzun süre burada hizmet verdikten sonra şu anki yerine Sultanahmet Meydanı’ndaki İbrahim Paşa Sarayı’na taşınmış. 

İstanbul müzeleri
Türk ve İslam Eserleri Müzesi

İbrahim Paşa Sarayı, sultan sarayları dışında günümüze gelen tek özel saray. Kanuni Sultan Süleyman’ın tamir ettirerek damadı İbrahim Paşa’ya hediye ettiği bina, yıllar sonra büyük bir restorasyondan geçerek 1983 yılında müzeye dönüştürülmüş. Müze 1984 ve 1985 yıllarında Avrupa Konseyi’nden iki özel ödül almış. 

Dünyanın en iyi halı koleksiyonu

Müze içerisinde Abbasi, Memluk, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma nadir bulunan örnekleri görebiliyorsunuz. İslam sanatının en erken döneminden 20’nci yüzyıla uzanan zaman diliminde Emevi, Abbasi, Kuzey Afrika, Endülüs, Fatımi, Selçuklu, Eyyubi, İlhanlı, Memluk, Timurlu, Safavi devletleriyle çeşitli Kafkas ülkeleri, beylikler ve Osmanlı döneminden kalma eserler zengin bir koleksiyon oluşturuyor. Bu koleksiyonların bazılarının bile kendi başlarına müze oluşturabilecek niteliğe sahip olduğu belirtiliyor.

Dünyanın en iyi halı koleksiyonlarından biri burada. Özellikle Selçuklu halıları şaheser olarak değerlendiriliyor. Camekanlar içerisinde sergilenen halılara bayılacaksınız. 

Koleksiyon içerisinde ayrıca el yazmaları, toprak, metal ve seramik objeler de yer alıyor. Özellikle el yazmaları koleksiyonunda 18 binin üzerinde parça bulunuyor. Ayrıca, etnografya bölümünde son birkaç yüzyıla ait Türk günlük yaşamının izlerini sürebiliyorsunuz. 

İstanbul'da görülmesi gereken 10 müze
Türk ve İslam Eserleri Müzesi

Detaylı bilgi: TÜRK VE İSLAM ESERLERİ MÜZESİ

Müze her gün açık. Yaz ve kış açık olduğu saatler değişiyor. 

Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne giriş ücreti 50 TL 

Müze Kart geçerli

Türk ve İslam Eserleri Müzesi nerede: Sultanahmet Meydanı

Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne nasıl gidilir: En kolay ulaşım Kabataş – Bağcılar tramvay hattı ile gelmek. Sultanahmet durağında indikten sonra Alman Çeşmesi ve dikilitaşların olduğu tarafa doğru ilerlediğinizde Sultanahmet Cami’nin hemen karşısında bina girişini göreceksiniz.

Arter

2010 yılında ilk kez Beyoğlu’nda açılan Arter 2018 yılına kadar burada hayatını sürdürdü. Beyoğlu’na çok yakışan göz alıcı sergileriyle İstiklal Caddesi’ne güzellik katan yerlerden biriydi. Caddeye bakan camın arkasında ilginizi çekecek bir şeyler mutlaka oluyordu.

Vehbi Koç Vakfı’nın destekleriyle kurulan müze, 2019 eylül ayından itibaren çok daha havalı Dolapdere’deki yeni binasına taşındı. Grimshaw Mimarlık tarafından tasarlanan bu yeni binada yine sanatın birçok alanında performans ve etkinliklere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. 

Koleksiyonunda 400’den fazla sanatçının 1400’den fazla çağdaş sanat eseri bulunuyor. Bunlar 1960’lardan itibaren üretilen heykel, baskı, resim, film, fotoğraf, video gibi farklı disiplinlerden eserleri kapsıyor. Bina içerisinde performans salonları, öğrenme ve etkinlik alanları, kütüphane, kitapevi ve bir de bistrosu var. 

Bu arada eski bina da yine Vehbi Koş Vakfı’na bağlı bir sergi mekânı olarak Meşher adıyla hizmet vermeye devam ediyor. 

Detaylı bilgi: ARTER

Şu an salı – cuma günleri 11.00 – 17.00 saatleri arası açık. 

1 Ocak’ta, dini bayramların ilk günlerinde ve pandemi dönemine mahsus olarak resmî tatillerde kapalı.

Arter’e giriş ücreti tam 25 TL, 65 yaş üzeri ve öğretmenler 15 TL, 24 yaş altı ve engelli ziyaretçiler için ücretsiz

Perşembe günleri sergi girişleri herkes için ücretsiz

Arter binasının kütüphane, kitabevi, Bistro by Divan alanlarına, kamuya açık etkinliklere ve Galeri 0’daki sergiye giriş için bilet gerekmiyor.

Arter nerede: Dolapdere

Arter’e nasıl gidilir: Öncelikle Taksim’e gelirseniz gitmeniz daha kolay olacaktır. Taksim’den ve Tepebaşı’ndan Arter’e her saat başı ücretsiz servis bulunuyor. 

Toplu taşımayı ile geliyorsanız metrodan Taksim durağının Gezi çıkışından ya da Osmanbey durağının Pangaltı çıkışından çıkarsanız 10 – 15 dakikalık bir yürüyüşle müzeye ulaşabilirsiniz. 

İstanbul Rahmi M. Koç Müzesi

Alanından ilklerden biri olan Rahmi Koç Müzesi, gerçek bir koleksiyonerin neler yaratabileceğinin en güzel örneklerinden biri. Müzede birçok farklı sektöre ait parçaları bir arada görebiliyorsunuz. Arabaları seviyorsanız, bir uçağın içi nasıl oluyormuş diye merak ediyorsanız, denizaltında nefes kesen dakikalar yaşamak istiyorsanız ya da Londra’nın kırmızı otobüsleriyle selfie çektirmek istiyorsanız burası tam size göre. 

1994 yılında Hasköy’de kurulan müzede Rahmi Koç’un uzun yıllar boyunca özenle biriktirdiği parçalar sergileniyor. Sanayi, ulaşım, endüstri ve iletişim sektörlerinden toplanan bu parçalar adeta sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıyor.  

İstanbul müzeleri
İstanbul Rahmi Koç Müzesi

İlk açıldığından bu yana büyüyen müze bugün 27 bin metre karelik bir alanı kaplıyor. Üç bölümde oluşan müzede başta dediğim gibi yok yok. Lengerhane, Tersane ve dış mekan sergi alanlarında birbirinden özel otomobiller, deniz altı, bir şehir hatları vapuru, lokomotifler, oyuncaklar, matbaa makineleri, zeytinyağı fabrikası gibi irili ufaklı bir sürü şeyi bir arada görebiliyorsunuz. 

Detaylı bilgi: İSTANBUL RAHMİ KOÇ MÜZESİ

Şu an için açık olduğu günler Pazartesi – Cuma arası. 

Dini Bayramların arife ve birinci günü ile her yıl 31 Aralık ve 1 Ocak günleri müze kapalı.

Rahmi Koç Müzesi’ne giriş ücreti tam 28 TL, Öğrenci 12 TL

Denizaltı giriş ücreti tam 14 TL, öğrenci 10 TL

Rahmi Koç Müzesi nerede: Hasköy

Rahmi Koç Müzesi’ne nasıl gidilir: Denizyoluyla gelecekseniz Haliç Hattı’nın Hasköy durağından inmeniz gerekiyor. Üsküdar’dan kalkan vapur Karaköy’e uğrayarak Eyüp’e kadar gidiyor.

Metrobüs ile gidecekseniz Halıcıoğlu durağında inip viyadüğün altına geçmeniz gerekiyor. 

İETT otobüsleri ile gelecekseniz 36T Taksim – Cebeci, 38T Taksim – Küçükköy, 47 Eminönü – Yeşilpınar, 47Ç Eminönü – Güzeltepe, 47E Eminönü – Binevler, 54H Şişli – Hasköy, 54HT Taksim – Hasköy hatlarını kullanabilirsiniz.

Minibüs derseniz de Şişhane – Alibeyköy hattını deneyebilirsiniz. 

Hatırlatma!

Covid döneminde müzelerin ziyaret gün ve saatlerinde bazı değişiklikler yapıldığını unutmayın. O yüzden gitmeden önce son durumlarını mutlaka web sitelerinden ya da telefonla arayarak kontrol edin. 

İlave öneriler

Her türlü müze seven biri olarak bu onlu seçimi yapmak çok zor oldu gerçekten. O yüzden diğer beğendiğim İstanbul müzelerini en azından ismen listenin devamına eklemek istedim. 

Aya İrini Müzesi

Sadberk Hanım Müzesi

Deniz Müzesi

Galata Mevlevihanesi Müzesi

Resim Müzesi

Kariye Cami (Eskiden müzeydi)

Pera Müzesi 

Miniatürk

Masumiyet Müzesi

İstanbul Oyuncak Müzesi

DÜNYANIN EN ÇOK ZİYARET EDİLEN MÜZELERİ‘ni merak ediyorsanız bu yazıma göz atabilirsiniz.

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Tek başınıza ya da arkadaşlarınızla ya da ailenizle doğada olmayı seviyorsanız kamp hayatı sizin için ideal bir tatil şekli olabilir. Çadırınızı alın, piknik çantanızı arabaya yükleyin ve yola koyulun. Ancak kamp hayatı göründüğü kadar kolay değil. Tek başınıza değilseniz öncelikle herkesin bunu sizin kadar istemesi ve sonrasında yanınıza doğru malzemeleri aldığınızdan emin olmanız lazım. EN GEREKLİ KAMP MALZEMELERİni anlattığım başka bir yazım var ama bu yazıda kampın en önemli malzemesi kamp çadırı alırken doğru seçimi yapmanızı sağlayacak ipuçlarını bulacaksınız. 

kamp çadırı
Benim kamp çadırım Robens’in Verve 2 modeli. İki kapısı ve tek bir uzun pol’ü bir de yatay kullanılan kısa pol’ü var.

Doğa tatili yapmak istiyorsanız kamp çadırı ilk alacağınız malzeme olmasın. Çünkü başta dediğim gibi kamp hayatı göründüğü kadar kolay değil. Daracık bir çadırda yatmak, her an elinizin altında su olmadan iş yapmaya çalışmak, ateşte yemek pişirmek ya da en kötüsü tuvalet olmadan bir gece geçirmek… O yüzden öncelikle kolay yöntemi deneyin. Lavabo – mutfak gibi imkanları olan kamp alanlarına gidin ya da arkadaşınızın çadırını ödünç alarak sınırlarınızı test edin. Baktınız sevdiniz, o zaman kendi kamp malzemelerinizi almaya başlayabilirsiniz. 

Malzemeler arasında kamp çadırı, en büyük bütçelilerden biri olduğundan alırken karar vermesi de en zor olanı. Çünkü hem birçok ihtiyacı karşılaması hem de bütçenize uygun olması gerekiyor. Kamp çadırı almadan önce bazı şeylere de karar vermiş olmanız gerekiyor: Çadırı kaç kişilik kullanacaksınız, hangi mevsimde ya da ne kadar uzunluktaki yolculuklar için kullanacaksınız gibi.

Daha da detaylandıracak olursak farklı bir seçenek daha var. Artık araç üstü çadırlar da çok kullanılmaya başlandı. Eğer kamp, hayatınızın bir parçası olacaksa pratik kullanımıyla bence bu seçeneği de düşünmelisiniz.

Bütün bu cevaplar çadır seçiminizi en çok etkileyecek olanlar…

ÇADIR SEÇİMİNİ KOLAYLAŞTIRACAK DETAYLAR

Kaç kişilik olacak?

Birçok markanın farklı modelleri yanı sıra kapasiteye göre modelleri bulunuyor. Siz tek kişi seyahat ediyor olabilirsiniz ama her zaman size birilerinin katılma ihtimalini de düşünmelisiniz. Ancak sırt çantalı uzun yürüyüşler yapıyorsanız ve hafiflik sizin için önemliyse tek kişilik çadırları tercih edebilirsiniz.  

Tabii ki, bunların dar olduğunu da söylemem gerekiyor. Kilo sorununu dert etmiyorsanız uzun vadeli kullanım için iki kişilik çadırlar biraz daha iyi bir tercih. Böylece tek seyahat ettiğinizde de hem size hem de eşyalarınıza alan kalmış olur. Boyutlarda bir standart yok ama iki kişilik çadırın boyutları aşağı yukarı 1,5 mt x 2,1 mm boyutlarında olmalı. Küçükler biraz daha klostrofobik olabiliyor.

Ailece kamp yapmayı seviyorsanız bunun için 4 kişilik çadır modellerinin yanı sıra odalı – bölmeli alternatifler de bulabilirsiniz. 

Kamp çadırı fiyatları
Yıldızların altında çadır keyfi…

Kamp çadırı kaç mevsimlik olmalı?

Diğer bir önemli konu ise kaç mevsimlik çadır istediğiniz. Eğer kışın kullanmam, yaz, ilkbahar, sonbahar ayları benim için uygun diyorsanız en az 3 mevsimlik alın. Bunlar hem rüzgâra hem de hafif yağmura dayanıklı oluyorlar. İçlerindeki mesh yani delikli kumaş sizi böcek-sinek gibi hayvanlardan da koruyor. Ama birkaç saatten fazla süren ağır yağmurlara dayanamayabilir. 

Kış aylarında da kullanmaya istiyorsanız 4 mevsim, daha extreme bir şeyler yapacaksanız da 5 mevsim alabilirsiniz. Bunlar sizi fırtınadan kar yağışlarından da korur. Su geçirmezliklerinin yanı sıra hem havalandırma sistemleriyle size temiz hava sağlar hem de sizi sıcak tutarlar. Bunların en önemli özelliği de dış tente yağmurlukların yere kadar uzanmalarıdır.

3 – 4 mevsimlik çadırlar genellikle iki parçadan oluşuyor. Bunlar çadırın ana kısmını oluşturan iç tente ve dış tente – yağmurluk kısmı diyebilirim. Aynı zamanda kullanılan çubuklar/poller bu çadırların daha dayanıklı olmasını sağlıyor.  

Ağırlık önemli mi?

Çadırın ağırlığı önemli ama bu, sizin nasıl seyahat ettiğinizle de çok alakalı. Araçla yolculuk yapacaksanız ağırlık biraz daha arka planda kalıyor ama yürüyüşlü kamplar yapacak ve kamp malzemelerinizi sırtınızda taşıyacaksanız ağırlık konusu önem kazanıyor. Ağırlığı belirleyen şeylerse kaç mevsimlik çadır olmasına bağlı olarak kumaşın cinsi, kaç kişilik olduğu gibi özellikler.  

Çadır seçiminizi yaparken gerçekten nasıl kamplar yapacağınızı biliyor olmanız lazım. Dağ tırmanışı yapacaksanız, sürekli yağmur altında kalacaksanız ona uygun bir çadır seçmeniz gerekiyor. Bunun için de 4 mevsim ve üzeri çadırlar gerekecektir. Tabii dayanıklılık arttıkça kumaş ağırlığı da artıyor. Bu tür bir tercihiniz olacaksa belki de tek parçalı yani iç tente ve yağmurluğun tek parça olduğu modelleri tercih edebilirsiniz.

Hafif bir çadır her şartta herkesin hayali ama burada da fiyat konusu devreye giriyor. Yüksek teknoloji kullanılarak hafifletilen çadırların fiyatları da bir o kadar yükse oluyor maalesef. 

Kamp çadırları ile ilgili diğer önemli konular

Kamp çadırı
Çadır kurulumu için gerekli çubuk/pol ve kazıklar…

Çadırın havalandırma pencereleri yazın da kışın da çok işe yarıyor. O yüzden alırken bu konuya dikkat edin. Bu pencereler yanlarda bazen de üst kısımda olabiliyor. 

Artık çoğu 3 mevsim ve üzeri çadırda sineklik var. Özellikle sıcak havalarda içeride yatmak kabusa dönüşebiliyor. Doğada kapıları açarak uyumak biraz tehlikeli olduğundan size hem nefes aldıracak hem de sinekleri uzak tutacak bu bölüm çok işinize yarayacak. 

Çadırın içerisinde bazı ufak şeylerinizi koyabileceğiniz cepler veya bir iki şeyi asmak için ip mekanizmasının olması şart değil ama uzun yolculuklarda bu tür detaylar çok yardımcı olabiliyor. 

Kullanıcı sayısına göre çadırınızın birden fazla kapısı olması yine şart değil ama kullanım kolaylığı açısından faydalı oluyor.

Çadırlarda bagaj alanı adı verilen, çadırın kapılarının olduğu taraflarda iç – dış tente arasındaki boş alan çok işe yarıyor. Çanta, ayakkabı koyabilir ya da ıslak kıyafetlerinizi burada bırakabilirsiniz.

Çadır altı örtüsü de özellikle yağmurlu havalarda ya da çadırın alt kısmının zarar göreceği zeminlerde çadır kurmak zorunda olursanız işinize yarayabilir. Örtünün boyutlarının çadır taban boyutlarından biraz daha küçük olmasına dikkat ederseniz suyun altta birikmesini önlemiş olursunuz.  Su geçirmez kumaştan ya da muşambadan üretilmiş modeller bulunuyor.

Çadır nasıl kurulur?

Artık çadırların kurulma mekanizmaları da çok kolaylaştı. Tek bir hareketle 2 saniyede kurulabilen otomatik çadırlar var. Tabii, bunların boyutları büyük olduğundan sırt çantanızla seyahat etmeye çok uygun değil ancak araçla seyahat ediyorsanız tercih edebilirsiniz.  

Çadır kurmak karmaşık gelebilir ama bir iki kez yaptıktan sonra çok pratikleşeceksiniz. ÇADIR NASIL KURULUR ve ÇADIR YERİ NASIL OLMALI yazımda bu konuyu detaylıca anlattım.

Şunları da unutmayın

  • Yanınızda en azından 1 – 2 adet yedek kazık bulundurun. Ufak ve hafif parçalar olduğundan otun – dalın altında gözden kaybolabiliyor. 
  • Çadır yama seti. Çadır çantasının içerisinden genellikle yama parçası çıkıyor. Eğer bununla yetineyim derseniz yanınıza bir yapıştırıcı almalısınız. Ama pratik bir çözüm olması açısından outdoor mağazalarında bulunan yama setini de alabilirsiniz. Farklı boyutlarda kendinden yapışkanlı parçalar acil durumlarda işinize fazlasıyla yarayacaktır. Ben Decathlon’un setini kullanıyorum. 
  • Yama bulamıyorsanız “duct tape” denilen izolasyon bantları işinize yarayabilir. 
  • Yedek ip. Sabitleme iplerinin yedekleri satılıyor, yanınızda bunlardan fazlaca bulundurmanız kamp yaparken birçok konuda işinize yarar. 

Peki, kamp çadırı fiyatları ne kadar?

Bununla ilgili cevap verebilmek için öncelikle tüm bu anlattıklarımdan sonra hangi çadırın size uygun olduğuna karar vermiş olmanız gerekiyor. Neyse ki, artık piyasada farklı fiyat kategorilerinde kamp çadırı bulmak mümkün.

Herhalde birçok kişi hem fikir olacaktır Decathlon’un Türkiye’ye gelmesiyle kamp hayatına ve doğa sporlarına olan ilgi arttı. Tüm bu uğraşlar için gerekli malzemenin bulanabilirliği sağlarken fiyatların da çeşitlenmesini sağladı.

Decathlon’da çadır fiyatları makul fiyatlardan başlayıp özelliklerine göre pahalılaşıyor. Mesela yaz ayları için su geçiren iki kişilik çadırın fiyatı şu an 230 lira… YEŞİL – MH50 QUECHUA modeli bunlardan biri.. Eğer biraz daha su geçirmezlik işin içine girsin istiyorsanız 320 liraya çadır var. Mesela 4 saatlik hafif bir yağmura dayanabilen MH100 QUECHUA modeli… Bunun yanında su geçirmez ve yine makul fiyat istiyorsanız Kutupayısı’nda High Peak Monodome 2 kişilik kamp çadırının fiyatı 399 lira. Bunlar başlangıç seviyesi için oldukça iyi çadırlar.

Benim çadırım Robens’in Verve iki modeli. Pratik kurulumu, suya dayanıklılık açısından oldukça memnunum ancak tek şikayetim biraz daha yüksek bir tavanı olmaması.

Özellikler arttıkça fiyatlar da artıyor

Daha fazla özelliklere sahip kamp çadırları fiyatlar biraz daha yüksek. Mesela Decathlon’da TREK 100 FORCLAZ çadır 690 lira iken farklı mağazalarda bulabileceğiniz Husky çadırların fiyatları 1100 liradan başlıyor. Husky Bird 3 kişilik çadır bunlardan biri. Kampanya dönemlerinde biraz daha iyi fiyatlar yakalayabilirsiniz.

Kamp çadır fiyatları
Kamp çadır fiyatları çok farklı aralıklara sahip.

Dağcılık yapacaksanız ve teknik özellikleri daha da yüksek bir şeyler bakıyorsanız mesela 5 mevsim, Evolite Troll-A Dağcı Çadırı 1700 lira iken Husky Falcon modeli 2300 lira civarı, Husky Bret modeli 1500 lira, Husky Felen modeli ise 3000 lira civarı.

Nort Face, Vaude, Blackdiamond, Vango, Ferrino gibi bilindik markaların kamp çadırlarını da inceleyebilirsiniz.

Eğer yürüyüş ve kamp seviyorsanız şu yazılar da işinize yarayabilir:

Keyifli kamplar…

Daha fazla fotoğraf ve güncel gezileri kaçırmamak için Instagram sayfamı takip etmeyi unutmayın: Figen Kokol

Save